Yeni toplumu önce aramızda kuralım

- Abdullah Öcalan
339 views
 Önce arkadaş ve yoldaş olunmalı. Önce kimiz, neyiz, nereden geliyoruz; bunları tartışalım. Biz yeni bir toplum kurmak istiyoruz, yeni toplumu önce aramızda kuralım, eşitliği, özgürlüğü saygınlığı, sevgiyi önce kendi aramızda gerçekleştirelim.

 

Cinsellik olayını yüceltmekten bahsediyoruz. Nedir yüceltme? Kadın cinsinin, erkek cinsinin biraz sosyalleşmesine, giderek siyasallaşmasına bağlı ele almak gerekir. Ona bağlı olarak ele alınması demek, ideolojik yetkinleşme, politik yetkinleşme ve pratik yeterlilik ister. Bunun gösterilmesi için ne gerekir? Kaba yaşam alışkanlıklarını atmak gerekir. Nasıl aşacak? Çok köleliği geliştiren bir evlilikle giderebilir ki, onun çözüm olmadığını biliyoruz. Kaba bir evlilik, aslında insanın enerjisini bitiriyor. Örgüt dışı bırakıyor, gerilla hattına, örgütsel hatta ulaştırması çok zor. On beş yaşında evlendirildiler mi sonuç yıkımdır, bunu iyi biliyoruz. Bu sürecin tersine bir süreç içine girdiğinde yücelmeyi yaşaması gerekir. Nedir yücelme? Biz sevgi geliştirmek istiyoruz ama bunun zemini neresi, bunun gücü nerede, bunun anlayışı nerede? Kaba yaklaşım, on beş yaşında tüketiyor. Bunun üstüne çıkışı ise, kaba biçimi kabul etmiyor.
Yüce biçimi deneyin. Onu nasıl yakalayacaksınız? Köklü bazı sorunların halledilmesine bağlı olarak, adamın ağzı laf yapacak, siyasi olacak, aydın olacak. Aksi halde kadın erkeğe, erkek kadına nasıl bakacak? Çok kaba bir cinsel varlık! Bir kadınla bir araya gelme, bir konuşma gücü biçiminde bile yaklaşmazsa, bir arkadaş gibi görmeye yanaşmazsa, tuhaftır söylemesi ama iki farklı hayvanın bir araya gelmesi gibi olacaktır. Ya hiç duymazlar, karşısındaki farklı cinstir ya da sadece bir karşı cins olarak görür.

Kaba cinsel yaklaşıma dayalı evlilikler

Çok ilkel sınırlar altında da olsa, insan bu değildir. İnsan sosyal bir varlıktır, siyasal varlıktır, düşünen varlıktır ve bunun gereklerini yerine getirir. O zaman yücelme başlar. Onun için ne yapacaksın? Sosyalleşme dedik, onunla başlayacaksın, arkadaş olmayla başlayacaksın. Derin bir arkadaş olma, ardından -bizim örgüt ölçülerimizde yoldaşlıktır- yoldaşlığın siyasal boyutu var, örgütsel boyut vardır. Bu yaklaşımla eski geleneksel namus veya cinsel yaklaşım çatışır. Bu çatışmayı nasıl halledeceksin? Ya devrimle halledeceksin ya karşı-devrimle. Karşı-devrimin on beş yaş altını kaba cinsel uygulamalarıyla kendisine dayanarak yapmak istediğini iyi biliyoruz. Bizim ise, tam tersine bu kaba cinsel yaklaşıma dayalı evlilikleri bozarak, işlemez duruma getirerek bozmak istediğimizi herkes biliyor.
Bundan büyük bir savaşımın doğduğunu tekrar vurgulamama gerek var mı, bilmiyorum. Güdüler çok güçlüdür, alışkanlıklardan daha güçlüdür. Bir doğa parçasıdır. İnsanın da insan olma sınırına doğru geldiğinde, biraz güdülerini sınırlamayla insan olduğunu unutamayız. Veya güdülerini biraz siyasete, sosyalleşmeye, düşünmeye dönüştürerek insanlıkta eşik aşmasını gerçekleştirdiğini unutamayız.

