Zilan çizgisi “Kadın Rönesansı”nın kendisidir

- Rûşen Samsat
440 views
Zilan gerçekliğini eyleminin 29. yıldönümünde anlamak ve yeniden yeniden anlamlandırmak kadın özgürlüğünün ideolojik-felsefik-toplumsal ve etik-estetik ilkelerini anlamanın ve yaşamsallaştırmanın temel koşuludur. Zilan gerçekliği Kürt Kadın Özgürlük Hareketi’nin tarihsel-evrensel bir anlama; devrimsel çıkışının somut bir temsile ve ifadeye kavuştuğu, bir çizgi haline geldiği devrimci eylem ve duruştur.

Kadın varlığı ve gerçeğine ilişkin parçalı da olsa feminist teori ve mücadele, giderek zayıflamış ve üstü örtülü de olsa tarihsel anacıl toplum merkezli direniş geleneği birçok şey söylese de; belki de en çarpıcı ve sarsıcı farkındalık yaratan bir gerçekliktir Zilan gerçekliği. Kadının özgürlük eğilimini  teorik-felsefik, pratik-eylemsel düzeyde açığa çıkaran bir devrimci niteliktir. 

En devrimci ayraç, bir özgürlük eğilimi

Bu tarihsel eylem ve ortaya koyduğu felsefik çerçeve, kadın tarihinde kadın varoluşu ve özgürlüğü lehine bir kırılma noktasıdır. Dolayısıyla tarihsel-evrensel çerçevede bir çıkış niteliğindedir. Bunu tarihsel ve evrensel ifadeye kavuşturan yine Rêber Apo’dur. Dar algılarımız ve farkındalığımızla -yaşadığımız objektif ve zor koşulların da etkisiyle- Zilan gerçekliğini tanımak ve tanımlamak elbette yeterli olmadı, olmamakta. Kürt kadın militanlığının 40-50 yıla varan yaşam ve savaş-mücadele deneyimi anlam gücünü geliştirmiş olsa da, Zilan gerçekliği kendi başına kadın köleliği ve özgürlüğü açısından bir felsefe taşı gibidir. Ne kadar varız-yokuz, ne kadar köle ne kadar özgürüz, ne kadar kadın olabildik veya olamadık? Bunun temel ayraçlarından belki de en devrimci olanıdır Zilan. Kadın varlığına, onun toplumsallıkla yaşamsal bağlarına, kadın olma bilinç ve duygusuna özgürlük çizgisinde bu kadar sahici, çarpıcı, sarsıcı bir şekilde sıçratma yaratan bu kadar derin tarihsel ve ideolojik-felsefik zemin oluşturan söylem ve eylem çok nadirdir. 

