Bu bir Ortadoğu rönesansıdır; özgür ve eşit yaşama dair bilinçlenme, aydınlanma, değişim ve dönüşümdür.
PAJK Koordinasyonu Üyesi Evindar Ararat ile yaptığımız söyleşide, Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan’ın ortaya koyduğu ‘kadın rönesansı’ tanımlamasını ve Kürt kadınlarının mücadelesini ele aldık. Evindar Ararat, bu mücadeleyi; “Ölçü, varlığını ve kimliğini koruyarak özgür yaşamı örgütleyip savunmaktır” sözleriyle değerlendirdi.
Abdullah Öcalan neden “kadın rönesansı” tanımlaması yapıyor, bu tespit Kürt kadın hareketine nasıl bir sorumluluk yüklüyor?
Tarihin başlangıcında toplumsal yarılmanın, kadın ve erkek arasında yaşanan sorundan kaynaklandığını belirtmiştik. 21. yüzyılın da kadın özgürlük yüzyılı olacağını Rêber Apo, çok önceden geçmiş yıllarda ifade etmişti. Rojava Devrimi ve Kuzey-Doğu Suriye’deki demokratik özerk yönetim sistemi ile kadınlar öncülüğündeki halkların ortak yaşamı, yine DAİŞ katliamından kurtulan Şengal’de kadınların yarattığı toplumsal değişim, özünde bir kadın rönesansının somut göstergesidir.
Yine Bakurê Kurdistan ve Türkiye’de Kürt kadınlarının siyasette, toplumsal örgütlenmede ve mücadele alanlarındaki politik gelişimi ve kazanımları; Rojhilatê Kurdistan’da Jin Jiyan Azadî serhıldanlarındaki özgürlük talepleri, Kürt kadın rönesansının sonuçlarını ve etkisini yansıtmaktadır. Bu aydınlanma, bilinçlenme ve örgütlenme ile Kürt kadınları, hem Kürdistan’da hem de Ortadoğu’da özgürlük, demokrasi ve özgür kadın ile erkeğin gelişmesinde öncülük yapmaktadır.
Bu bir Ortadoğu rönesansıdır; özgür ve eşit yaşama dair bilinçlenme, aydınlanma, değişim ve dönüşümdür. Rojhilatê Kurdistan ve İran’da 2022 yılında gelişen “Jin Jiyan Azadî” serhıldanları, bu rönesansın düzeyini ve toplumu nasıl değiştirip dönüştürdüğünü ortaya koymuştur. İran’da “Jin Jiyan Azadî” serhıldanları başta olmak üzere, dünyanın her yerinde bu slogan altında gelişen kadın özgürlük mücadelesi, bugün bölgemiz ve tüm dünya için ciddi bir umut olmaktadır.
Şu anda İran’daki halk protestoları, artık değişimi dayatan bir halk devrimine evrilmekte ve bu protestolara, serhıldanlara kadınlar öncülük etmektedir. Bu anlamıyla kadın rönesansı, radikal bir toplumsal dönüşüme zorlamaktadır. Kasti katil zihniyetiyle kadınları ve halkları kırımla teslim almaya ya da yönetmeye çalışan rejimlere, ya demokratik değişim ya da tarihin çöplüğüne gitme ikilemini dayatmaktadır. Kadınların devrim potansiyeli ve özgürlükteki ısrarları karşısında hiçbir gücün duramayacağına inanıyorum.
Kadın rönesansı ile demokratik sosyalizme öncülük yapmak, bizlere büyük sorumluluklar yüklemektedir. Bu sorumluluk temelinde, başta halkların ve özellikle kadınların kaderinin kendi ellerinde olduğunu göstermek için çok ciddi bir mücadele sürecinden geçiyoruz. Mücadelemiz, yerel olduğu kadar evrensel düzeyde de gelişme sağlamıştır. Bugün hem Ortadoğu’da hem de dünyanın farklı bölgelerinde, kadın özgürlük mücadelemizin deneyimlerini diğer kadın mücadeleleriyle birleştirmek için önemli bir yol katettik.
