14 Temmuz:Yaşayan hakikat

- Rûşen Samsat
589 views
43. yıldönümünde; Kürtlüğün varlık kazandığı ve tarih sahnesine demokratik toplum inşası temelinde çarpıcı bir giriş yaptığı bu tarihsel dönüm noktasında 14 Temmuz Büyük Ölüm Orucu direnişinin oynadığı rolü daha iyi anlamaktayız. 

Özünde 21 Mart 1982 Newroz günü Mazlum Doğan yoldaşın gerçekleştirdiği fedai eylem ile yaktığı Newroz ateşi, ardından 18 Mayıs 1982’de Ferhat Kurtay, Necmi Öner, Mahmut Zengin ve Eşref Anyık yoldaşların fedai eylemi ve peşi sıra 14 Temmuz Büyük Ölüm Orucu eylemi ile M.Hayri Durmuş, Kemal Pir, Akif Yılmaz ve Ali Çiçek yoldaşların fedai eylemleri Kürt ve Kürdistan gerçekliğinin varoluş direnişinde birbiri ardı sıra yükseltilen ve bütünlüklü, birbirini tamamlar nitelikte  bir yaşam ve varlık çizgisini ortaya çıkarır. Neredeyse 100 yıllık bir Kürt yok oluş, ezilme, inkar ve imha tarihinin en karanlık ve zorlu dönemecinde dayatılan soykırım kıskacına karşı yaşam ve Kürtlük  adına verilen bir cevaptır. 14 Temmuz, Lozan anlaşmasıyla Kürt varlığının inkarı üzerine bina edilmiş olan sisteme karşı sadece bir direniş değil, aynı zamanda varlık bilincini oluşturan, Kürt politik hafızasının ve demokratik mücadele geleneğinin sembollerinden biri haline gelmiştir. Kürtlük adına  -buna aslında Kürtlükle özdeşleşen Kürt kadın varlığını da eklemek gerekir- veya genel olarak toplumsal varlık adına varolma gerçekliğini, varoluşu Diyarbakır zindan direnişinin doruğu olarak 14 Temmuz Ölüm Orucunda en doğru tanımlamak ve hakikat değerinde görmek  önemlidir. Bir anlamda 50 yıllık PKK gerçekliğinde ifadesini bulan bu varlık mücadelesi, bütün gerçekliği ile -bilinci, tarihsel hafızası, pratik uygulama ve eylem gücü, ruhu, tarihsel kültürü, toplumsallığı, yaşam gücü ve özgürlük değeri ile- burada çekirdek halinde kendisini ortaya koymaktadır. Nasıl ki, atomaltı parçacıklar bir araya gelip atom halini alıyor, varlığın yapı taşlarını oluşturuyorsa; aslında 14 Temmuz Ölüm Orucu da Kürtlüğün varlık kazanmasında benzer bir rolü oynamaktadır. Sadece Kürtlüğün varlık kazanması değil de, evrensel bir toplumsal varlık kazanma olarak da değerlendirebiliriz. 

