Bir sözün açtığı yol

- Haskar Kırmızıgül
520 views
Heval Sara’nın “yaman, çekici ve birleştirici” dediği mücadelemiz Dünya Demokratik Kadın Konfederalizmi önerisiyle evrensel bir düzleme taşındı.

Paris. Kürdün hafızasında çok belirgin bir yeri var bu şehrin. Ama romantik gezilerde poz verilen kafeleri, tarihin izlerini sürdüğünüz yapıları, kiliseleri, Paris Komünü ilanında başkaldırılara şahitlik eden, mevzilerin kurulduğu meydanları, turistlerin görmek için kuyruğa girdiği müzeleri ile değil. İlk gün gibi diri, yakıcı ve katmerli bir acının çöktüğü iki sokaktan hatırlıyoruz Paris’i. On iki yıl önce her biri dünyalara bedel üç can parçamızı katlettikleri Rue La Fayette’ten. Ve on yıl sonra daha kapanmamış yaramıza bir hançeri batırdıkları Rue d’Enghien’den. İsimlerini bilmediğimiz halde ayaklarımızın bizi götürdüğü bu iki sokaktan. Gözü kapalı buluruz on binlerce insanın aktığı ve zemheri ayazında öfkeden, acıdan alev alev yandığı bu sokakları. Paris, böyle kalmıştır hafızamızda. Yalnızlığımızı, adaletsizliği, bize karşı kurulan kirli, gizli ve ilkesiz ittifakları iliklerimize kadar hissettiğimiz bir şehir olarak.

Marielle Franco

Zıtların birliğini anlatan şehir

Buna karşılık kendinden taşan bir şehirdir Paris. Kürde artık yalnız olmadığını hatırlatan, “kadın devriminin” fitilini ateşleyen, bizi katletmeye yeminli ortaklara karşı kadınların en güçlü dayanışmasını kuran, zıtların birliğini en yalın biçimde anlatan bir şehirdir aynı zamanda; öfke ve sevinç, ölüm ve diriliş, kaybetme ve kavuşma, unutmak ve hatırlamak, yenilgi ve zafer. Bu sürgün diyarında bunlar iç içe geçmiştir, kıran kırana çarpışmış ve her seferinde ikincisi galip gelmiştir.
Kim bilir, belki de göğü delen hawarımızdı bizi dünya kadınlarına ulaştıran. Herkes bizi birleştiren bu acının, öfkenin ve bağlılığın sebebini merak etti. Kürt kadınlarının mücadelesinin dünyadaki kadın hareketleriyle teması böyle başladı. Artık “dağlardan başka dostu olmayan” bir halk değildik. Kendi kökleri üzerinde büyüyen ve dallanıp budaklandıkça kökleri çoğalan bir mücadeleydi bu.

Berta Caceres

Anlamak ve anlaşılmak istemi

Sakine Cansız’ın hayatında somutlaşan ideolojik, felsefi ve bilimsel anlamda derinleşmiş, güçlenmiş ve toplumsallaşmış olan kavgamıza olan ilgi arttı. Bu deneyimi çokça anlatma fırsatı bulduk. Her birimiz mücadelemizin miladının ve rotasının Sara’nın kavgayla dolu hayatı olduğunu dilimiz döndüğünce anlattık. Sistemin iradesini kıramadığı kadınları hedef aldığını; Berta Caceres, Marielle Franco, Julia Chunil ve daha nicelerinin kadınlara umut, erkekliğe korku saldığını ve bunun ataerkil sistemin “kadınlara açtığı savaş” politikasının bir parçası olduğunu gördük. Büyük şehirlerden küçük köylere, daha önce adını bile duymadığımız yerlere bizi götüren bu hakikatti. Anlamak ve anlaşılmak istemi. Çok değerli, anlamlı ve onur veren anlara tanıklık ettik.

 

Julia Chunil

Özgürlüğe yakın durduğunu öğrendiler

Hindistan’da, Abya Yala’da düzenlenen bazı konferanslar heval Sara’ya adandı. Güney Afrika’da ismini Rosa Luxemburg ile birlikte tarihte iz bırakan kadınlara yer verdikleri takvimlerde yer verenler oldu. Heval Sara’nın beş dile çevrilen kitabını okuyup, bir kadının sorgulamasını, başkaldırısını, arayışlarını ve sevgisini zirvede yaşadığı sürece özgürlüğe yakın durduğunu öğrenenler oldu. İsmini koluna dövme yaptıranlar, Kürt kadınlarının özgürlük mücadelesine omuz verip adını Sara, Rojbin yapan kadınlar oldu.

