Yüreğe yazılan sözler

BERFİN NURHAK

- editor
15 views
Şengalli Êzîdîler en uzun geceyi bir şekilde bayram gibi kutluyorlar. O gece uyanık kalıyorlar. Yanlış hatırlamıyorsam ‘Şewe Berekat’ diyorlardı. Bir eğlence bayram havasında geçiriyorlar, taşlardan, iplerden heybeler hazırlanıyor.

Dağ yaşamından süzülen duygularım, düşüncelerim ve sözlerim o kadar çok oldu ki… Bunların birçoğunu yüreğime yazdım. Kimisini defterime, kimisini küçük not kağıtlarıma.
Bazen ağaç dallarına, ceviz yapraklarına şiirler, türküler yazmak istiyorum, keşke yazılabilseydi…
Uçurumlarda yürümek yaşamanın adı,
Uçurumların göze ve yüreğe güzel gelişi yaşamı seyretmenin adı.
Adım adım yürümek ve uçurumları aşmak, direngenleşmek. Zamana dağları sığdırmak. Zaman mı uzun yoksa dağlar mı? dağlar mı geniş yoksa zaman mı? Zaman içinde dağları yaşamak. Dağlar içinde zamanın nasıl geçtiğini anlamamak zaman ve dağ diyalektiğidir ömre sığdırılan. Biz kadın gerillaların ömür hikayesi.

Ananın döşeği misali taşlar

Sevilmek, hatırlanmak güzel. Kim demiş ki taş serttir.
Dersim’den bir arkadaş Munzur dağlarından bir taş kolye göndermişti. O taştan sonra şu satırları yazmıştım…
Şair, Cahit Sıtkı Tarancı Otuz beş yaş şiirinde şöyle diyor:
‘Bilmezdim taşın bu kadar sert olduğunu,
İnsan yaş otuz beş olunca anlarmış…’
Gerilla taşın sert olduğunu hiç düşünmez. Bazen uzun bir yol yürüyüşünün yorgunluğuyla, uykusuzluğuyla sırtımızı dayadığımız taş analarımızın o büyük güllü döşeklerini aratmaz bize. Hele uzaklardan yoldaşların deyiş özlemleriyle, sevgileriyle gönderdikleri taşa ne demeli? O taşın sertliği mi kalır? Tarancı’nın şiirinden esinlenerek ben de diyorum ki;

“bilmezdim taşın bu kadar yumuşak olduğunu

yorgunlukla ve uykusuzlukla sırtımı dayadığım Metina taşı

ve taktığım Munzur kolyesinden sonra…”

Bahar havasında Savunmalar

Önderliğin son savunmasını henüz yeni okuyabildim. Pratik süreçte de okumaya çalışıyordum ama bütünlüklü okuyamıyor, kavrayamıyordum. Ama eğitim süreci başladıktan sonra yavaş yavaş, özümseye özümseye okuyorum. Bu savunmaları Kürtler, kadınlar ve gerilla olarak bir bayram havasında okumamız gerekiyor. Bir kutlama havasında ve onun ruhuyla okumak. Okurken sayfaları ileriye çeviremiyordum, okuduğum cümleye, sayfaya takılı kalıyordum, o yüzden yavaş yavaş, düşüne düşüne okumaya çalıştım. Gerçekten okurken bu kadar kuşatılmışlık ve savaş içerisinde bahar havasında, bayram coşkusuyla okudum savunmaları…

