3. Dünya savaşı özünde kadına karşı savaştır

- Raperin Munzur
255 views
 3. Dünya Savaşı, erkek egemen aklın ulaştığı en kirli, en komplocu, en katliamcı politikalarla devam ediyor. Bu akıl kastik katil akıldır. Kastik katil, toplumsal katildir. Kastik katil teorisini Rêber Apo geliştirmiştir. Kutsal ve dokunulmaz kılınan kast ile öldürmeyi amaç edinmiş katilliğin birleşimi oluyor.

3. Dünya Savaşı Ortadoğu’da, İsrail hegemonyasını oluşturmaya ve enerji yollarının denetimini sağlamaya dayalı olarak yürüyor. Bu savaşın merkezileştiği yer Ortadoğu ve Kürdistan’dır. Yüzyıl önce Ortadoğu ve Kürdistan’ı sahte sınırlarla bölen, ulus devletleri bölgeye ihraç eden sistem çöküyor. İngiltere öncülüğünde gelişen Sykes-Picot düzeni yerine yeni bir düzen oluşturulmaya çalışılıyor. Çünkü bu statüko, yeni gelişen hegemonya açısından aşılması gereken bir durumu ifade ediyor. Dolayısıyla gelişen yeni hegemonik arayış, esasta statükoyu yıkmaya dönük bir mücadele olarak ortaya çıkıyor. Ortadoğu’daki statükocu ve hegemonik arayışları olan İran ve Türkiye’yi hedef alıyor. Pers hanedanlığına, Osmanlı hanedanlığına dayalı olarak hegemonik güç olmaya çalışan bu devletlerin 3. Dünya Savaşı’nın hedefi olduğu tartışılmaz. Kaldı ki İran’a karşı yürütülen savaş gözler önünde.

Şiddet ve savaşın toplumsallaşması

Büyük ihtimalle yönlendirilmiş Hamas saldırıları ile başlayan ve İran’ın bölgedeki etkisini yok ederek en son İran’ın kendisine dayanan bu savaşın sonucu rejim değişimi olur mu, belli değil. Çünkü 3. Dünya Savaşı’nın bir de böyle bir karakteri var. Karşısında savaştığı güçle uzlaşarak ve kendisine bağlı bir iktidar oluşturarak esas amacını gerçekleştirmeye çalışıyor. Esas amaç ise hegemonyasını inşa etmek. Bunun biçimine çok takılmadıklarını ifade ettiler. Hatta Ortadoğu’nun demokratik rejimlere göre değil de monarşi vb. rejimlere uygun olduğunu söyleyecek kadar pervasızlaştılar. Afganistan’a İkiz Kule saldırılarının intikamını alma adına giren ABD, sonuçta orayı karşısında savaştığı Taliban yönetimine bırakarak çıktı. Suriye’ye DAİŞ’e karşı savaşma adına girip sonra orayı HTŞ rejimine bırakmak da aynı aklın ürünü. Bu güçleri ortaya çıkaran ve yönlendirenlerin de aynı akıl olduğu artık açık bir gerçek. İhtiyaç duyduğu oranda bu güçleri geliştirip kullanan, sonra onlarla savaş adına istediği yere giren ve en sonunda da yine bu güçleri iktidara taşıyıp topluma karşı tehdit ve katliam rejiminin devamını sağlayan da aynı hegemonik akıl. Kendi yarattıkları gücü, kendi çıkarları temelinde Ortadoğu’nun içine bir bomba gibi koyuyorlar. Sistem dışı arayış ve tepkileri bu güçler ve yapılanmalar üzerinden hizaya çekmeye, sistem içileştirmeye çalışıyorlar. Yine toplumsal mücadele ve alternatifleri bunlar eliyle yok etmeyi hedefliyorlar. Dolayısıyla bunlar, tekil durumlar olmayı aşıp bir sistemsel tercih olarak ortaya çıkıyor. Yani esasta bu savaşın kapitalist hegemonik güçler ile toplum arasında olduğu çok açık ortaya çıkıyor. Eskiden çokça dillendirdikleri demokrasi ihracı kavramına artık ihtiyaç bile duymuyorlar. Çünkü bu kadar maskeli olmaya gerek kalmamış görünüyor. Bir yanıyla korkunç bir güç yoğunlaşması ve her türlü imkânı eline alma avantajına sahipler. Diğer yandan toplum üzerinde uygulanan politikalarla savaşa, şiddete, komploya, her türlü katliamcı politikaya alıştırılmış ve tepkisiz kılınmış bir gerçeklik yaratılmış durumda. Bu da şiddet ve savaşın toplumsallaşması, kanıksanması anlamına geliyor. Bu çağın en önemli farkı belki de bu.

