Zapatista’dan Kürdistan’a mücadele deneyimleri

- Mo Nì GHOİLL
104 görüntüleme
Zapatista kadınlarından oluşan bir heyet bu sonbaharda İrlanda ve Britanya’ya geldi. Hikayelerini bir dayanışma biçimi ve sömürgecilik, kapitalizm ve ataerkilliğe karşı mücadelelerimiz hakkında birlikte öğrenmeye ve konuşmaya davet olarak getirdiler. Bu akıcı örnek, devrimci uygulamaların ve sözlerin buradaki eylemlerimize akışı, pek çok temanın engin bir armağanı ve aynasıydı. Yapı eksikliğimiz, kolektif hafızamız, neye ve kime karşı direndiğimizin netliği gibi sorunlarımızı yansıtıyordu.

Heyete, anayurdum Kuzey İrlanda ve yetişkin hayatımın büyük bir bölümünü yaşadığım ve örgütlendiğim İskoçya’da eşlik etme ayrıcalığına sahip oldum. Kürdistan Kadın Özgürlük Hareketi ile bir öğrenme yolculuğuna çıkan İskoçya’daki yeni Jineolojî kolektifinin bir parçasıyım. Bu ilişkinin Zapatista heyetinin öğrenme deneyimine benzer yansımaları oldu ve bunlardan bazılarını burada paylaşmayı umuyorum.

Aynı kolektif kimlik duygusu

Belfast’tan yansımalar;

Kısa bir süreliğine evim olan Belfast’a giden heyete eşlik etme deneyimi bana çok şey kattı. Kendimi son yirmi yılda orada meydana gelen sosyal ve politik değişikliklerden dolayı kayıp ve keder duygusundan ağlarken buldum. Liberalizmin kalpleri ve zihinleri ele geçirdiği ve başka yerlerde çok daha önce gerçekleşmiş olan toplum yıkımı, takıntılı tüketicilik ve sarhoş edici bireycilik süreci bu iki adada hızla hâkim olmuştu. Özel savaş yoluyla kentsel dönüşümün geç ve hızlı süreci, Kuzey İrlanda halkının devrimci isyanını kapitalizme uyum ve uysallığa yönlendirmiş ve bu sürecin sahte adı “barış” olmuştu. Seksenler ve doksanlar ‘da henüz çocuktum, gettolaşmış İrlanda Katolik topluluklarının İngiliz devletine karşı bir tür isyan başlattığı bir zamanın kapanış bölümüydü. Basitçe orada olmak politikleşmek anlamına geliyordu. Anlatılar güçlü ve netti. Ve hayat, karşılıklı yardımlaşma biçimlerinde kolektif olarak yaşanması gerekiyordu; İngiliz devleti dışında güvenlik kültürü, özerk eğitim, polis, dil ve ulaşım yapılarını yaratmak önemliydi.  Kolektif bir toprak parçasında geniş aileler ve birbirine sıkı sıkıya bağlı mahallelerde, genişleyen ve yayılan bakım yapılarının bir kovanında büyüdüm. Zaman zaman aşırı maddi yoksulluk vardı ama beceri, sevgi, tavsiye, karşılıklı yardım ve isyan bolluğu olduğu için “fakir” olduğumuzu asla bilmiyorduk. Çocukluğuma dair sahip olduğum güçlü bir imaj; etrafta dolaşan bebekler, bebekleri tutmak için her zaman çok fazla uzanmış eller vardı. O zamana dair belleğimde, kendimi çok fazlasıyla güçlü hissediyordum, bugüne kıyasla yetişkinlerden çok daha fazla çocuk olmasına rağmen, hep birlikte beraberlik içinde geçirilen zamandı. Çocukken oradaki hareketin ideolojisinden geriye kalanların gücünü hatırlıyorum; kapitalizmin ve İngiliz emperyalizminin reddi, kolektif durumlarımızın netliği; örneğin polis, işgalci askeri güçlere “karşı birliktelik” duygusu. Büyükannemin bana, İngiliz devletinin “ellerinde dünyanın her yerinden kan var” anlatılarını hatırlıyorum. “Emperyalizm” ya da “sömürgecilik” gibi sözcükleri yoktu ama büyükannem anlamlarını çok iyi biliyordu ve bunun gibi bilgiler bana çocukken gündelik konuşmalar yoluyla aktarıldı. Büyükannem ve etrafındakiler, “bizi” içten güvenilir bir şekilde konuşurdu, “bana” yer yoktu. Zapatista kadınlarının konuştuğunu duyduğumuzda aynı kolektif kimlik duygusunu hissettik. Direnişlerinde bunu korudukları, derinleştirdikleri ve güçlendirdikleri açıktı.