Yaşam enerjimiz yoldaşlık

Yoldaşlık sevgisi unutulmaz. Gerilla yaşamında köktür, asıl olandır; özdür. Özgür dağlarda yaşamanın enerjisidir yoldaşlık sevgisi, bu yüzden unutulmaz eğer gerçekten yoldaş olunmuşsa… Geçenlerde Önderliğin eski bir çözümlemesini okuyordum orada güzel bir cümle var: “Bir insanın birbirine verebileceği en güzel duygu güzellik ve yaşam duygusudur” diyor.
Yoldaşlık böyledir işte.
Pratik sahalarda yoldaşlık yaratmak zordur. Zor olduğu kadar hakikatli, görkemlidir. Gerillayı zengin kılan bir yan da arkadaşlıklarının derinliğidir. Yoldaşlıklarının güçlülüğüdür. Yüce bir duygudur; öyle bir duygudur ki, kendi yoldaşının yerine ölüme gidersin, su içmeden önce ona verirsin, bir parça ekmeği bölüşürsün. Birlikte ıslanır yırtık eski demeden bir parça naylonunu paylaşırsın. Bir kitapta savaştaki bir doktor kızına “savaş öyle bir şey ki insanların tek evi diğer insanlar” diye yazıyor. Bu yüzden birini kaybedince evin de gider. Birlikte yaşananlar, hikayeler insanları birbirinin evi yapar.

Borçlu olmak

Yoldaşlarla birlikte tartışıyoruz. Tartışmalarımızın özü; yaşadıklarımıza anlam vermek… İnancımızı canlı ve güçlü kılmak için. Gerilla yaşamımızda, devrim gerçeğimizde insan çok derinden sürekli borçlu olduğunu düşünüyor. Ne yapsa da yetmiyor gibi. Mehmet Hayri Durmuş yoldaşın şehit düşmeden önce söylediği ve günümüze kadar perspektif sunan ve ilke değerinde öğrendiğimiz “Mezar taşıma borçlu yazın” sözü bunu güçlü çözümlüyor. Neden bu sözleri söyledi? Yaşadığı devrim ve özgürlük bilincini o kadar güçlü yaşıyor ki, halk özgürlük mücadelesine verilecek emek, çaba, pratiğin nasıl olması gerektiğini bilip düşündüğü için borçluluk duygusunu yaşıyor. 40 yıllık bir mücadele tarihimiz var. Bu tarih içerisinde Önderliğimiz, halkımız ve şehit yoldaşlarımız o kadar emek, çaba ve bedeller vermiş ki, bunun karşısında insan nasıl yeterli olduğunu düşünebilir ki? Borçlu olmamak mümkün değil…

Şeb-i Yelda

Bu akşam 21 Aralık. Yani en uzun gece. Doğa ve mevsimlerde en uzun gece bu olabilir ama en uzun gecesi çok olmuştur gerillanın. Bir mevzide nöbet tutmak, soğuk kış gecelerinde operasyonlarda kalmak, dağ dağ yürümek… Ya da bir grup arkadaş gider eyleme hele bir de sonbahar gecesi ise eylemin başlamasına kadar zaman o kadar uzar ki. Hele bir de eylemden sonra arkadaşların dönüşü ve arkadaşları karşılaman o kadar uzatır ki geceyi. Eylem zamanında düşünürsün arkadaşların durumu nasıl, ha ilk mermi atıldı atılacak, ya da ilk bombanın sesi geldi gelecek, ilk B-7 güllesi atıldı atılacak, arkadaşlar sağlam mı, yaralı var mı, hiç aklına getirmek istemesen de yine de düşünmekten kurtulamadığın şehit var mı yok mu diye, gece uzar gider, hiç sonu gelmezmiş gibi yaşanır geceler.
Şengalli Êzîdîler en uzun geceyi bir şekilde bayram gibi kutluyorlar. O gece uyanık kalıyorlar. Yanlış hatırlamıyorsam ‘Şewe Berekat’ diyorlardı. Bir eğlence bayram havasında geçiriyorlar, taşlardan, iplerden heybeler hazırlanıyor.
Ama biz Şengal’de bir 21 Aralık gecesinde kutlama değil nefeslerin tutulduğu anlar yaşıyorduk. Şengal şehir merkezindeki bir mevzide DAİŞ çeteleriyle gerillalar arasında çatışmalar yaşanıyordu. Doğanın en uzun gecesinde gerilla direnişi daha da uzatmıştı geceyi. Evet, zamanın uzunluğu kısalığı, insanın anı nasıl yaşadığına bağlı.

