Kadınların öz yönetimi öz savunmasıdır

- Halide Türkoğlu
41 views
3. Dünya Savaşı denilen günümüz sistem krizi, aslında kapitalist hegemonyanın kendini var etme savaşıdır. Ve bu savaş en fazla da kadınlara yönelik sürüyor. Salt fiziki kadın katliamları değil, emek sömürüsü, derinleşen kadın yoksulluğu, ‘makul’ kadın dayatmaları, taciz ve tecavüzler; mücadeleci, direnişçi kadınları rehin alma, itibarsızlaştırma vs. şeklinde binbir kılığa bürünmüş uygulamalarla milliyetçilik, dincilik ve cinsiyetçilik en fazla da kadına saldırıyor. Buna karşın kapitalist modernitenin, ulus devletin, ataerkilliğin dayattığı kader diye belletmeye çalıştığını kabul etmeyen bir kadın direnişi var. 

Halide Türkoğlu

Kadınlar sistemi zorladıkça hedef oluyor

Şurası bir gerçek ki her kadın açısından kendimizi yönetmemizin önünde engeller, duvarlar, zihniyet kalıpları var. Bu yüzden daha çok katlediliyor, daha çok sömürülüyoruz. Erkek-devlet bizim yerimize daha çok söz kurup hayatlarımızdan çalıyor. İşte tam da burada binlerce yıllık kadın mücadelesi ile 21. yüzyılın kadın mücadelesi deneyimleri tarihsel bir yitime karşı yaşamı anlamlandırmak için kendini ortaya koyuyor. Kürdistan’dan Latin Amerika’ya, Afganistan’dan Avrupa’ya, Polonya’dan Asya’ya kadın mücadeleleri sistem karşıtlığıyla erkek-devlet ve sermayeyi zorlayan bir yerde ve bu nedenle özel savaş politikalarının hedefinde kadınlar var. 

Kadın ve gençler şahsında irade kırımı 

Kürt kadınları, elli yılı aşkın bir süredir ulus-devletin her türlü saldırısına ve erkek egemenliğine karşı mücadelesini sürdürüyor. Kürtlere karşı savaşın hedefinde en fazla  kadınlar ve gençler var. Kadınlar ve gençler şahsında Kürt halkı mücadeleden, örgütlenmeden, irade olmaktan alıkonulmaya çalışılıyor. Kadın kırım politikaları fiziksel olmak kadar ekonomik, siyasi, kültürel ve sosyal boyutta bir özel savaş aracı olarak işlev görüyor. Kürdistan’da özellikle de kayyımlarla birlikte özel savaş politikaları daha da derinleştirildi. Kadınların iradesi sadece öz yönetim boyutuyla gasp edilmemiş, siyasi soykırım operasyonlarıyla direnen, mücadele eden ve yeni yaşamın politikasını hayata geçirenler de rehin alınarak örgütlü toplum hedeflendi. 

Yaşamımızı nasıl savunacağız? 

Toplumsal cinsiyetçiliğin, kadın kırımının, her alanda kendini yeniden ve yeniden ürettiği bir ortamda kadınlar için var olmak, kendi olmak, irade olmak ve nasıl yaşayacağına karar vermek bir mücadele konusu. Dolayısıyla toplumsallık içindeki her bir kurumun yeniden sorgulanmasını, yeniden inşaasına dair mücadele salt bazı alanlarla sınırlı tutulamaz. Biz kadınlar aile, siyaset, kültür, medya, ekonomi, eğitim ilişkilerinde nasıl konumlanıyoruz? Ne kadar varlık gösteriyoruz? Ne kadar kendimiziz, nesneleştiğimiz her an katledilmiyor muyuz? Katledilen her kadında biz ne kadar varız? Kendi hakikatimizi nasıl kuracağız, kendimiz olarak var olmayı nasıl başaracağız? Sistemin tuzaklarına yakalanmadan, erkek egemenlikli sisteme karşı yaşamlarımızı nasıl savunacağız? Kendimizi her açıdan yönetme iradesine, kendi hakkımızda söz ve uygulama iradesine sahip miyiz yoksa kaderimiz erkek egemen sistemin çizdiği sınırlar içinde, erkeklerin, iktidarların, toplumun derinliklerine sızmış eril kodlamaların insafına mı terk edilmiş?
Bu sorular çoğaltılabilir. Ancak burada asıl mesele, kendi hayatlarımıza dair verdiğimiz karar, irade olmak ya da olamamak meselesidir. Kürt kadınlarının mücadelesi, her türlü sömürü ve ezilme ilişkisini sorgulayan ve bunun karşısında duran bir nitelikte. Mücadele ettiği iktidar ilişkilerine biat etmemek kadar, yeni yaşam paradigmasıyla toplumsallığını ve inşaasını her alanda gerçekleştiriyor. Dolayısıyla bu sorulara cevabı sadece bazı alanlarda değil yaşamın her alanında arıyor. Ve yaratıyor. 