 

 Gerçekleşmeyecek ütopyalarımız yok

Bu deneyimlere tanıklık eden her bir arkadaşımız, bunun kendisinin başarısı değil, yıllar boyu biriktirilmiş değerler bütünlüğünün patlaması olduğunu biliyordu. Farklı halklara dönük her çalışmaya değer biçen heval Sara’nın katıldığı bir konferansta dediği gibi: Bizim gerçekleşmeyecek ütopyalarımız yok! Yarım asrı aşan bu mücadeleye ilk anından bu yana katılan Kürt kadınlarının ödediği bedeller, erkek egemenlikli sistemi analiz etmede ulaştığı kavramsal ve kuramsal derinlik ve ortaya çıkan pratik bu ütopyayı gerçek kılan yapıtaşları idi. İçteki bu istem dışa doğru yayılırken de aynı yolu izledik. Kadınların ilişki ve ittifak anlayışının bu olması gerektiğini, duygu ve düşüncenin bu yolu işaret ettiğini anlamaya başladık. Dinlemeye, anlamaya ve anladığımızla yetinmeyip birbirimizden öğrenmeye ihtiyacımız olduğunu her geçen gün daha güçlü hissettik. Dönüşen ve dönüştüren ve her birimizi geçmişe kıyasla daha güçlü hissettiren ilişkiler kurduk.

Çoğalmak ve birlikte güçlenmek

Paris’te on iki yıl önce Sakine Cansız, Fidan Doğan ve Leyla Şaylemez katledildiğinde Bese Hozat hüznünü saklamadan şöyle demişti: “Bu devlet bu katliamla bize çok acı yaşattı. Ama biz bu acının intikamını kadın devrimini gerçekleştirerek alacağız.” Evin Guyi ve arkadaşları katledildiğinde o söz “İntikamımız kadın devrimi olacak” pankartına dönüştü. O söz pratikleşiyor. Heval Sara’nın “yaman, çekici ve birleştirici” dediği mücadelemiz Dünya Demokratik Kadın Konfederalizmi önerisiyle evrensel bir düzleme taşındı. Bunu başlangıca amaç edinmemiştik kendimize. Ama üç fidanı katlederek bizi yalnızlığımızda boğmak isteyenler, bizi azaltmak isteyenlere karşı on yıl boyunca yürüdüğümüz yol, on yıl sonra aynı biçimde Heval Evin’in katledilmesi ve tekrarladığımız o söz, pratikleşmeyi bekliyor. Demem o ki yürüdüğümüz yolun işaret ettiği nokta burası: çoğalmak ve birlikte güçlenmek.

Su gibi olacağız

Kendimizi çoğaltırken, deneyimlerimizi dünya kadınları için erişilebilir hale getirirken su gibi olacağız. Yeri geldiğinde kadınların emeğini, bilgisini, yaşam deneyimini, hafızasını, değerlerini toplayan bir göl. Yeri geldiğinde sistemin saldırılarına karşı gürül gürül çağlayan bir ırmak, kendimizi savunmak gerektiğinde yatağının akışını başka bir kanala yönlendiren bir nehir, hatalar yaptığımızda bulutların içinde toplanan ve yağmayı bekleyen su gibi olacağız. Nihayetinde denizlere, okyanuslara ulaşan bir su gibi sabırlı ve kararlı olacağız. Her bir kadının birey olarak özgürleşmesi ve hareketiyle güçlenmesinin suyun okyanusa ulaşması serüveni olduğunu bilerek. Sistem bizi sadece acı ve öfkede buluşturmayı isterken biz sevgi ve sevinçte de bulacağız birbirimizi. Suyun en berrak ve dingin hali de olacağız. Su gibi olacağız. Ulaştığımız, dokunduğumuz, buluştuğumuz her yerde su var ve herkese gerekli.

Hepimizin ortak gıdasıdır SARA

Son bir anekdotla yazıyı bitireyim. Abya Yala’da deneyim paylaşımı amacıyla yapılan bir kampta “bordado” olarak tanımlanan bir çalışma yaptık. Aslında bize çok yabancı bir yöntem değil. Hani bizde de kasnaklarla yapılan ve hatırladığım kadarıyla sarma denilen nakış işlemi. Orada yapısöküme uğratılarak, kadınların devrime, mücadeleye, değerlerine dair sembolleri işlediği bir yöntemle dönüştürülmüş. Orada herkes bir sembol ve isim önerdi. Biz Kürt kadınları olarak Sara ismini önerdik. Sara, Quechua halkının dilinde de varmış. Mısıra Sara deniliyormuş. Mısır orada bizim buğdayımız kadar vazgeçilmez bir gıda. Demem o ki hepimizin ortak gıdasıdır Sara!