Şaşallardaki çayın tadı

Metina’daki günlerim aklıma geldi. Metina’da yeni savaşçıydım. KDP ve TC ordusu ile savaşın yoğun olduğu bir dönemdi. O zamanlar akşamüzeri araziye açılıp kuru odunlar toplardık. Her arkadaşın zirekliğinin bir ölçüsü de büyük, kuru ve kezvan ağaçlarının kuru odununu getirmekle belirlenirdi. Sonra göreve giden arkadaşlar göreve gider, noktada kalanlar ateşi yakardı. Akşam çayı içilirdi. O zamanlar bardağımız yoktu. Naylon şaşal şişelerini kesip bardak yapıyorduk. Sonra közün etrafında oturur sohbet ederdik. Sonra sessizleşir ateşi izlerdik. Manga komutanımız gece nöbetleri, savaş durumu olduğu için erken uyumamızı isterdi. Ben hep sabaha kadar uyanık kalıp o közlere seyre dalıp düşünmek isterdim.
Bazen görev ya da eylemden döndüğümüzde sabaha doğru oluyordu. Ben yine közlerin başında oturmak hatta közün ışığında günlüğümü yazmak istiyordum. Gerilladaki ilk günlüğüme yazmıştım, gerilla ateşinde sabaha kadar oturma istemimi. Sonrasında bir pusuda düşüp kaybolan o defterime şöyle yazmıştım hatırlıyorum: “Uykusuz sabahların şafağında bir şey bulacaktım sanki…”

Hakikat

Benim hakikatimi ifade eden nedir. Bir devrimcinin hakikatini ne tanımlar, nasıl tanımlamak gerekir?
Özgür müyüz, özgür yaşıyor muyuz, özgürlük yaşadığımız an’da mıdır? Özgürlük anı kavramı, bildiğimiz an tanımını aşıyor. Yaratılma anı, çelişkilerin, çatışmaların yoğun olduğu, varoluşun gerçekleştiği anlar. Bu, o kadar kolay değil.
Yaşadığım her anı özgürlüğü, eşitliği yaşayarak, hissederek geçirmek istiyorum. Yaşıyoruz işte mücadele ediyoruz işte, demek istemiyorum. Sade ve özgür yaşamak istiyorum. Özgürlüğe, yaşama tutkulu olmak istiyorum. Devrim içinde sade ve özgür yaşamanın koşullarını oluşturmak için büyük bir emek gerekiyor. Özgür yaşamamın ve mücadele etmemin zaman ve koşulları oluşmuştur. Önemli olan benim özgür yaşamı geliştirme çabam, emeğim ve mücadelemdir.”

Derin hissediş,
Ve kesik kesik soluklar
Eski zamanlardan süregelen sessiz direniş
Ve hala sessiz
Sessiz direnişin yolundayız
Yoldaşız
Aynı yoldayız
Yeni bir yola girmek
Sessiz yoldan sesli yola
Çığdan sonra
Yeni bir yol açmak gibi adım adım yürümek
Yürüdükçe ayak izlerine ve ne kadar yol aldığına bakmak
Yürümek hedefe doğru
Durmak yok
Hele hele geriye dönüş asla
Engeller dolu çığ yolunda
Durmak ölümdür çünkü
Eski yollarımıza çoktan kar yağmış
Yeni çığlara kalmadan
Sözüm
Kadın yoldaşlarıma……
8 Mart 2007
Berfin Nurhak

 

* 13 Aralık 2021 tarihinde Garê’de düzenlenen hava saldırısında yoldaşı Sema Roza (İnci Sümbül) ile şehit düşen YJA STAR Komutanı PAJK Meclis Üyesi Berfin Nurhak’ın (Hanım Xanê Demir) yazılarından derlenmiştir.