Yargısızlık ve cezasızlığa hayır

- L. Michel DESTAN
59 görüntüleme
Paris’te 9 Ocak 2013’te PKK kurucularından Sakine Cansız, KNK Paris temsilcisi Fidan Doğan ve Kürt Gençlik Hareketi üyesi Leyla Şaylemez’in, başlarına kurşun sıkılarak katledilişlerinin üzerinden 8 yıl geçti. Katil, akıllarda şüphe bırakacak şekilde ölürken, kim oldukları alenen bilinen azmettirenler halen yargılanmadı. Katliamın tetikçisi, Paris Ağır Ceza Mahkemesi’nde bilinçli bir şekilde 4 yıl boyunca yargılanmadı, ölmesi/öldürülmesi ya da firar etmesi beklendi.

İlerleyen süreçte ise kamuoyuna katilin “öldüğü” açıklandı. Birinci “şüpheli”nin ölümü ardından dosya kapatıldı. Ölümünden dolayı suçluluğu kanıtlanmamış zanlı (katil) olarak tarihe geçmiş oldu. Katilin ölümü iki devletin işine gelmiş oldu. Ya da bu şekilde planlanarak dava sümen altı edilmek istendi. Sözde demokrasi ve adalet havariliği yapan Fransa devleti, bu katliamın MİT tarafından planlandığı ve organize edildiği resmi belgelerle ortaya konulduğu halde, adil yargılama gerçekleştirmedi. Katliamı sıradan bir cinayet olarak dava dosyasına koydu. Özünde ise saldırı politik kadın katliamıdır. Aynı zamanda Kürt özgürlük mücadelesini hedef alan geniş kapsama sahipti.

Katliama dair birçok bulgu elde edildi

Süreç boyunca yapılan soruşturmalarda katliamın siyasi boyutu ile ilgili birçok bulgu elde edildi. Tetikçinin suikastten önce Türkiye’ye yaptığı gizli ziyaretler, MİT’e çalıştığına dair Fransız polisine gelen ihbar, yine kriptolu telefon görüşmeleri, Almanya’da Ruhi Semen adlı bir kişiyle bağlantıları, Paris bölgesindeki bir cezaevindeyken kaçış planları yapması, MİT’ten silah ve yardım talep etmesi ve Ruhi Semen ile bir görüşmesinde MİT’e mesaj yollaması ve gideceği adres olarak da Ankara’daki MİT karargahını göstermesi bunlar arasında yer alıyor. 4 Ağustos 2017’de Güney Kürdistan’da PKK’ye bağlı bir birim tarafından düzenlenen özel bir operasyonda yakalanan üst düzey iki MİT elemanının itirafları, yurt dışı operasyonlarından sorumlu Erhan Pekçetin ve İnsan Kaynakları Sorumlusu Aydın Günel’in, MİT’in gizli ibareli suikast talimatı ile cinayet planlarının tartışıldığı görüşmeye dair ses kaydını doğruladı. Fakat insanlık suçu işleyerek halkların kanından beslenen sömürgeci iki devlet Paris Katliamı davasında olduğu gibi, işledikleri suçların ortaklığından kaynaklı birbirlerini kollayarak, bu davanın da üstünü kapatmak istediler.