Bireyselleştirilmiş bir özgürlük hastalığı

İrlanda’nın kuzeyinde son yirmi yılda meydana gelen değişim dramatikti ve Kürt Özgürlük Hareketi’ni okuduğumda, duyduğumda ve öğrendiğimde oradaki büyük değişimler benim için yeniden canlanıyor. Jineolojî ve onu yaratan hareketin geneli ile yaptığımız konuşmalar aracılığıyla kısa sürede ataerkil anlayış, bilme yollarımız ve içinde bulunduğumuz mevcut siyasi iklimde izlediğimiz yolları reforme etmek için gerekli yolları öğrendik. Buna, Zapatista heyetinin gelişi ile yeni katmanlar eklendi ve benim için derin bir yas süreci oldu. Elbette Kuzey İrlanda’daki hareketin birçok eksikliği vardı; bunların en büyüğü, ataerkil eleştirisinin zayıf olması. Yine işçi sınıfı topluluklarının kapitalist baskı deneyimine “çatışmanın” ayırıcı çizgilerinin ötesinde bütünsel olarak ulaşamamasıydı. Maçolukla doluydu, pratikte ve ideolojide disiplinden yoksunluk vardı ve nihayetinde, İngiliz devletinin ekonomik güdümlü yaklaşımı olan yeni “yumuşak gücün” ortaya çıkışıyla birleştiğinde başarısız olmaya mahkumdu. Dünyanın, bu bölgesindeki durumumuzdan öğrenilecek çok şey var. Bu adaların sakinleri olan bizler, İngiliz devletinin Kuzey İrlanda’da yaşananların anlatısını kontrol etmedeki özel savaş hızını ve zarafetini anlamamız gerekiyor. Çok kısa bir sürede, kolektif bir baskı ve kolektif bir özgürlük duygusuna sahip bir halkı, amneziye uğratarak kolektif zulmün hafızasını sildirmişti. Yabancı şirketler (Barış Süreci’nin müzakere masasında yer alanlardan her biri) tarafından muazzam “yatırımlar” yapıldı. Bunun mümkün kıldığı toplumsal hareketlilik, tamamen finansal açıdan bağımsız, ekonomik açıdan hareketli ve “özgür” olma yeteneğiyle deneyimlenen, bireyselleştirilmiş bir özgürlük hastalığının yayılmasını sağladı. Çocukluğumun genişleyen bakım yapıları, çekirdek aile birimleri ve yabancılaşmış komşular isteyen orta sınıfın katılaşan bir normuna dönüştü. İnsanlar politik ya da ideolojik değil, materyal hakkında konuşuyor ve diğer ezilen halkların mücadeleleri ile ilgili farkındalıkları artık yaygın değil. Ayrıca, şu anda yükselen orta sınıf olan İrlanda Katolik topluluklarında ırkçılık ve “yabancı korkusunda” da bir artış oldu. Bir zamanlar devrimci olan ve şimdi İngiliz devletinin bakış açısına ve diline sahipmiş gibi geçmişten bahseden geniş ailemin son yirmi yıllık kuşağında bunu gördüğümü söylemek beni üzüyor. Orada “biz” çağı sona erdi. Bir grup olarak Belfast’ta Zapatistalar’ı dinlerken, orada inşa edilen ilk özerk İrlandaca konuşan okulda bize bir ayna verildi. Odada başarısızlıklarımızın, belki de oraya yakın olduğumuz ve kaybettiğimiz şeylerin farkındalığını hissettim. Kürdistan Özgür Kadın Hareketi ve Zapatist Hareketin süregelen mücadelelerinin merceğini kullanmak, öğrendiklerimiz ile neyi kaybettiğimiz veya henüz yaratmadıklarımızın çerçevesini açığa çıkarmamıza yardımcı oluyor.

