Kızlar gelin, ‘Kabil’ kültürünü tekmeleyelim!

- KAKTÜS
128 views
“Kadınlar intihar etmiyor, katlediliyor!” demekten yorulmamızı bekliyorlar ama yorulmadık. İşlediğiniz suçları yüzünüze vurmak için daima burada olacağız.

Zaten sizde utanma yok. Bari işlediğiniz suçları suratınızın ortasına vuralım da az biraz yüzünüz kızarsın.  Desinler ki, “insanlık namına biraz utanmışlar.” (?!!) Lakin nerede  sizde ar!?  Tabi alışmışsınız işlediğiniz her kabahatten, her cinayetten sıyrılmaya. Çürümüş fikirleriniz ve kokuşmuş şahsiyetinizle, “ahlaklı”, “namuslu”, “şerefli” olma adına, kadının saçını, başını örtme,  pardösü giydirmeye pek bir heveslisiniz. Böyle kadınlar görünce de, salyalı ağzınızla “pek bir hanımcık kızımızmış” ve yahut “ pek bir hanım kadınmış” diyen şehvetli sözleriniz, puştlukla dolanan gözleriniz, sapıklıkta üstüne olmayan ellerinizin kadın bedeninde gezinen hallerine de yabancı değiliz.

“Bakın bu kadındır ha!”

Bir kadın ister  kafayı boneyle sımsıkı sarıp üstünü eşarp bağlasın, ister pardösüyle çepeçevre paketlenmiş olsun, erkeğin ne tacizinden ne de tecavüzünden kurtulamadığını öldürülen kadınlardan biliyoruz. Öyle birilerinin dediği ya da düşündüğü veyahut dayattığı gibi türbandır, burkadır, çarşaftır bunların hiçbiri kadını korumuyor. Aksine belirgin bir şekilde onun kadın olduğunu gösteriyor. “Bakın bu kadındır ha!” Hatta türban, çarşaf, burka kilometrelerce öteden bile yürüyenin kadın olduğuna işaret ediyor. “Huhuuu, ben buradayım.” Yani karşıdakini bir insan olarak düşünmek değil de sürekli bir karşı cins olarak görme, duyu ve güdülerini ona göre uyarlama hali var. Böyle sürekli cinsel olarak uyarılan erkeğin, otobüste şort giymiş diye bir kadına saldırması ile tek kişilik hapishane olan burkaya kapatılmış kadına bakışı aynıdır. Kim yapıyor bunu? Birbirinin “iktidarlığını” sürekli kışkırtan ve birbiriyle yarışan devlet-erkek ikilisi yapıyor. Yani ne biri  “açık” –ki, hepimiz üryan doğuyoruz- kadın olduğumuz için saldırıya uğruyoruz, ne de “kapalı” olduğumuz için korunuyoruz. Geçtiğimiz  mart, nisan ayları tüm bu gerçekliği resmen gözümüzün içine soktu.  “Resmen” diyorum, çünkü resmi olmayan bir şey ilgimizi çekmiyor. O kadar da bürokratik kafalıyız.

 

Hiç bu kadar kadın, çocuk katliamı yaşanmadı

 

Şimdi Sevgili Okuyucu, büyük ihtimalle (ataerkil sürecinin hızlı gelişim süreci ile Orta Çağ’daki “cadı” avlarını saymıyorum) dünyada hiç bu kadar kadın, çocuk katliamı yaşanmadı. Hiç bu kadar kadın katilleri toplumun içinde rahat gezinmedi. Kastik katillik hiç bu kadar  toplumun içine nüfuz etmedi.  8 yaşındaki kızı Hifa ile cenazesi sudan çıkarılan ve yaşamak için bas bas bağıran Fatma Nur Çelik, 6 yıldır nerede olduğu sorulan Gülistan Doku, yakın arkadaşı Rojwelat Kızmaz’ın şüpheli ölümü, devletin ailesine ihbar ettiği ve polis babasının silahından çıkan kurşunla yaşamdan koparılan 18 yaşındaki İlayda Zorlu’nun katledilme biçimi bu kastik katil gerçekliğinin çok çarpıcı  örneği oldu.

