‘’Bu hareket şehitler hareketidir. Şehitlere anlam vermeyen, benim için yaşayamaz. Herkes burada şunu anlayabilmeli; şehitlerin yaşamının bir anlamı vardır. Ben bunu görüyor ve değerlendiriyorum. Şehitlerin anlamını yaşamsal olarak değerlendiriyorum. Şehitlere bağlılık sözü veren herkes, günlük yaşamını mümkünse büyük iddialı ve eylemli kılsın. ‘’
Rêber Apo
Toplumda bireylerin rolünü olumlu anlamda belirleyen, ahlaki ve politik toplumun gelişimindeki katkılarıdır. Şehit düşen her arkadaş için bunu böyle ifade etmek yerindedir. Şehit Zenda da ahlaki ve politik toplumun gelişimine eylemleriyle, kültür-sanat etkinlikleriyle, toplumsal alanda yürüttüğü çalışmalarla ve en son özgürlük alanlarında vermiş olduğu emekle böylesi bir katkının sahibi ve emekçisi olarak yer almıştır.
Zenda, köklerinin peşinden Paris’ten Medya Savunma Alanlarına uzanan bir özgürlük arayışçısı olarak anlamın ve öz değerlerin takipçilerinden biridir. Paris’te üç çocuklu bir ailenin en son ferdi olarak dünyaya geldi. Kapitalist modernitenin ışıltılı kenti onu kendisine çekemedi. Işıkların ardındaki karanlığı gören bir iç seziyle yaşama yaklaştı ve arayışlarına tutku düzeyinde bağlı kaldı.
Kürt bilincini ailesinden aldı
Ailesi, Kürt bilincini ona aşıladı. Kürtçeyi öğrettiler. Kürt kültürü ve değer yargılarıyla onu büyüttüler. Onun adını Zilan koydular. Zilan’ın yolunu çizdiler ve o yolun duraklarında halka ait güzelliklerle buluşması için onun ilk öğretmeni oldular. Özellikle annesi, onun kişiliğine yön veren, onu besleyen, Kürdistani değerlere yönelten oldu.
Yolu Paris’e düşen birçok insan, Zenda’yı annesinin katıldığı eylemlerde, eylemlerde en ön sıradaki duruşunda ve kızıyla yan yana, omuz omuza saf tuttuğu yürüyüş kortejlerinde gördü, tanıdı. Bir anne ile kız arasındaki ilişkide toplumsal olanın, ikili bir ilişkide birbirini doğruya çekme konusunda ne denli etkili olduğuna şahit olduk.
İkisi tezcanlıydı. Yüzlerinde gülümseme hiç eksik olmazdı ve etraflarına pozitif bir enerji verirlerdi. Ben de onları öyle tanıdım, öyle kodladım hafızama. Hamdiye Ana ince bir insandı ve acılara karşı duyarlıydı. Paris’te Heval Evin, Xale Abdurahman ve Mir Perwer’i kalbinde taşıyan, Mir’in eşini ve çocuklarını unutmayan, bayramda onları yalnız bırakmayan, tuttuğu orucun ardından kendisi başta olmak üzere çevresinden topladığı yardımları gönderen o duyarlı kadın…
Tabii ki çocuğunu büyütürken onun kişilik kazanmasında, karakter sahibi olmasında önemli bir rol oynayacaktı. Komün, hayatımızın anlamıdır ve çoğu kez yaşamın detaylarında insanı insan kılan, insanı insan olarak yaşatan ve moralize eden tüm değerlerdir. Paylaşmayı, yardımlaşmayı, ortaklaşmayı; birinin herkese, herkesin birine karşı duyarlı, ilgili ve kendinden olanı katarak yaşamı güzelleştirmesidir. Bu özellikler Hamdiye Ana’da vardı ve bunu Zenda’ya verdi.
Zenda’nın sevecenliği, yardımseverliği, paylaşımcılığı, zorda olana gönül açan ve destek sunan arayışları işte bu köklerle bağlantılıdır.