Zapatista ve Kürt Kadın Hareketi arasındaki benzerlikler

Eğitim, yeniden-eğitim ve özerk eğitim yapılarının önemi: Topraklarımızdan geçen Zapatista heyetinin tamamı 20-26 yaşları arasında “İyi yönetim” döneminde eğitim görmüş genç kadınlardı ve bunun etkisi açıktı. Kolektif yönetim, toprağın bakımı, kültürel gelenekler, bitkisel tıp, baskı ve mücadele tarihi ve baskı yapılarına karşı küresel direnişin doğasını Zapatista özerk okullarında öğrenmişlerdi. Genç kadınların saygınlıkları ve açıklıkları, müthiş ve etkileyiciydi. Eleştiri ve öz eleştiri süreçleri de onların Zapatista olma kavramlarının anahtarıydı. Kürdistan Özgür Kadın Hareketi de her şeyden önce eğitime ve öz-eğitime çok önem veriyor. İrlanda’nın kuzeyinde, İrlanda dilinde eğitimin özerk yapıları o zamandan beri devlet tarafından (yumuşak güç projesinin bir parçası olarak) benimsenmiştir ve asla devrimci kimlik inşa etme taahhüdü verilmemiştir ki bu da mücadelede temel bir ihmaldi.
Kolektif hafıza ve kimlik: Geçmişten bugüne uzanan bağın önemi, Avrupa’da paylaşım için gönderilen heyetlerin hikayesi boyunca hissedildi. Bunun iyi eğitim sistemlerinin eseri olduğunu, herkesin kendinden öncekilerin yaptığı fedakârlıklarından öğrendiklerini paylaştılar. Yerli diller, sömürgeci dil olan İspanyolca’ya göre öncellenir ve öğretilir. Kürdistan kadınlarının da sömürgecilik karşıtı mücadelesi, kimliklerinde ısrar etmek ve tarihten silinmemek olmuştur. İrlanda’nın kuzeyinde, kolektif kimlik duygusu önemsizleştirildi, aşındırıldı. Güçlü direniş ve mücadele anlatılarının yerini kolektif hafıza kaybı aldı. İngiliz devletinin Özel Savaşı, bir zamanlar güçlü anti-kapitalist siyasal ideolojiye dayanan mücadeleyi, Katolikler ve Protestanlar arasında din veya mezhepçilik üzerine ve ideolojik olmayan bir “çatışma” olarak yeniden çerçeveledi. Bu politik olarak etkisizleştirici manipülasyon o kadar etkiliydi ki, mücadeleye sahada sıklıkla böyle atıfta bulunuluyor.
Disiplin: Kürdistan Kadın Hareketi’nin mücadele ve militan kişiliğe vurgu yaptığını yakın zamanda öğrendim. Zapatistalar’ın da mücadeleye bağlılık kavramları vardı, gizli örgütlenme çağlarında ve isyan zamanlarında, kendilerini komple harekete adamışlara “militan” ve yarı harekete, yarı yarıya ise aileye adamış olanlar için “isyancı” kavramlarını kullanırlardı. “Zapatista yolları” olarak bahsettikleri paylaşımlarında, özerk bölgelerinde cezaevlerine ihtiyaç duymadıkları açık ve anlaşılırdı. Disiplinin, saygınlık ve mücadelenin kabulü yoluyla kendiliğinden oluştuğunu ve hiyerarşi yoluyla dayatılmadığını anladım. Yolları bozanlar toplumlarına hesap verirler. Zapatista topraklarında alkol yoktur. İrlanda’nın kuzeyinde büyük bir sorun olan alkol ve disiplinli militan kişilik kavramının olmaması, İngiliz devletinin özel savaş ile saldırdığı anda büyük bir sorun haline geldi. Ben genç bir yetişkinken, bir zamanlar sokaklarımızı ve insanlarımızı İngiliz ordusundan koruyan hareketin üyeleri, işçi sınıfı topluluklarında gayri meşru bir güç sistemi, uyuşturucuları kontrol etmenin bir yolu ve bir tehdit sistemi haline gelmişti.

Mücadeleler arasındaki bağlantıları kurmak

Strateji yoluyla güvenlik, güvenlik ve yapı: Zapatista heyetinin bahsettiği örgütlenme yollarının ilk unsuru veya direği güvenlikti. Başlangıçta aynı hanedeki insanların bile hareketin içinde olduklarını birbirleriyle paylaşmadıklarından bahsettiler. Hareket, kamuoyuna açık olmak için stratejik anı beklemeyi tercih etti, çünkü örgütlenmelerinin çok başlarında devlet güçlerinin varlıklarından haberdar olması, savunmasız hale gelmeleri anlamına geliyordu. Kürt Özgürlük Hareketi hakkında öğrendiklerim; bunca yıldır yapılan çalışmaların derinliği, strateji bilinci, kendimizin ve toplumun tüm katmanlarında bütüncül hazırlık ihtiyacı ve görünür olacak anları seçmek…  Benim için bunun mümkün olması ancak militan bir kişilik geliştirme ihtiyacıyla ilgiliydi. İrlanda’nın kuzeyinde bu praksisler eksikti, bu nedenle hareketi, erkeklerin ve ataerkilliğin egemen olduğu üyelerinin ego ve bireyciliğine açık hale getirdi. Annem bana gençliğinde duvarlardaki yazının “sessizlik altındır” dendiğini anlatırdı; kimse kimin kim olduğundan bahsetmezdi çünkü herkes mücadelenin bir parçasıydı ve bu nedenle herkes hareketin içindeydi, her biri kendi rolünü oynuyordu.
Direniş üzerine enternasyonal anlatılar: Sömürgecilik sorgulanırken nasıl daha derine inilir? Kadın ve erkek arasındaki ilişkilerin ne anlama geldiği nasıl sorgulanır? Yeniden etkin bir şekilde organize edilebilecek yapılar ve bağlantılar oluşturmaya nasıl başlanır? gibi sorular Kürt Kadın Hareketi üyesine İrlandalı bir aktivist tarafından yöneltildi. Yanıt ise, enternasyonal mücadeleyi daha güçlü tanımaktı: “Halkların mücadeleleri arasındaki bağlantıları görmeye başlamak hepimizi daha güçlü kılacaktır.” Zapatista heyeti de benzer bir mesaj iletti. Dünyanın yarısını en zor koşullarda ve her şeye rağmen gezdiler. Performatif konuşmalar veya törenler için değil, bizimle oturmak, konuşmak ve dinlemek için. Kendimizi bir kez daha (baskı ve direniş gibi) geniş yapıların bir parçası olarak görmeye başlayabilirsek, yeni bir adım atabiliriz.

 

Çeviri: Berfin Güneş