MİT’in emrindeki tetikçiler

Faşist Türk devleti kuruluşundan günümüze kadar organizeli katliamlar gerçekleştirmiş, muhalif olan herkesi bastırmak, zindana atmak ve katletmekle tarihini şekillendirmiş, kendisini bunun üzerinden var etmiştir. Binlerce devrimcinin kanına girmiştir. Bunu doğrudan kolluk güçleri ile yaptığı kadar çete, gladyo, komando, kontrgerilla, mafya vb.,  işlevi suikast ve katliam olan güçleri de devreye sokarak gerçekleştirmiştir. Bu güçleri doğrudan devletin istihbaratı ve özel birimleri yönlendirmekte. Türk devletinin geçmiş dönemlerde Avrupa’da birçok çete unsurunu MİT’in emrine vererek suikast ve cinayetlerde tetikçi olarak kullandığı bilinmekte. Topal Osman’dan Ogün Samast’a, Alaaddin Çakıcı’dan Ömer Güney’e hepsi bu organizasyonun parçasıdır. Fransa’nın Başkenti Paris’te; Sakine Cansız, Fidan Doğan ve Leyla Şaylemez’in MİT ajanı tarafından katledilmesi dışında; TKP/ML’den Katip Saltan 1981’de, Nubar Yalım 1982’de Hollanda’da, sendikacı Mehmet Kaygısız 1994’te Londra’da, Kürdistan Dayanışma Komitesi Başkanı Teofilas Yorgiadis 20 Mart 1994’te Lefkoşa’da, 31 Aralık 1994’de Halkın Günlüğü taraftarları olan Nurettin Topuz, Mustafa Akgün, Mustafa Aksakal Almanya’da, yine AGİF çalışanı Erol İspir Almanya’da devletin tetikçileri tarafından katledilenler arasında. Sömürgeci Fransız devleti geçmişte sömürgelerinde yaptıkları katliamlarla bilinir. Sırf Cezayir’de 1.5 milyon insanı katlettiler. Ruanda’da ’90’lı yıllarda Hutu ve Tutsi kabilelerinin birbirlerini katletmelerine yardımcı oldular. Paris’te Cezayir’in bağımsızlığı için sokağa çıkan kitleye polisi saldırtan devlet 300 Cezayirli’yi katletti. Sömürgeci Faşist Türk devleti gibi sömürgeci Fransa devleti de devrimcilere, muhaliflere, özgürlük ve bağımsızlık mücadelesi verenlere karşı acımasız davranmış ve katletmekte tereddüt göstermemiştir.

Devletler arası suç ortaklığı ve işbirliği

Emperyalist kapitalist ülkeler çıkarları doğrultusunda sürekli pazarlık halinde olup anlaşmalar yaparlar. Çok açıktır ki Fransız ve Türk devleti anlaşarak, çeşitli çıkar pazarlıkları yaparak üç Kürt kadının katledilmesi davasının üzerini kapatmayı kendi yararlarına gördüler. Böylece aleni bir şekilde iki devlet, suç ortaklığı ve işbirliğini de onaylamış oldular. Faşist saray rejimi ile MİT’in organize ettiği ve yönettiği 9 Ocak Katliamında elbette Fransa istihbaratının haberdar olmayışı düşünülemez. Fransa devleti davayı kapatmak yerine yasalarında var olan azmettiricilerin bulunması ve katliamın siyasi sorumlularının da yargılanması gerektiği öngörüsünü pratiğe geçirmiş olsaydı, kendi istihbaratının sorumluluğunu da yargılamak zorunda kalacaktı. Yani davanın kapatılması her iki devletin lehineydi. MİT’in Ömer Güney adlı tetikçiyi özel olarak Avrupa’ya gönderip katliamı yaptırdığı birçok veri ile açığa kavuşmuştu. Ayrıca katliam listesi içinde Sakine Cansız da yer alıyordu. Genelkurmaylık bünyesindeki eski İstihbarat Daire Başkanı İsmail Hakkı Pekin, katıldığı bir televizyon programında Paris’te üç Kürt kadın siyasetçinin MİT tarafından katledildiğini itiraf etmişti. Pekin daha da ileriye giderek benzer katliamların yapılmasını da istemişti. Türk devletinin Avrupa’da politik faaliyetler yürüten kesimlere yönelik suikast listeleri çıkardığı aleni bir şekilde bilinmektedir. Almanya, Belçika ve Fransa’da çeşitli soruşturmalar ve davalar yürütülmektedir.

Eylemler davanın seyrini değiştirmeye vesile oldu

Paris Katliamını kimlerin kararlaştırdığı, kimlerin planladığı ve kimlerin yaptığı kesinleşmişti fakat yargılamada sonuna kadar gidilmek istenmedi. Fransız savcılar MİT mensuplarının katliamı gerçekleştirdiği sonucuna varmıştı. Savcılık iddianamesinde, tetikçinin cinayet mahalline girerken güvenlik kamerası görüntülerine ve zanlının ceketinde “kurban”lardan birine ait DNA izlerine rastlandığına yer vermişti. Avrupa devletlerinde yeni suikast listeleri karşısında atılan sönük adım sadece hedefteki şahsiyetleri uyarmak ya da göreceli güvenlik sağlamaktır. Ama kendi ülkelerinde ve sorumluluk alanlarında cirit atan MİT elemanlarına ya da tetikçilerine karşı ciddi adım atmamaktadırlar. Bu da devletlerin arasında gizli bir istihbarat işbirliği olduğunu göstermektedir. Gazeteci Erk Acarer’e geçtiğimiz aylarda yapılan saldırı ve Alman devletinin duyarsızlığı, tarafların bu konudaki uzlaşı ve işbirlikçi politikasının son örneğidir. Dolayısıyla devletlerin siyasi katliamlara yönelik tutumları, ekonomik çıkarlar gibi politik çıkarlar doğrultusunda işbirliğini içermektedir. Paris Katliamı dava dosyasını kapatma hamlesine karşı bazı demokratik güçler ve kadın örgütlerinin dışında geniş çaplı bir reaksiyon gösterilmiş olsaydı dava süreci farklı bir mecrada seyredebilirdi. Yapılan eylem ve etkinlikler, ailelerin, kurumların ve avukatların itirazı önemli ama tek başına yeterli değildi.