İlişkilerde sosyalleşmeyi denemek

Kaba cinsel sınırlarında Afrika halkları dolaşır. Şimdi hangi seviyede olduğunu biliyoruz. AIDS hastalığı da biraz bununla bağlantılıdır. Bir yandan emperyalizmin seyrettiği düzey, diğer yandan ilkel Afrikalının cinsellik düzeyi ve bunların çatışması, bu hastalığın kaynağıdır. Nüfus patlaması da bu çelişkinin bir sonucudur. Emperyalizmin yaşam standartlarıyla, bir kadın cinsellik anlayışıyla halkların yaşam standartları ve cinsel yaşamları bir nüfus patlamasıdır. Kendi başına doğayı tahrip etmeye götürecek kadardır. Toplumu yaşanamaz duruma getirecek düzeydedir.
Bizim için “bu kadar evrensel düşünmeye gerek yok, kendi yapımıza taşırılmış sorunları aşmaya çalışıyoruz” denilemez. Burada öncelikle sosyalleşmeyi deneyeceksiniz. Sosyalleşme, bir araya gelmedir, kadının ve erkeğin birbirine yaklaşmasıdır, birbirlerine birkaç söz söylemesidir. Bizde bazen ambargo var, konuşmaya bile yasak getiriliyor. Bu, bir çözüm değil veya konuşmaya fırsat verdirmiyor. Ama bazılarında da alıp birbirini hemen kandırma var. Bu ne çözümdür? Bizim getirdiğimiz nedir? Konuşmaya evet, yakınlaşmaya evet ama bu kendi başına bir çözüm değil. Hemen cinselliği konuşturmaya hayır, bu da seni en kabasından bir duruma düşürür.

Peki doğrusu nedir?

Kürt toplumu veya bizim genel insanımız, Türkiye’den pek farklı değildir. Muazzam anti-sosyalliği, sosyal geriliği yaşamaktadır. Olağanüstü ekonomik gerilik var, ondan siyasal gerilik çıkar, güçsüzlük çıkar. Bunun da örgütsüzlükle bağlantısı var. Vuruş tarzındaki zayıflık askeri alana yansır ki, bu da hiçtir. Gerillaya niye yaklaşamadığınızı söyledim. Bu kişilik gerillaya sağlam yaklaşamaz. Ben de kendimi hazırlamışım bu konuda, kendi deneyimimi incelemenizde yarar görüyorum. En iyi taraflarımdan birisi bence bu olsa gerek.
“Arkadaş olmaya evet” dedim kendi kendime. Kızlarla arkadaş olmak, oynamak güzel, fakat evlilik sınırına geldiğimde bir tepki duymaya başladım. “Bu kurum beni yiyebilir” dedim, oldukça tereddütlüydüm. Sonra tekrar daha gelişmiş bir düzeyde bir kadınla ilişkiyi derinleştirmek istedim. Burada kendimi yitirmedim. Geleneksel aile ölçülerine girebilirdim, oldukça temkinli yaklaştım. Biliyorsunuz, büyük bir savaşa dönüştü bu. Neredeyse TC ile ölüm-kalım savaşına kadar götürdü.
Eğer ben kendimi geleneklere terk etseydim, bir de tutuculuğa kapılsaydım, “kızlar bir tarafa, erkekler bir tarafa” deseydim, bu beni feodalizme götürürdü. Aile arayışına girseydim, bu da beni oraya götürürdü. Bırakalım benden bir devrimcinin çıkmasını, bir küçük-burjuva, bitmiş tükenmiş memur çıkabilirdi ancak. Ama bu olaya dengeli, ihtiyatlı ve ne geleneklere ne düzenin dayatmalarına fazla boyun eğmeden devrimcileşmemde çok büyük rol oynamıştır. Biliyorsunuz, kadınla uğraşıyorum, yakınlaşıyorum ve en büyük yakınlığı biz tesis etmişiz ama halen sorunu çözdü gözüyle bakamıyoruz. Bu biraz gelişmeye yol açmıştır, inkâr edilemez. (…)

Sevgi katliamına karşı mücadele

Sömürgecilik sevgi katliamıdır, aynı zamanda iki cins arasındaki sağlıklı ilişkilerin katledilmesinde veya geriletilmesinde en temel nedendir. Gerici aile de bu konuda sevgi katliamının mezar kazıcısıdır. Düzende günlük olarak gelenekler, din bütünüyle ilişki katliamıdır, sevgi katliamıdır. Bunlar da bir veri. Peki sevgi katliamına karşı nasıl kurtuluş mücadelesi vereceğiz? Bu da bilimsel bir tespit!
Madem katliam vardır, katliama karşı direnme olmalı. Sen bunu göz ardı edersen, sevgiyi geliştiremezsin. Benim çok önceden bir değerlendirmem vardı, bizim devrim aynı zamanda bir sevgi devrimidir. Bu da bilimsel bir terimdir, sembolik-edebi bir tanımlama değil, gerçek sevgi katliamına karşı sevgi devrimini dayatmak gerekiyor. Bu hiç şüphesiz kadın-erkek cinsi arasında daha fazla, yoğun geliştirilebilmiştir, buna duygu deriz.
Yalnız kadın-erkek cinsi arasında değil, kendi hemcinslerimiz arasında da geliştirmek zorundayız. Erkeğin erkeğe saygılı yaklaşımı var mı? Feodalizm mahvetmiş, sömürgecilik mahvetmiş. Kadının kadına saygısı var mı? Hayır! Kıskançlık, çekememe adeta kurt gibi kemiriyor ilişkileri, samimiyeti, sevgiyi, saygıyı bitiriyor. Bütün bunları neyle önleyeceksin? Öncelikle tanışmakla. Ben size henüz tanışma safhasındasınız desem, siz şaşırırsınız. Tanışmayı biraz tarihi temelde yapmak gerekir. Cins olarak nereden nereye geliyorsun, tanışmak budur. Sorunlara verilecek cevaplarla oluyor. Yoksa hayvanlar da karşı cinsten birbirlerini gördüler mi hemen duygusal yaklaşırlar, bu bir tanıma olayı değil. İnsanın tanımı bunun üstündedir.