Örgütlülük en temel savunma biçimi

“Kadın özgürleşmeden toplum özgürleşemez” tespiti ile hareket eden Kürt halkının varlık ve özgürlük mücadelesi, kapitalist modernitenin ulus-devlet ve erkek egemen zihniyetine karşı örgütlü bir halk olmayı ve kendi toplumsallığını yeniden kurmayı başardı. Örgütlü kadınla örgütlü bir toplum oluştu. Yüzyılı aşan inkar ve asimilasyon politikasına karşı örgütlülük, aynı zamanda öz savunması oldu. Yani aslında Kürdistan’da kadının öz yönetim sistemi, bir yaşam savunmasıdır. Özgün ve özerk örgütlenmesiyle kendi politikasını kendisi üretir. Sosyal yaşamdan ekonomiye, siyasetten akademileşmeye, aile ilişkilerinden gençliğin sorunlarına kadar her alan öz savunma kapsamındadır. Artık evrenselleşen bir slogan olan “Jin Jiyan Azadî” bunun belki de en yalın ifadesidir. Kendini yönetebilen, irade olabilen her birey, özelde de kadın kendisine yönelik saldırılara karşı da mücadele etmesini bilir. Sokağını, mahallesini, kültürünü, dilini, doğasını, ekmeğini, yaşam hakkını savunmanın bilinciyle yaşar. Kadın mücadelesi ve örgütlülüğü, sistemin bireycilik anlayışına karşı kolektif ve örgütlü yaşamla ancak sisteme karşı durabilir.
Bu yaklaşımın bir ürünü olan eşbaşkanlık sistemi öz yönetim sisteminin temel mekanizması, uygulamasıdır. Bu yüzden Kürt Kadın Hareketi’ni çöktürmek isteyen AKP-MHP iktidarı en çok eşbaşkanlığa saldırdı, kadın kurumlarını kapattı. Ancak geldiğimiz aşamada kadın düşmanları kaybetti, Kürt kadınlar irade olma ve öz yönetim istencini daha da büyüttü. Bu model, başta Kürdistan’da ve Türkiye’de önemli bir kazanımdır. Bugün iktidarın kadınlara yönelik düşmanlaştırıcı, ötekileştirici, ayrımcılık politikalarına karşı biz kadınların çözümü elbette kadın dayanışmasını, örgütlülüğünü ve bilincini daha da yükseltmek olmalı. 

İnşa vaktidir

Kürdistan’da ve Türkiye’de özgün ve özerk örgütlenmemizle oluşturduğumuz her bir yönetim mekanizmasında kadının iradesini, sesini, aklını ve politikalarını hayata geçirerek sistemin kadın kırım politikalarına karşı savunmamızı ortaya koyuyoruz. Kadınlarla birlikte örgütlü toplum gerçekliğinde yeniden ve yerinden inşa ettiğimiz her kurum kendimizi ve toplumumuzu savunmak içindir. Bakur’da geçmişte bunun inşasında önemli bir deneyim kazandık. Şimdi yeniden yüzyıllık hafızayla özel savaşın üniformalı şiddetinden, sanal şiddetine, derinleşen kadın yoksulluğundan madde bağımlığına, erken yaşta evliliklerden kadın katliamlarına karşı kendi yönetimlerimizde, örgütlenmemizde, öz savunmamızı hayata geçirecek kurumları inşa etme vaktidir.  Biz kadınlar biliyoruz ki, kendini yönetemeyenler kendini savunamazlar. Örgütlenme ile mücadeleyi, mücadele ile yönetimlerimizi güçlendirerek kendimizi ve yaşamlarımızı savunmaya devam ediyoruz. Sözümüzü biz kuruyoruz, yaşamı özgürlük ve eşitlik ilkesi ile savunmayı; sömürü ve ezilme düzenine karşı eylem ile sistemimizi inşa ediyoruz. Kadın yaşamdır, yaşam özgür irade ile anlamlıdır. Kadınların sözü ve iradesi katliamlara, sömürüye karşı binlerce yılın direnişinin örgütlenmesidir. Toplumun kendi yönetimidir, savunmasıdır, özgürleşmesidir. Biz kadınlar vardık, varız, varolacağız. Kendimiz olacağız.

 

*DEM Parti Kadın Meclisi Sözcüsü