Özgürlük okulunun öğretmeni kadınlar

- Medya DOZ
372 views
Mitolojilerde adı geçen bütün zalim tanrılar bir araya gelseydi bugün yaşadığımız çağı bu kadar hor, hodkâm ve acımasız kurgulayamazdı. Onların bile aklına bu kadar lakayt acı, bu kadar örtük kölelik, bu kadar ruhsuzluk ve sevgisizlik inşa etmek gelmezdi. Kapitalist modernitenin çağdaş tanrıları mitolojik tanrılara bile dudak ısırtan kötülüklerin toplamı olarak kendini inşa etmiş. Ve bizler iyiliğin üstünü katman katman örten kötülükleri tarihin hafızasından kazımak istiyoruz.

Tırnaklarımızla eşelediğimiz çirkinliği söküp güzelliği arıyoruz. İçimizdeki hakikat algısı derinlerde bizden gizlenen iyiliğin olduğunu fısıldıyor. Biliyoruz ki bazı şeyler hayatın mayasıdır, onlar olmazsa olmaz. İşte o mayaya dokunmaktır gayemiz… Evet, güzel zamanlara gebe bir andayız. Oluşum anında… Anda oluşmanın sancılı gizemini çözmeye çalışıyoruz. “Anlamın maddeyi aştığı, maddenin anlamlaştığı” özgürlük anını yakalamaktır gayemiz. Hayat, bir anlam arayışı ise yoldayız, yürüyoruz. Soruyoruz bazen sesli, kulakların duyduğu, bazen sessiz, içimizin duyduğu…

Oluşum ve yaratım anları

Kimler tarihin genetiğiyle oynuyor ve neden? Neden yüzü örtülü bir coğrafya algısı oluşturulmaya çalıştırılıyor kafamızda, neden ülkemiz gizli bir bahçe gibi sunulur yabancı ellere ve bu bahçede bazı meyveler neden yasak? Daha doğrusu niye bize yasak? Kim oynuyor bu kavramların kimyasıyla? Bu sosyal bilimler hangi zihinlerin inşası? Neden hiç toplumsal kaynakların, tarihsel akışların bilimi yokmuş gibi bir algı yaratılıyor? Bu hayatta ne eksik, yarım olan ne? Yaşam sosyolojimizde var olan ama ifadesi olmayan nedir? Tarihten bugüne en çok ne inkâr edildi ve neden, nedir en çok parçalanan? Herkesin dudaklarına ab-ı hayat olan kaynaklar kurumaya yüz tuttukça aklımız sarsıntılar yaşar, beynimize sorular hücum eder. Başlarız asırlık sorularımıza cevaplar aramaya…  Rêber Apo bu anlara özgürlük sosyolojisinde oluşum ve yaratım anları dedi.

Tamlık duygusunu yitirmeme adına

Hakikatin kalbinin ilk nasıl kemirildiğinin cevabını bulursak yaşama bir nebze olsa yaklaşmış olacağız. Egemenliklerle örgütlenmiş erkek aklının icadı iktidar, ne zamanki kadınlığın ve toplumsallığın kimliğini, bilimini, sosyolojisini ve tarihselliğini yontmaya başladı orada hayat anlam bakımından parçalandı. Bu sadece yaşamın anlamsızlaşmasını beraberinde getirmez bir de o kutsal yaşamın yerlerde sürünmesini de koşullar. Bütün zamanların yaratıcı gücünü kendinde usul usul barındıran, yeryüzünün en güzel varlıklarından olan kadını noksan gören, toplumu nesne gören bütün iktidar eksenli görüşler, kendindeki eksikliği unutmak için sığınılan kör bir in gibidir. Çünkü egemen eksik olabileceğini hazmedemiyor. Tamlık duygusunu yitirmeme adına kadına ve ahlaki politik topluma bulunan yarımlıkların hepsi hayattan bir şeyler eksiltiyor. İktidar aklının anlamsız boşluklarda yuvarlanması bundan… Kendine bin bir kılıf bulan hiçlik psikolojisi de aynı sancının ürünü. Anlam doğuran bir gerçekliği yaşam dışına atarak yaşadığını sanan yalancı iktidarın rüyası, bütün insanlığın kâbusu olduğundan beri anlamı arıyoruz.