Aşk tanımı doğru yapılmalı

Tarihte başıma ne geldi, tarihte durumum nedir, güncel durumum nedir, görevim nedir? Çok ilkel durumlardan çıkış imkânı vardır. Bu sorular etrafında tartışmayı sağlarsınız. Bu tanışmayı sağlamadan, hangi aşk ilişkisini geliştireceksin? Aşkı da iki insanın her düzeyde birleşmesi anlamında ele almayın. Aşk olayı, daha değişik bir kavramdır. İnsanın özgürleşmesine duyulan tutku, insanın güzelliğine, insanın hal-hareketlerinin bütünselliğine, gücüne gösterilen saygıdır. Bireysel aşktan bahsetmiyoruz. Bu konu da bir hiçtir. “Canım şunu istiyor, bunu istiyor” demekle olmaz. Senin önünde bir tahribat var, bir katliam var, onu gidermeden, onu aşmadan sen bir şey yapamazsın. “Ya alır kaçarız ya inkâr ederiz” demekle de olmaz.
Önce arkadaş ve yoldaş olunmalı. Önce kimiz, neyiz, nereden geliyoruz; bunları tartışalım. Biz yeni bir toplum kurmak istiyoruz, yeni toplumu önce aramızda kuralım, eşitliği, özgürlüğü saygınlığı, sevgiyi önce kendi aramızda gerçekleştirelim. Bu konuda asgari bir soru sorma gücünü kendinde bulmayacaksın, asgari saygı ifaden olmayacak, neymiş de biz yeni toplumu, sosyalizmi kuruyormuşuz; buna kargalar güler, birbirini kandırmadır! (…)

Birbirini nasıl tanımalı?

Bazıları benim lüzumsuz işlerle uğraştığımı düşünebilir ama öyle değil. Kızlar, erkekler birbirlerini nasıl tanımalı? Belki çok saçma bir soru gibi gelebilir ama bana göre halen biz bu aşamayı yaşıyoruz. Tanımadan öteye, acaba birbirinize yaklaşım gücü gösterebilir misiniz? Gösterirseniz bravo! Hatta şu soruyu da sordum; doğru temelde aşkı geliştirene “bravo” dedim. Gerçek temellerde bir sevgi, bir aşkı yaşıyorlarsa insan gurur duyar. Ama var mı böyle bir durum? (…)
Sevgiyi halk düzeyinde düşünürüm, ülke düzeyinde düşünürüm. Bana “Öndersin” deniliyor. Önder, biraz bütün kadınlar için sevgiyi, bütün erkekler için sevgiyi üretmek zorundadır. Olmazsa sahtekârın teki olur. Ama sizin yaşadıklarınıza bakıyorum; “ya elimizi bu işten çekeriz ya da bireyselliği iliklerimize kadar yaşarız” diyorsunuz. Olmuyor, olmadığı için de siz doğru bir sevgi tanımına, doğru bir ilişki tanımına, saygıya ulaşamazsınız. Bunalım başlar, örgüt de kaybeder ama sen de bitersin.
Şimdi nasıl ortaya çıkılır? Bence bir mücadele tarzımız var, daha fazla açmak istemiyorum. Sorunun bilimsel temellerini ortaya koymak açısından yorum yapmıyorum. Kesin sosyalleşmeyle, siyasallaşmayla, örgütselleşmeyle çözüme doğru gidilebilir. Aynılaştırmıyor ama bağları da kesindir. Hele bizim mücadele koşullarımızda, Parti yaşamımızda daha da kesindir. Birisinden taviz verildi mi diğeri geriler. Birisini inkâr ettin mi diğerini zayıflatmış olursun. Dengeyi nasıl tutturacağız? Buna komple devrimcilik diyorum.