Kastik katil akıl

3. Dünya Savaşı, erkek egemen aklın ulaştığı en kirli, en komplocu, en katliamcı politikalarla devam ediyor. Bu akıl kastik katil akıldır. Kastik katil, toplumsal katildir. Kastik katil teorisini Rêber Apo geliştirmiştir. Kutsal ve dokunulmaz kılınan kast ile öldürmeyi amaç edinmiş katilliğin birleşimi oluyor. Yani öldürmenin her yolunu ve insanlığı ortadan kaldırmanın her aracını ortaya çıkaracak kadar sapkın bir aklın kendini kutsaması, dokunulmaz kılması ve zorla topluma dayatması oluyor. Bu, toplumun ve kadının katledilmesine, yok edilmesine, sömürü kıskacına alınarak köleleştirilmesine dayalı bir sistemdir. Bu sistem, bu çekirdek üzerinden bugüne kadar sürüyor.

Demokratik ulus çözümü

Yani kapitalist sistemi ve onun sömürü, katliam düzenini süreklileştiren de, başarısını yaratan da ulus devlet gerçeğidir. Dolayısıyla ulus devlet yerine demokratik ulus esaslı paradigmasal yaklaşımın ne kadar yerinde olduğu ortaya çıkmıştır. Kapitalist sistemi ve onun devlet tekelciliğini ortadan kaldırma ve yıkma amacıyla yola çıkıp sonuçta başka bir şekilde ulus devlet olmayı başaran sosyalist rejimlerin de başarısızlığı bu gerçeğe dayalıdır. Her ulus devlet, sonuçta kapitalist sistemi doğurmaya ve kastik katilin geleneğini takip etmeye yol açar. O nedenle günümüzdeki savaşların ve hegemonik mücadelenin panzehiri demokratik ulus çözümüdür. Toplumun farklılıklara dayalı öz örgütlenmesi ve kapitalist tekelci sisteme karşı en temel direnme gücü, örgütlenmesi olarak paha biçilmez bir anlam taşıyor. Milliyetçi temelde kendi ulus devletini kurmak, ezilen ulusun bir hakkı değil, içine çekildiği bir tuzaktır.

Kadın düşmanlığı geliştiriliyor

Diğer yandan 3. Dünya Savaşı’nın temel özelliği, bu savaşın kadına, kadın devrimi potansiyeline karşı bir savaş olarak gelişmesidir. Bir yanı devletler arası ve hegemonya savaşı olarak şekillense de esasta topluma, kadına karşı bir savaş ittifakı olarak ortaya çıkıyor. Rojava, Afganistan bunun çok somut örnekleri. Tarihin hiçbir döneminde kastik katillerin toplum karşısında bu kadar geniş bir ittifakı oluşmamıştır. Birbirine karşı savaşır görünseler de uzlaştıkları yer, toplumsal mücadeleleri ve alternatifleri ortadan kaldırma mücadelesi oluyor. Bunu çok yönlü araçlarla, ama en çok da açık bir faşizmle yürütüyorlar. Toplumsal mücadelelerin geliştiği tüm dönemlerde faşizm devreye giriyor. Günümüzde ise erkek faşizmi tüm topluma yayılmış durumda. Bunun 3. Dünya Savaşı politikalarından kopuk ele alınmaması gerekiyor. Bu kadar şiddet, kadın katliamlarının ve kadına dönük nefretin kaynağında kastik katilin intikam arayışını görmek gerek. Güçlenen kadın, güçlenen kadın mücadelesi ve erkek egemenliğinin temel dayanaklarını ortadan kaldırma iddiası büyük bir öfke yaratıyor. Bu şekilde üstteki büyük hegemon, toplumdaki erkeği birer kastik katil olarak harekete geçirmeye, yönlendirmeye, kadın düşmanlığını her yanıyla geliştirmeye çalışıyor. Bunu militarist politikalardan medya organlarına, ideolojik-propaganda araçlarına kadar her türlü özel savaş ve fiziki savaş yöntemleri ile yapıyor. Her erkeği kadına karşı bir faşist diktatörlük hâline getirmeye çalışıyor. 3. Dünya Savaşı’nın şiddeti, vahşeti ile kadına karşı gelişen şiddet ve kadın düşmanlığının bu kadar paralel yürümesi bir tesadüf değil. Son derece örgütlü, organize ve bilinçli gelişen bir politika olduğu ortadadır. Bu yüzden kadının örgütlü gücü, kendini savunmaya dair örgütlenmesi son derece önemli.