Ülkeye ulaşmanın özlemiyle yaşadı
Çünkü o kökler, kadim bir tarihin kökleriydi. İz düşümleri, her birimize geçmişin farkında olarak veya olmayarak onların izlerini takip ettirir. Dere kenarındaki bir taşın fısıltısı, bir mağara oyuğu, bir çınar ağacının gölgesi bunların hatıralarını taşıyordur.
Kuzey Mezopotamya’nın kadim kenti Mardin, bu tarihin merkezlerinden biriydi. Hem toplumsal tarihin değerleri hem de ilk kastik katilin uygarlık icatları orada bulunuyordu. Kerboran ise Kürt yurtseverliğinin diri olduğu, kadim Kürt tarihine ve kültürüne bağlılığın derin ve canlı olduğu bir yerleşkeydi.
Nitekim orada, Zeviya Muharka olarak bilinen ve arkeologlar tarafından “Boncuk Tarla” olarak tercüme edilen o yerleşke de Dicle’nin kıyısında, 11 bin yıllık bir yerleşkeydi. Burada, neolitik öncesi incelemelerde komünal izler açığa çıkarılmış; açığa çıkartılan mezarlarda bu izler görülmüştür. Bu mezarlar başlangıçta kadın, çocuk ve erkeklere ev sahipliği yaparken, neolitikle birlikte kadın ve çocuklar aynı mezarlarda sırlanırken erkeklerin kendileri için ayrı mekânlar yaptıkları açığa çıkartılmıştır.
Yine kamusal alan olarak kullanılan alanlar başlangıçta yumuşak, dairesel iken cinsiyetçilik ve hiyerarşinin ilerleyişiyle kare şekline bürünmüştür. Bu kadar kanıt, 3500-4000 yıl boyunca buranın bir iskân alanı olmasıyla elde edilmiştir.
Kuşkusuz, böylesi kadim bir kültürden, tarihten ve tarihsel hafızadan koparılmak; oraları terke zorlanmak, sürgün yollarına düşmek hiç kolay olmamıştır. Belki göç etmek zorunda olanlar bu değerleri böyle bilince çıkarmamışlardır ama oranın havası, kokusu, tadı tuzu bir başkaydı; özlemi ve serzenişi, bu kadim değerlerin geride bırakılışı ve belki de bir daha ulaşılamayacak olmasıyla ilgilidir.
O yüzden Kürtlerin bir gözü hep arkalarındadır. Arkada bıraktığımız bir emanet vardır. O emaneti hep gözeterek, ona ulaşmanın ukdesiyle ülkemize ulaşmanın özlemiyle yaşarız.
Anlamın ve yaşamın özünü aradı
Kerboranlı Şahin ailesi de yurtseverlik, örgütlülük, kimlik ve kültür davasıyla bağlarını hiç koparmadan, kendilerini var eden ve varlıklarını özgürlüğe taşıyacak olanlarla hep birlikte olmaya, onlarla yol almaya çalışanlardan olmuştur.
Zilan da bu kültürün içinde kendi yolunu erken bulan ve ilk girenlerden oldu. Zilan’ın ilk anlam arayışı kültürle oldu. Kültür, anlamın ve yaşamın özüdür. Anlamın ve yaşamın özünü arayan Zilan, Kürt folklorunu çok sevdi. Oyunlar oynadı, hocalık yaptı, mihricanlara katıldı, ödüller aldı. Derneklerde çocukları eğitti, gençlerle omuz omuza halaya durdu. Festivallere ulusal kıyafetleriyle katıldı. Yaşamda Kürtçe konuştu.
Hâlbuki kapitalist modernitenin okullarında okumuştu, aynı zamanda işe de gidiyordu ama yine de öz değerlerine bağlı kalması onu özgürlük arayışçısı kıldı, özgürlükle buluşturdu.
Zilan, evine giden hevallerine hep kıymet vermiştir. Onlara daha bir özen göstermiştir. Onların varlığından çok keyif almıştı. Sohbetleri hoşuna gidiyor, soruları oluşmuş, bu sorulara yanıt arama peşine düşmüştür. Öyle ya, soru sormak ilk eylemdir; soruların peşine düşmek ise cesaret ve iddia işidir.