Kadın olmak toplumsallaşmaktır

Zilan gerçekliğini salt kendi zamanının dar siyasi-askeri koşulları ve bunlara kadın cephesinden verilen devrimci bir cevap olarak ele alamayız. Kuşkusuz devrimci irade kendi zamanında kendi çözüm gücünü ve özgürlük eğilimini ve eylemini açığa çıkarır. Bu bakımdan Zilan çizgisi bir zirve olma niteliğindedir. Bununla birlikte kadın özgürlük sorunu söz konusu olduğunda; Zilan duruşu ve gerçekliği tarihsel ve evrensel bir nitelik kazanmaktadır. Bu anlamda Rêber Apo Zilan yoldaşa tanrıçalık atfetmektedir. Tanrıçalığın toplumsal-tarihsel kökenleri ve yaratımı olarak toplumsallıkta, kültür-sanat dünyasında, üretimde, insanlığın bilinç dünyasında ortaya çıkardığı evren, doğa ve toplumsal doğa ilişki sistematiğinde yol açtığı sıçrama bir doğuş niteliğindedir. Özellikle neolitik devrimle bu doğuşun tanrıçalıkta ifadesini bulması, kuşkusuz toplumsallıktaki sıçramanın kadın öncülüğünde gelişmiş olması ile bağlantılıdır. Bütün tanrıçalık sıfatları ve sonraki tarihlerde farklı coğrafyalarda bir devamı niteliğinde anlam kazanan bu kimlik, kadın eksenli toplumsallığın yükselişinde izahını bulur. Kadın olmak eşittir toplumsallaşmak ve toplumsallaştırmaktır. Buradaki diyalektik ilişki kadın için de, toplum için de varoluşsaldır. Toplumsallaştıkça ve toplumsallığı yarattıkça kadın olunmaktadır. Tersinden de toplumsallaşma kadınla ve kadın etrafında nefes alır, gelişir. Ve bunun ilki ve orijini Mezopotamya topraklarıdır; iki nehir arası altın hilal denilen topraklardır. Bu bağ bir şekilde koparıldığında ne kadın olunur, ne de toplum. Bir cins olarak kadın vardır, bir doğa olarak toplum da vardır; ama her ikisi de sakatlanmıştır; kesinlikle krizlidir, döne döne kölelik üretir, iktidar üretir. Toplum-kadın ilişki diyalektiğinin çok daha derinliğine ele alınmasına ve aydınlatılmasına ihtiyaç vardır.
Aynı durum özgürlük sosyolojisi için de geçerlidir. Kadın varoluşu ve tarih boyunca süregelen kriz durumu çözümlenmeden, derin kölelik statüsündeki gerçekliğine karşı bilinçte, duyguda, yaşam-mücadele ve eylem pratiğinde bir red açığa çıkmadan ne toplumsal özgürlük ve ne de kadın özgürlüğü gelişemez. Burada başat ilişki kadın-toplum ilişkisidir. Kuşkusuz kadın-erkek ilişkileri bu diyalektik bağlamında bir anlam kazanmaktadır. Bütün ilişkiler ya özgürlüğe dayalı, eşitlik ölçülerinde karşılıklı toplumsallaştırıcı nitelik kazanır, ya da tersinden köleliğe, iktidara dayalı mülkleştirmeye götürür, dolayısıyla toplumsallaşmayı zedeler. Kadın-erkek ilişkilerinde en çok somutluk kazanan kölelik ilişkisi ve iktidar olgusu her iki cinsin de toplumla ilişkilerini ve bağını zedelemektedir. Esasta toplumsal doğayı çarpıklaştırmaktadır, onu alabildiğine zayıflatmaktadır. Kadın-toplum ilişki diyalektiği aynı zamanda toplumculuk olarak sosyalizmin de kilit veya merkezi kurucu diyalektiğidir.

‘Kadın Rönesansı’nın kendisi

Kadın, özgürlüğün öznesi haline gelmedikçe, gerçek anlamda bir kadın olamamaktadır. Dolayısıyla Zilan yoldaşın gerçekliğini ele aldığımızda kendi zamanında her türlü sömürgeci saldırı ve imha konseptine karşı, başta da Rêber Apo’ya karşı geliştirilen komploya karşı bir fedai eylem gerçekleştirmiştir. Kürdistan Özgürlük Hareketi’nin ilk fedai eylemi olması itibarıyla da Özgürlük Hareketi’nin fedai çizgisini ortaya çıkarmıştır. Özgürlük Hareketi içerisinde Önderlik çizgisine karşı her türlü çizgi dışı, kaynağını erkek egemenlikli zihniyetten alan iktidarcı, Önderlik karşıtı duruşa karşı militan ölçülerde bir eylem çizgisini ifade etmektedir. Fakat Zilan yoldaş fedai çizgisi ötesinde bir anlam ve varlık yaratmıştır. “Verili, köle kadın olarak ben yokum” diyor, ama kadın olarak “Ben varım” diyor. Kadın varoluşunda ve özgürlüğünde bu, kadının kendine dönüşü, kendini özgürce var etmesinin, “Kadın Rönesansı”nın kendisi olmaktadır. Zilan gerçekliği, Rêber Apo’nun sonraki yıllarda geliştirdiği yeni demokratik, ekolojik ve kadın özgürlükçü paradigmayı üzerinde inşa ettiği temel taşlardandır. 