Rêber Apo’nun son manifestosu temelinde, dünyada gelişen “kadın rönesansı”nın öncüsü olmak için daha örgütlü bir mücadele yürüteceğiz. Kürt kadınları olarak, yeni manifesto temelinde; kendimizden başlayarak yaşadığımız eksiklikler karşısında güçlü özeleştiriler vererek, kendimizi yeniden inşa ederek ve örgütlü kadın mücadelemizi daha fazla geliştirmek için daha somut adımlar atacağız.
İç cephe nasıl daha güçlü kılınır? Her toplumsal kesim, her kadın bu sürece nasıl dâhil edilmeli?
Kadınlar olarak dünya tarihinde hiçbir savaşı biz başlatmadık. Kadınlar olarak bizim savaşımımız, varlığımızı ve özgürlüğümüzü koruma savaşıdır; yani öz savunmaya dayalıdır. Her canlı, var olabilmek için kendisini korur. Kürt kadınları olarak hem ulusal hem de cins olarak özgür kimliğimizi kabul ettirmenin, özgür yaşamanın güvencesini oluşturmanın savaşını iç içe verdik. Soykırım saldırılarına karşı ülkemizi, halkımızı ve kadın olarak kendimizi var etmenin, özgürleştirmenin savaşını verdik.
Bu amansız savaşta, kadın devrimimizle birlikte halkımızın özgürlük devriminin öncülüğünü üstlendik; buna layık olmaya çalıştık. Tüm kadınlar adına mücadele ettik; tüm kadınların acısını yüreğimizde hissederek, kasti katil sistemin ve zihniyetin biz kadınlara reva gördüğü köle yaşamı reddettik. Kadın kırımını ortadan kaldırmak için tüm kadınların ve ezilen halkların öz savunma gücü olmayı esas aldık. Savaşın en çok kadının canını acıttığını, her türlü saldırıya maruz bıraktığını bildiğimiz için bu düzeni değiştirmek, barışa bir kapı aralanması için mücadele ettik. Kadınlarla ortaklaşarak barışa bir şans verilmesini hedefledik.
Şimdi, bir yıldır Türkiye’de Rêber Apo’nun çabalarıyla barışa ve kardeşliğe bir pencere açıldı; bir imkân ve şans verilmek istendi. Bunun gerçek, kalıcı ve her kesim için onurlu bir barışa evrilmesi için sadece Kürtlerin değil, tüm Türkiyelilerin çaba sarf etmesi gerekir. Özellikle kadınlar ve kadın örgütleri, bu konuda tüm ön yargıları, ideolojik ve siyasi görüş farklılıklarını bir kenara bırakarak tek ses hâlinde barışı haykırmalıdır. Birlikte barış ve demokrasi mücadelesini sağlamazsak, ne yazık ki erkek devlet aklı savaşı, çatışma ve ayrışmayı yeniden iktidarı için devreye koyacaktır.
Barış ve demokrasiyi sağlayamazsak, kadına karşı şiddet hiç bitmeyecek; yoksulluk her geçen gün daha da derinleşecek; tırmandırılan milliyetçi, şovenist histeri hâli iç çatışmalara kadar tahrik edilecektir. Bu kadar tehlikeli planlarla karşı karşıyayız. MHP-AKP’nin “iç cephe tahkim edilmeli” dediği şey, herkesin bu iktidara biat etmesidir. İç cephe söylemini kendilerine göre çarpıtarak kullanıyorlar.
Özgürlük, demokrasi ve sosyalizm için mücadele edenler açısından iç cephe, ortak mücadele zeminini güçlendirme olmalıdır. Bu da demokratik cumhuriyetin inşasını, tüm sistem karşıtı güçlerle ortak yaratmanın örgütlülüğünü sağlamayı gerektirir. Devrimci, muhalif güçler; özelde kadınlar için iç cephe, demokrasi, özgürlük, eşitlik ve adalet için sistem karşıtı güçleri birleştirmek, ortak mücadele eder hâle getirmektir. Bu, toplum dinamiklerini kadın öncülüğünde inşa ederek dönüşümü sağlamayı ifade eden pozitif devrimi gerçekleştirmemizi sağlayacaktır.