İşte Zilan, bu ikisini de yapabildiği için devrimciliğe adım atmıştır.
“Paris’te yaşanmaz”
Onun ilk büyük acısı ve öfkesi, Paris katliamı ile sel oldu, aktı. Paris’in merkezinde üç devrimci Kürt kadını — Sara, Rojbin, Ronahi — katledilmişti. Hem de namertçe. Namertlik, erkek egemen sistemin komplocu özelliğinden gelir; kaynağını sinsilikten ve kastik-katillikten alır.
Anacıl komünal toplum değerleriyle büyüyen Zilan buna tepkisiz kalamazdı. Tepkisi artık “Paris’te yaşanmaz” idi.
Anlamın en büyüğü bu değil mi? Bir katliamdan sonra orayı terk ederek suç ortağı olmak istememe, oranın kirine-pasına bulaşmak istememe ve kendini arındırarak mücadeleci kılmak…
İşte Zilan, bu iddia ve onların bıraktığı mirasa sahip çıkarak özgürlük yolculuğuna başladı.
“Zilan çok güzeldi, endamlıydı”
Gençlik çalışmasıyla başladı. Toplumsal alanda gençlerin eğitimiyle ilgilendi. Onların yönetimi adına kadın toplantılarına katıldı. Söz kurdu, sözün ağırlığıyla eyleme yöneldi ve örgüt oluşturmaya çalıştı.
Paris’i terk eden Zilan, Avrupa’da da kalmak istemedi. Yönünü sevdiği, özlemini çektiği ülke topraklarına verdi.
Annesinin de dediği gibi, Zilan çok güzeldi. Endamlıydı. Gerilla elbisesi ne de güzel yakışmıştı. Arkadaşlar arasında hep gülen resimleriyle geriye izler bıraktı.
Özgürlük alanlarında keyifliydi, coşkulu ve heyecanlıydı. İşlere karşı sorumluluk duyar ve disiplinle yaklaşırdı. Görevlerini ihmal etmez, onları kısa sürede yerine getirme çabasındaydı. Eğitim ortamlarında eğitimleri can kulağıyla dinleyen, öğrenme hevesi çok belirgin olanlardandı.
Bilinç kazanmış bir Kürt kadını olarak iradeli ve mücadeleci bir duruş için iddialıydı.
O, her şeyden önce candandı. Çok samimi ve dürüst duygularla yaşama ve yoldaşlarına yaklaştı. Onu o yüzden görenler sevdi ve bizlerde anılar bıraktı, sorumluluklar yükledi.
Zilan’ın gülüşü bizimle
Zilan’ın gülüşü bizimle. Gülümseyen gözleri, aydınlık bir ufuk açıyor yolumuza. Onu mücadelemizde yaşatacak ve ideallerinin takipçisi olacağız.
Tıpkı Rêber Apo’nun dediği gibi:
“Analar bile en değerli varlıklarını ülke için şehit verdiklerinde, bunun büyük bir birlik, buluşma için olduğunu bildiğinden katlanıyorlar. Bilindiği gibi ana-evlat sevgisi dayanılmaz boyuttadır. Kürdistan’da oluşan gelişmeleri göz önüne getirdiğimizde, şahadetler de dâhil, ayrılıklar birlik anlamına geliyor. Ruhunda bir birlik olayı var; işte bu ulusal birlik oluyor. Demokratik halkın özgürleşmesi, birleşmesi anlamına geliyor.”
Hamdiye Ana da seni zılgıtlarla uğurladı. Ağladığında, “Ben güçlü bir anayım, Zilan’a söz vermiştim; başım dik ve güçlü olmalıyım. Kürdistan ağır bir bedel istiyordu. Bu bedelin ağırlığından ötürü en değerli varlığımı Kürdistan’a verdim.” diyordu.
HPG Basın İrtibat Merkezi (BİM) tarafından 9 Şubat 2020 günü Medya Savunma Alanları’nda şehit düştüğü açıklanan Zilan Şahin – Zenda Bermal’in anısına.