Uyanmışsan, insansındır

Gerçeğin uzağına düşmüş sanrılar, ilkin zararsız bir düş gibi görünür sonra da kâbusa dönüşür. Zira kökünden kopan her bir şey parçalanır, dağılır. İster düşte ol ister gerçeğin içinde. Bu akıbetten kurtulmanın tek yolu; kendi yolunu sistemin yolundan ayırmaktır. Kapitalist modernite sisteminin günlük olarak salgıladığı iktidar; bilimcilik, cinsiyetçilik, milliyetçilik, dincilik başta kadının sonra da bütün toplumun canına okuyor. Toplumun köklerini kemiren, kadını hücrelerine kadar kurutup ruhsuzlaştırmaya çalışan bu sistem naralar atarak “ben geliyorum” demez, bin bir hile ile seni çağırır ayağına ve sen aklı başındaysan, ideolojik olarak uyuşturulmamışsan, ret sahibi olabilirsin. Bu kirli sistemin içinde öğütülmenin farkına varmışsan ve buna karşı duruyorsan insansındır. Sistemin çarkında parça pencik olmayı gururuna yedirememişsen, uyanmışsan, insansındır…  Silkinip uyanan insan için bütün bilimler yasak meyve ilan edilir ama bir şey hep unutulur. Uyanan insanın gücü yeni dünyalar yaratacak, coşkuya, aşka sahiptir. Egemenlerin işine gelmediği için bunu unutabilirler, önemli olan bizim unutmamamızdır. Ve hiçbir zaman hatırlama cesaretinden vazgeçmememizdir, evet unutmak her zaman envaı türden korkaklığı barındırır içinde, hatırlamak ise cesur ruhların işidir.

Bilimcilik tanrısı

Görüyoruz ki bilimcilik kendisini tam bir tanrı gibi yapılandırmıştır. Toplumu egemen erkeğe göre inşa etmeye çalışmaktadır. İşte bu yüzden toplumsal bilim kaynaklarının devletçi ve pozitivist bakış açısından arındırılıp asıl kaynağına akıtılması gerekmektedir. Bu kapsamda sosyal bilimlerde kadın bakış açısı ve felsefesi ile yöntem sorunu ve bilgi-iktidar çizgisinin köklü bir çözümlenmesi kaçınılmazdır. Toplumun ahlaki politik sosyal yapısı kendi etik ve estetik değerleriyle ele alınınca gerçek özüne kavuşacaktır. Pozitivizm ve liberalizmin en güçlü kalesi haline gelen sosyal bilimlerin, toplum cephesinden köklü bir eleştirisi ve değerlendirilmesi gerekmekte ve bu özgürlük sosyolojisinin en temel çalışması olmaktadır. Bu şekilde ancak toplum tarihi, düşüncesi, tarzı yeniden ele alınıp değerlendirilebilir. Özgürlük sosyolojisi toplumun yaşamı yeniden kurma okulu, akademisi ve bilme alanıdır. Bilimsel çalışmalar, özgürlük bilimi ve tarihsel gerçekliği temelinde yürütülünce anlam kazanacaktır. Bilimin doğru ve toplumsal bir tanıma kavuşmasında felsefi yoruma ve etik inşalara ihtiyaç vardır. Bilimi aşırı analitik ve egemen eril aklın tekelinden çıkartıp, kadının ve toplumun esnek ve çok seçenekli yaşam yörüngesine akıtmak, hakikate ulaşmanın temel bir zemini haline getirmek gerekiyor. Bu anlamda bilimi, hakikati çarpıtmanın yolu ve yöntemi olmaktan çıkarıp, tarihsel doğruları bilerek toplumsal hakikatlere ulaşmanın adresine dönüştürebiliriz.

Özgürce çarpan yürekler

İnsanca alınan her nefes daha bir anlamlı olsun istiyoruz, hep kıyıda köşede duran halklar hak ettiği yerde, demokratik ulus çatısı altında olsun mesela, ahlaki ve politik tutum, inandığımız yaşam felsefemiz olsun mesela. Kendi tarihini kendi elleriyle nakışlamak isteyen tanrıça soyunun ardılı kadınlar, verili olan, dayatılan bütün yaşam biçimlerinin dışında, özgür bir yaşam inşa etsin mesela… Özgürce çarpan yüreklerin olduğu her yer cennete dönüşür, en güzel destanlar yazılır, tarihsel ezgi tadında şiirler yazılır, düş dünyasında gerçeğe yetebilecek kadar sanatsal eserler yaratılabilir, tanrıçaların öldürülmeye çalışıldığı ve yıkım kültürünün inşa edildiği çağlara ağıtlar yakılabilir, yine her şeye rağmen direnen, özü kadınca olan halk kültürlerine türküler yazılabilir. Kısacası bu ahlaki politik toplumun dünyasında istediğiniz kadar sanatsal ve kültürel akışlarla ruhunuzu özgürlük rüzgârlarına bırakabilirsiniz. Çünkü esir alınan kadın ve toplum dünyası özgürlükle buluşunca kendi etiğini ve estetiğini en güzel şekilde oluşturabilecek potansiyele sahiptir.