Bu nedenle başta Türkiyeli, İranlı, Iraklı ve Suriyeli kadınlar olarak yaratılan ön yargıları bir tarafa bırakarak, birbirimizi daha iyi tanımamız, anlamamız ve tartışmamız gerekiyor. Türkiye ordusunda yer alıp bizimle savaşan ve ölen askerlerin aileleri, bedel verdikleri için en fazla onlar olası bir savaşa karşı durabilmelidir. Kardeş kanının akmaması için onlara da çok büyük sorumluluk düşmektedir.
Hiçbirimiz acılarımızı ya da verdiğimiz bedeli yarıştırmayız, yarıştırmamalıyız. Bu konuda hepimize tarihî sorumluluklar düşüyor. Yine toplumun aydın kesimi bu konuda daha güçlü bir rol oynayabilir. Daha önce belirttiğim gibi, kardeşçe bir arada yaşamak isteyen herkes, yediden yetmişe birlikte mücadele edebilmelidir. Bunun bilincinde olan her bir kadın, en az yüz kadını bu konuda bilinçlendirmelidir. Gerekirse ev ev gezilerek bu yapılmalıdır. Kadınların söz hakkı olmadığı bir toplum asla özgürleşemez. Kadınlar, yaşamın her alanında birlikte hareket ederek sözün gücünü gösterebilmelidir. Özgür, demokratik bir yaşam arayışı olan herkesin daha sorumlu davranacağına inanıyoruz.
Bu tarihî sürece nasıl bir umut ve inançla yaklaşmak gerekiyor?
Kürt kadınları olarak önemli bir mirasımız ve tecrübemiz var. Kuşkusuz bu miras, hem kendi halk tarihimizin hem de direnen halkların tarihinden aldığımız büyük bir güçtür; emek ve bedellerle oluşmuştur. Kürt kadınları olarak görkemli özgürlük mücadelemizin içinde, çok zor dönemler kadar çok büyük fırsatlar ve gelişmeler de yaşadık. En zor dönemde bile umutlu ve inançlı olmayı bir an olsun bırakmadık. Bugün de bölgemizde ve ülkemizde yaşanan zorlu süreçte umudumuzu ve inancımızı koruyor, hatta güçlendiriyoruz.
İçinden geçtiğimiz sürecin, kadın açısından risklerini de fazlasıyla görüyoruz. Bunun bilincinde olarak tüm imkânlarımızı seferber ediyor, bu riskleri bertaraf etme arayışı ve çabası içinde oluyoruz. Hiçbir şey derinlikli düşünmeden, emek vermeden ve çaba göstermeden olmuyor. Kadınlar adına tarihin en riskli anlarında sorumluluk almak, umudu ve inancı güçlü tutmak biz öncülere düşüyor.
Demokratik sosyalizme ve kadının özgür yaşam sistemine inanan herkesin, bulunduğu yerde bu mücadelenin bir parçası olması önemlidir. Kadınlar olarak şunu biliyoruz: Örgütlülüğümüzü büyüttüğümüz sürece aşamayacağımız hiçbir şey yoktur. Bir kadın isterse evinde, işinde, köyünde, sokağında ya da mahallesinde, şehrinde; umudunu ve inancını güçlü tutarak halkına ve toplumuna öncülük yapabilir. Ölçü, varlığını ve kimliğini koruyarak özgür yaşamı örgütleyip savunmaktır.
Bugün Kürdistan’ın her yerinde analarımız “biz ölümden daha büyüğüz” diyebiliyorsa ve canını ortaya koyabiliyorsa, yapamayacağı hiçbir şey yoktur. Umudumuzu ve inancımızı; Sara, Zilan, Leyla Kasım, Şirin Elamhuli, Jina Emini, Şêx Meqsûd–Eşrefiye direnişinin öncüleri Deniz, Faraşîn, Rojbîn ile Gerilla Amara’nın kahramanlığında ve özgürlük tutkusunda buluyor, büyütüyoruz. Bu tanrıça geleneğinin 21. yüzyıldaki temsilcilerinin bizlere devrettiği inanç ve umutla, mücadelemizi sonuç alınıncaya kadar sürdürecek ve hiç durmayacağız