Yaşam çizgisinin temsili

Zilan yoldaşın eylem gerekçesi ve amacı göründüğünden çok daha tarihsel-evrensel bir oluşa, bir doğuşa işaret etmektedir. Birincisi; verili köle kadına karşı büyük bir öfke ve onu kendi şahsında yok etme var. Defalarca bunu asla kabul etmeyeceğini belirtmektedir. Kadının hakikat arayışında yaşam-ölüm ikilemini yerli yerine oturtmaktadır. Kadında neyin yaşam ve neyin ölüm olduğunu, arada kaybolan ayrım çizgisini yeniden tanımlıyor. Dolayısıyla kendisiyle birlikte kadını yeniden yaratan, onu ölüm çizgisinden yeniden yaşam çizgisine çeken, bunu herkese haykıran bir eylemin sahibidir. Eylemiyle, binlerce yıllık derin bir kölelik statüsüne alınmış kadının varolma sorununun, hele-hele özgürleşme sorununun ne kadar yakıcı ve zor olduğunu; hiçbir kitabın, teorik açılımın ve felsefik savların yapamayacağı kadar çıplak ve net ortaya koymaktadır. Kadın özgürlük sorununu; tarihsel-toplumsal bağlamdan kopararak, çağımızın gündelik kadın-erkek ilişkileri ve gelenekselleşmiş basit davranış kalıplarını kırarak şekilsel bir “eşitlik” arayışında çözüm bulduğunu sanan her türlü kadın veya erkek yaklaşımına karşı da bir eylem niteliğindedir. 

Erkekte de özgürlük arayışını derinleştirdi

Dolayısıyla ikincisi; kadın ve toplumsallık, kadın ve toplum bağını kadın olmanın vazgeçilmez bir diyalektiği olarak ortaya koymaktadır. “Halkımın özgürlük isteminin ifadesi olmak istiyorum. Emperyalizmin kadını köleleştiren politikalarına karşı, bombayı kendimde patlatarak hıncımın ve öfkemin büyüklüğünü göstermek ve Kürt kadınının dirilişinin sembolü olmak istiyorum.
…Yaşam iddiam çok büyük, anlamlı bir yaşamın ve büyük bir eylemin sahibi olmak istiyorum. Yaşamı ve insanları çok sevdiğim için bu eylemi gerçekleştirmek istiyorum” diyor Rêber  Apo’ya hitaben yazdığı mektubunda. “Halkımın özgürlük isteminin ifadesi” ve “Kürt kadınının dirilişinin sembolü” olmak… Eylemiyle ortaya çıkardığı varlığını böyle tarif ediyor Zilan yoldaş. Yaşamla olan bağının ve yaşam iddiasının büyüklüğünü ifade ediyor. Bunun Kürt halkında ve Kürt militanlığında çok derin etkileri ve sonuçları olmuştur. Erkek egemenlikli zihniyette ciddi bir kırılma yaratmıştır. Hem kadında ve hem de erkekte özgürlük arayışını derinleştirmiş ve özgür yaşam iddiasını güçlendirmiştir. Toplumun ve erkeğin kadına bakışı, kadınla ilişkisi kesinlikle değişime uğramıştır. Daha fazla onu özgür yaşama çeken, özgür yaşam iradesini ve iddiasını güçlendiren, mücadeleye çeken bir gerçeklik olmuştur.

Zilan çizgisinde özgür yaşamın inşası

Zilan gerçekliğinin “Kadın Rönesansı”nda oynadığı rol Önderliğimizin “Barış ve Demokratik Toplum Çağrısı” ile birlikte daha fazla gerçek tarihsel ve evrensel anlamına kavuşacaktır. Kadın Zilan çizgisinde özgürleştikçe, demokratik toplum inşasındaki öncülük rolünü daha fazla etkili oynayacak, toplumu daha derinden değişim-dönüşüme uğratacaktır. Zilan gerçekliğinin yaşamsallaşması demokratik toplum ve özgür yaşamın inşasıdır. Tarihi eylemler ve kişilikler kendi gerçekliğini ve toplumsallığını yaratır. Tekrar tekrar tanımlanmak, kavranmak ve yaşamsal kılınmak için var olmuşlardır. Kendilerini her çağda yaşatma gibi bir özellik taşırlar. Tarihsel gerçeklikler her zaman insanlığın hakikat ve özgür yaşam arayışını kamçılayan, ona yön veren, tekrar tekrar yaşamla, toplumla bağlarını ören göbek bağı gibidirler.
Zilan gerçekliği böylesine bir tarihsel ve evrensel gerçekliktir. Kürt kadınının en büyük onuru ve aynı zamanda tarihsel görevi Zilan gerçekliğini demokratik toplum manifestosunda dünyaya taşırmaktır. Şehadetinin 29. yıldönümünde Zilan yoldaşı büyük bir minnet, sevgi ve saygıyla anıyoruz.