14 Temmuz ve yeniden filizlenen Kürtlük

Rêber Öcalan 14 Temmuz’u şöyle tanımlıyor; “Parti içi çizgimizi temsil etmekte yeterliliğe sahip bir eylem. Büyük bir köprü; ölümden yaşama, kölelikten özgürlüğe geçiş için atılmış sağlam bir köprü”.
Her birimizin, yeni nesillerin ve genel olarak Kürdün hafızasında, bilincinde ve ruhunda bu köprüye uzanan bir bağ vardır. Kendini bir Kürt olarak tanımlama, bunun farkındalığını, anlam dünyasını oluşturma, bunun özsavunmasına yönelme ve ortak kolektif ahlaki-politik değerler etrafında örgütlenmenin temel yapı taşı 14 Temmuz Ölüm Orucu direnişinde zirveleşen zindan direnişi ile örülmüştür. 14 Temmuz direnişinin sonucu ve devamı olarak demokratik uluslaşma ’90’ların ortalarına varıldığında 15 Ağustos Atılımı, ardı sıra yükselen halk serhildanları ve Kürt politik yapılanması ve kurumsallaşmalarla önemli bir varlık kazanmıştır. 14 Temmuz Ölüm Orucu her açıdan bir tarihsel-toplumsal-kültürel ayna niteliğindedir. 12 Eylül faşist askeri cuntanın gelişi ve Amed zindan gerçekliği esasta -artık TC devleti tarafından da bilinen- PKK oluşumunun bitirilmesi için inkar ve imha politikasının en vahşice ve zirvede uygulanmasıdır. Burada bir çekirdek militan grup ve onbinlerce yurtsever şahsında 100 yıllık inkar ve imha politikası sonuca vardırılmak istenmektedir. Dirilişe geçmiş, biraz bilinçlenen, dile ve eyleme kavuşan Kürtlük, tarihsel olarak bitirilmek istenmektedir.  Burada Kürtlük adına yeniden filizlenen kültür-dil-maneviyat-anlam dünyası-yaşam bağları ne varsa bu çekirdek yapı şahsında silinmeye çalışılmaktadır. Adeta sadece Kürtlüğün posası bırakılmak istenmektedir. Kendi varlığını Kürtlüğün yokluğu ve imhası üzerinde yükseltmiş olan sömürgeci ve kendi toplumsal-tarihsel gerçekliğinden kopmuş olan “Türklük”, kapkara bir faşizm olarak dehşet saçmaktadır. Dayatılan, iradesi ezilmiş, teslim alınmış; içi boşaltılmış, yaşam adına hiçbir şeyin kalmamış olduğu bir ucubeliktir. 

14 Temmuz ortak yaşamın yolunu göstermiştir

14 Temmuz’da dile gelen bir başka gerçeklik daha vardır. Gerçek olmayan, sonradan egemenlik adına inşa edilmiş, kendi varlığını Kürdün inkarında ve imhasında kurgulamış olan devşirme “Beyaz Türklük” ile tarihsel-toplumsal kökleri ile buluşmuş Türklüğün mücadelesini de yine en çıplak ve çarpıcı haliyle Amed zindanında görüyoruz. Kemal Pir yoldaşın üstelik bir Türk enternasyonal olarak eylem ve yaşam felsefesini ortaya koyduğu “Biz yaşamı uğrunda ölecek kadar seviyoruz!” çizgisi, PKK tarihindeki bütün fedai duruş ve eylemlerin ana felsefesidir. Her bir gerilla eyleminde ve direnişinde bu gerçeklik dile gelmekte. Enternasyonalist bir Türk yoldaş olarak bunu dillendirmesi, kendisinin ve Türk halkının varlığını ve özgürlüğünü Kürt varlığının ve özgürlüğünün sağlanmasında görmüş olmasıdır. “Türk halkının kurtuluşu Kürt halkının kurtuluşundan geçer. Kürdistan devrimi olmadan ne Türk, ne Arap, ne de başka bir Ortadoğulu halkın kurtuluşu söz konusu olabilir.” demektedir. Mücadelenin daha ilk yıllarında şehit düşen Haki Karer ve Amed zindan direnişine öncülük eden Kemal Pir yoldaşlar, Türk halkının gerçek devrimci öncüleri ve evlatları olarak Kürt halkının kendini var etme mücadelesinde temel bir yere sahiptir. Kürt halkının zihninde yer edinmiş,  Kürt halkını bunca zulüm, imha ve inkar politikalarına ve soykırıma rağmen Türkiye halklarıyla gönülden ve gerçek kardeşlik anlamında buluşturan ve halkları birbirine bağlayan bu yoldaşlardır. Bu anlamda 14 Temmuz gerçekliğinde gerçek Kürtlüğün de,  gerçek Türklüğün de bir arada, ortak olarak kopuş sağladığı, faşist-sömürgeci ve soykırımcı inşa edilmiş Türklüktür. Aslında 14 Temmuz direnişi şahsında Kürt-Türk sorununun çözümü olarak halkların farklılıkları ile birlikte bir arada yaşama, ortak değerler etrafında buluşma ve mücadele gerçekliği çekirdek halinde ortaya çıkmıştır. Günümüze kadar Kürt halkı bu gerçekliğin taşıyıcısı olmuştur. Her Kürt demokratının, aydının, kadının ve yurtseverinin gönlünde ve bilincinde Kemal Pir ve Haki Karer yoldaşların çok özel bir yeri vardır. Onlara büyük bir sevgi beslenir, büyük değer biçilir.
Gelinen aşamada bu gerçekliğin paylaşılması, Türkiye halklarının çok derinden ihtiyaç duyduğu özgür yaşam ve demokratik toplum mücadelesinin geliştirilmesi için Kemal Pir ve Haki Karer yoldaşların mirasının daha güçlü aktarılması gerekmektedir. Kardeşliğin inşası hangi değerler üzerinden şekillenecek? Bu bağlamda PKK tarihi ve özelde 14 Temmuz Ölüm Orucu direnişi özünde bir Kürt ulusal diriliş tarihi olmakla birlikte; esasta bundan çok öte bir değerler dünyası yarattı. Amed zindan direnişinin  çok kısa sürede dünya çapında tanınması bu değerlerle alakalıdır. Zindan direnişi, daha sonra Önderlik gerçekliği ile birlikte  mücadele tarihimizin en hızlı ve en yaygın dünya çapında sahiplenilen hakikati oldu. Bu değerler çağımızın en demokratik ve özgür toplum inşasının temel harcıdır. Bunlar, halkların karşılıklı birbirinden koparak, birbirini ötekileştirerek veya ezerek, yok sayarak değil, bütün farklılıkları ile birlikte ortak yaşamı barış, demokrasi ve özgürlük gibi ortak değerler etrafında inşasını mümkün kılan değerler bütünüdür.   