Yeni yaşamın oluşumu

Tarihte yaşayan on binlerce onur abidesi kadının, hafızası kanatılmış tarihsel toplumumuzun ruhu şad olmayı bekliyor. Bu anlamda özgürlük sosyolojisi sosyal bilimler alanında, demokratik toplumun inşa alanlarında, ahlaki politik toplum ilkesine dayanan ve ulus–devlete alternatif demokratik ulus alanlarında omzumuza sonsuz inşa görevi yüklüyor. Sonsuzluk ise en çok kendisini sanatla ifadeye kavuşturabilecek bir yapıya sahip. Ve demokratik ulusun hedeflediği kuramsal ve kurumsal içerik; kültürü, ahlakı, politikayı, tarihi, bilimi, siyaseti, estetiği, eğitimi, ekonomiyi, demokrasiyi, ekolojiyi, sağlığı ve daha adını sayamadığımız bilumum toplum ihtiyacını kapsıyor. Bu bir bütün yeni yaşamın oluşumu demek. Bu kadının özgür dünyası demek. Bu ahlaki ve politik toplumun yeniden nefes alması demek. Bu her şeyi ile çarpıtılmış, sararıp solmuş, iktidar algılarından kurtulmak demek. Demokratik modernite sisteminin içinde yer almak, her şeye hakkını verme algısı ile büyümek demek. Demokratik-Ulus zihniyetiyle bir komünde yer almak, özgür birey olmanın anlamlı bir adımını atmak demek. Özgür, eşit ve demokratik ilkelere dayanmış bir halk meclisinde yer almak, inşa görevlerini üstlenmiş toplumsal kadro olmak demek…

Dilimiz zihnimizin aynasıdır

Biliyoruz ki her şey dili doğru anlamlara kavuşturmakla başlar zira dilimiz zihnimizin aynasıdır. Ana kadının ve doğal toplumun diliyle yaşama ideası ise devrimsel bir çıkıştır. Bu çağın zihniyet yapısına musallat olmuş cinsiyetçi ideoloji, cinsleri kimliksiz yaratıklara dönüştürme çarkı gibi çalışıyor. Dillere pelesenk olan aşırı cinsiyetçi ifadelerin hiçbiri insanlığın özüne denk değil. Toplumu hakikati ile buluşturacak ve tarihten ilham alan tanrıça diline ve edebine ihtiyaç vardır. Ne yırtıcı aslan karakterli bir erkek figürü ne de her an avlanmaya hazır ceylan karakterli bir kadın figürü bizim edebimizin ve dilimizin daha doğrusu insani felsefemizin kabul edebileceği bir gerçektir. Ahlaki ve politik toplumun ilk elden temel maddesi sözdür. Sözü doğru bir zihniyetten süzüp insanlığa sunmak ise entelektüel bir görevdir.

Karanlığın orta yerinde aydın bakabilmek

Beş bin yıllık egemen sistem yalana dayalı zihniyetiyle toplumsal sorunları bin bir sıfat ve imgeyle tanımsızlık deryasında boğmaya çalışırken, biz eli kolu bağlı duracak değiliz. Elbette duygu dolu zekâmızın buna bir isyanı olacak. Elbette viran edilen insanlık tarihine yazacak yeni bir şiirimiz olacak, elbette acı ve sevinçlerimizi türküleştireceğiz. Sanılmasın ki kadınlık laldır. Sanılmasın ki özgürlüğe susamış toplum laldır. Var, gerçeğin de kulakları sağır edecek bir çığlığı var. Sadece ve sadece ateşin ortasındayken bile zafere inanan bir ruhun bizi kuşatması lazım. Evet, en çok da ateşin ortasında inanmak gerek. Bayraklar dalgalandığında herkes inanır zafere. Önemli olan karanlığın orta yerinde aydın bakabilmek, önemli olan viran olmuş mekanlarda inşacı olmak, önemli olan kalbi buz tutmuş bir zamanda kor yürekli bir özgürlük savaşçısı olmak… Önemli olan özgürlük okulunda öğretmen olmak.