Suikastlere yönelik dokunulmazlığın sonu

Öncülüğünü Kürt Kadın Hareketi ve SKB’nin yaptığı Paris sokaklarında 5 yıl süren yürüyüşler ve eylemler, gerçek adalet talebinin ve davanın takipçisi olma ısrarının bir ürünüydü. Yapılan eylem ve diplomatik temaslar, davanın adil işletilmesi konusunda yeterli basınç oluşturmamış olsa da, davanın seyrinin değişmesine katkı sunmuş ve ön açıcı olmuştur. Verilen ısrarlı mücadele, Sakine, Leyla ve Fidan’ın ailelerinin Mart 2018’deki başvurusu üzerine bir terörle mücadele hakimine soruşturmanın yeniden açılması talimatı verilmesini sağladı. Ailelerin başvurusunun odağında, MİT’in suikastle bağlantılı olduğu beyanları yer aldı. Avukatlar, Mayıs 2019’da “adli inceleme” başlatılmasına karar verildiğini, soruşturmanın devam ettirilmesi için de yeni bir sorgu yargıcı atandığını açıkladılar. Ayrıca, “Terörist bir teşebbüsle ilişki halinde cinayetlere suç ortaklığı” ve “kriminal terörist suç işlemek amacıyla örgüt kurmak” suçlamaları ile açıldığını da söylediler. Yeni suç duyurusunda, daha önceki iddianamede Türk istihbarat teşkilatı MİT’in rolüne açıkça yapılan vurgunun ardından, MİT’in rolünün daha da derinleştirilmesi talep ediliyor. Avukat Antoine Comte soruşturmanın yeniden açılmasıyla ilgili olarak, “Bu tarihi bir olay. Fransa’da yurt dışından gelen talimatla işlenen siyasi suikastlere yönelik dokunulmazlığın sonu anlamına geliyor… Savcılar olayın, zanlının ölümüyle bitmediğini kabul etmiş oldu. Hâkim, yabancı bir devletin katılımı dahil olmak üzere tüm ögeleri göz önünde bulunduracak” dedi. Comte, “Asıl sorumlular bulunmadan davanın bitmesi mümkün değil” diyerek, bu kazanımı ve davanın takipçisi olmanın ne kadar önemli olduğunu vurgulamış oldu.

Yargısızlığa ve cezasızlığa hayır

Fakat ortaya çıkan çok sayıda belge, bilgi ve yeni katliam planlarına rağmen, Fransız hukukunun soruşturmadaki yavaşlığı tepki konusu olmaya devam ediyor. Fransa’da ’60’lı yıllardan bu yana 40’ı aşkın siyasi cinayet işlendi. Hepsi de cezasızlıkla sonuçlandı. Bu nedenle mevcut sessizlik endişeleri arttırıyor. Bu nedenle üç Kürt kadın devrimcinin katillerinin de cezasız kalmaması için adalet arayışının ısrarlı bir şekilde sürdürülmesi önem arz ediyor. Paris’in göbeğinde ve tüm dünyanın gözü önünde faşist şef Erdoğan rejiminin gerçekleştirdiği bu katliamın yargısız ve cezasız kalmasına izin vermemek gerekiyor. Aksi taktirde cezasız kalması demek yeni katliamların daha rahat işlenmesine cesaret vermek demektir. Bundan sonraki süreçte elbette Paris Katliamının sorumlularının ve işbirlikçilerinin yargılanıp cezalandırılması için mücadele kesintisiz devam edecektir.

 

*SKB Fransa Üyesi