Ortak yaşam inşasında buluşmak

Türkiye halklarını, aydınlarını, gençlerini ve özellikle kadınlarını bu anlamda Kürt halkı ile bu ortak değerlerde buluşturmak; toplumsal barışın ve demokratik toplum inşasının zeminlerini, bunun ortak dilini ve bilincini yaratmak bu anlamda 14 Temmuz Ölüm Orucuna, insanlık değerleri uğruna şehit düşen M. Hayri Durmuş, Kemal Pir, Akif Yılmaz ve Ali Çiçek yoldaşların direniş mirasına verilecek en büyük cevaptır. Bu bakımdan 14 Temmuz direnişi günümüzde yaşayan bir hakikattir. Önümüze çok çarpıcı gerçekleri koymakta, görevler yüklemektedir. Kardeşlik denilen şey; doğru inşa edilmeyi bekleyen bir tarihsel-toplumsal ve kültürel hakikattir. Karşılıklı değişim-dönüşüm ve ortak değerler yaratmayı ve bunlar etrafında buluşmayı, halkları büyük bir coşku ile birbiriyle buluşturacak ortak toplumsal bir sözleşmeyi gerektirir. Bunun da günümüz koşullarında büyük bir mücadele, değişim ve dönüşümü gerektirdiği ortadadır. Bu uğurda atılacak her adım, 14 Temmuz direniş gerçekliğini, orada dile gelen ve faşizmi-sömürgeci egemenliği yenilgiye uğratan değerler bütününü, gerçek kardeşliğin nasıl yaratıldığını  bütün halklara ulaştıracaktır. Dolayısıyla asıl olarak “Barış ve Demokratik Toplum” inşası ile son 50 yıllık Kürt direnişinin kendi içerisinde bir yumak halinde barındırdığı yeni  çağın ve paradigmanın felsefik-bilimsel, kültürel, tarihsel-toplumsal değerleri daha fazla kendisini ortaya koyacak ve görünür hale gelecektir. Bu eşiğe bizi taşıyan en önemli duraklardan birisi kuşkusuz 14 Temmuz direnişi olmaktadır. Bunun en önemli ayağı; özellikle Cumhuriyet ile birlikte yanlış kurgulanan, hep bir egemenlik, üstünlük nosyonu ile bezenen homojen bir Türklük inşasının yanlışlığını ortaya koymak, Türkiye halkının 40 yılı aşkın bir süredir altında ezildiği faşizme karşı mücadelede başta Kürt halkı olmak üzere diğer halklarla buluşmasını sağlamak ve ortak bir yaşam inşasının teorik-pratik politik zeminlerini yaratmaktır. Yeni dönemde her 14 Temmuz’u bu bağlamda M. Hayri Durmuş, Kemal Pir, Akif Yılmaz ve Ali Çiçek yoldaşların anısına, onların bu büyük direnişle ortaya koydukları gerçekleri ve değerleri en geniş biçimde halklarımıza, gençlere, aydınlara ve kadınlara ulaştırmaktır. 14 Temmuz şehitlerine saygı ve minnetle…