Kürdistan’da gelişen kadın katliamlarının son derece planlı devlet politikaları olduğu, kastik katil çetelerce yürütüldüğü her gün daha fazla ortaya çıkıyor. Gulistan’ı, Rojin’i katleden akıl çok planlı bir soykırımcı akıldır. Xezal’ı hedef alan saldırganlık da aynıdır.

Kadın öz savunmasız olamaz

Erkek egemenliğinin saldırı ve şiddet araçlarına bu kadar sahip olduğu bir süreçte kadının kendini bu denli öz savunmasız bırakması kabul edilemez. Bu, katliamlara yol açan bir durum. Özellikle de Kürdistan’da gelişen kadın katliamlarının son derece planlı devlet politikaları olduğu, kastik katil çetelerce yürütüldüğü her gün daha fazla ortaya çıkıyor. Gulistan’ı, Rojin’i katleden akıl çok planlı bir soykırımcı akıldır. Xezal’ı hedef alan saldırganlık da aynıdır. Ağır bir saldırı altında olmasına rağmen her gün kadınları idam eden İran rejimi ile tüm Ortadoğu’ya katliam dayatan ABD de aynıdır. Kürtlere karşı savaşta sonuç almak adına Kürt kadınlarını hedef alan, fuhuş, tecavüz, uyuşturucu vb. her türlü yöntemle düşürüp sonra katleden akıl da aynı geleneğin uzantısıdır. Yani korkunç bir erkek ittifakı ve felsefesi ile kadınlar kuşatılmış durumda. O yüzden kadın katliamları kesinlikle bireysel şiddet ve tekil durumlara indirgenerek anlaşılamaz. Esasta sistemin topluma karşı yürüttüğü savaşın temel savaş alanıdır kadınlar. Bu yüzden de topluma karşı olan her şeyi kadına karşı olarak görmek gerek. Tersi de doğrudur. Kadına karşı ve kadına dönük her yaklaşımı, saldırıyı ve tutumu da topluma dönük olarak algılamalıyız. Çünkü toplumsallığın kaynağı kadındır. Kadına dayalı kültür ve tüm maddi-manevi yaratımlardır. Bu yüzden kastik katilin çıkışından beri temel hedefi kadındır. İlk kölelik kadın üzerinden geliştirilmiş ve buradan topluma yayılmıştır. Bu diyalektik iyi anlaşılmazsa kadın mücadelesinin toplumsal özü ve toplumsal mücadeleye öncülük rolü yeterince anlaşılamaz.

Birleşik ve bütünlüklü mücadele

Önderliğimiz, 21. yüzyılın kadın yüzyılı olacağını ve kadın özgürlük mücadelesinin başat olacağını yıllar öncesinden ifade etmişti. Bugün sistemin kadın mücadelelerini yok etme, etkisizleştirme ve açıktan savaş ile ortadan kaldırma politikaları devreye girmiş durumda. Birbiri ile ne kadar kavga ederlerse etsinler, kadın karşısında birleşen ve ortak politika, mücadele içine giren bir hegemonik gerçek ile yüz yüzeyiz. Bu sistem gerçeğine karşı kadınların da birleşik ve bütünlüklü bir mücadele geliştirmesi şarttır. Bu saldırılar karşısında bu kadar özsavunmasız kalmak, örgütsüz durmak kadın katliam politikalarına maruz kalmak demektir. Kadını tarihte nasıl komün güçlü ve örgütlü kılmışsa bugün de komün örgütlenmesine dayalı olarak var olma ve toplumsallığını yaratma mücadelesine girişilmelidir.

Kadının öz savunma ve öz örgütlülük gücü komünaliteden gelir. Komünalite toplumdur. Demokratik toplum olmayı başarmak, erkek egemen zihniyet ve saldırganlığın zayıflatılması demektir. Kadın lehine demokratik dengenin oluşması demektir. Sürekli mücadeleci bir ortamın ve kadının özneleşmesinin gelişmesi demektir. Hegemonya savaşlarına karşı toplumun savunulması demektir. Demokratik toplumun inşası bu yüzden en başta kadınların görevidir.