Okullarda yaşanan katliam

“Kutsanmış” erkekliğin kanatları altına verilen aile gerçekliği, bunu koruyan devlet ve iktidar ağıtı, yargı sisteminin kadın aleyhine işlemesi, kadın yaşamının değersizliği, ölümün, öldürmenin kolaylığı, ‘benim başıma gelmez’liğin gamsızlığı, toplumsal sorumsuzluk, yozluk, aç gözlülük, çeteleşme, uyuşturucu… Tüm bunlar kastik katillerin beslendiği zemindir. Tabi konuyu daha geniş haliyle de düşünürsek  buna sosyal, siyasal, ekonomik, bilimsel ve günümüz teknolojik gelmelerin getirdiği kimliksizlik, fikirsizlik, kişiliksizliği de eklemek lazım.  Şunu önemle söyleyeyim ben, teknolojiyi tümden kötülemiyorum. Geliştirilen teknolojiyi kimi  yıkımı uğrayan doğayı yeniden canlandırmak ve korumak için kullanır. -Ki, bunların sayısı yok denecek kadar azdır.- Kimi uzaya  hakim olmak, kimi köşeyi dönmek ve kimi de salak bir nesil yaratmak için kullanıyor. Türkiye’deki son okul katliamlarında görüldüğü gibi teknolojiyi katil yaratmak için de kullanıyorlar. Çocukların yaşam dünyasına oyunlarla doldurulan öfke, kudurmuşluk hali, ölüm, öldürme iç güdüsü artık bir odada kalmıyor. Okula, sokağa taşıyor. 12-18 yaş arası ergenlik yaşına gelen çocuklar okullarda katliam yapıyor.

Peki öldürme hangi ara böyle kutsandı? Küçücük çocuklardan katil yaratan bu karanlık sistemin yaratacısı kim, sorumlusu kim? Sevgili Rakel Dink’in söylediği gibi, “Bir bebekten bir katil yaratmak sorgulanmadan hiç bir şey yapılamaz…”

İlk katil Kabil

Bu tabloya bakınca aklıma ilk katil olan Kabil geliyor. Kabil, kardeşi Habil’i öldürmüştür. Bilindiği gibi Kabil ile Habil, Havva ile Adem’in ilk çocuklarıdır. Kabil’in kardeşi Habil’i kıskançlığından, aç gözlülüğünden, hırsından, öfkesinden öldürdüğü anlatılır. Bu yüzden Allah, Kabil’i cezalandırmış ve  yeryüzüne sonsuza dek sürgün etmiştir.  Kabil ise diğer insanlar tarafından öldürülmekten korktuğu için  Allah’tan dokunulmazlık istemiştir. –Yalvardığı da söylenir-  İnanca göre Allah da, “Öyleyse Kabil’i kim öldürürse, ondan yedi kez öç alınacak” diyerek dokunulmazlığı sağlamıştır. Bu görüş sonradan yorumlanarak kutsanmış ve bir katilden bir kastik sistem doğmuştur. Bu kast etme hali de en çok kadına uygulanmıştır. Kadının insanlığı, ruhu, bedeni, düşüncesi katledilmiştir. Kadın hücrelerine kadar parçalara ayrılmıştır. İşte bu kadına, hayata kast etme hali bir “Kabil Kültür”dür. Bu kültür örgütlü, son derece organizeli bir gasp, tecavüz, yok etme sistemine dönüşmüştür. Kadına, çocuğa tecavüzü meşru gören, öldürmeyi hak sayan bir sistemidir. Bu sisteme karşı isyan, direniş her kadının hakkıdır. Camer olan bir erkek varsa o da sesini yükseltmelidir.

Gelin hep beraber “Kabil Kültürü”nü tekmeleyelim! Kahredelim “Kabil” kültürünü. Kastik katil sistemini *salivaya boğalım…

*Tükürük.