Aradan 12 yıl geçti; ancak sanki bugün yaşanmış gibi hâlâ sıcak, yaralar ise hâlâ kapanmamış durumda. Çünkü fermanın talimatını veren egemen güçler amaçlarından hâlâ vazgeçmedi ve Êzidî halkının elde edilmiş kalıcı bir güvencesi de hâlâ yok.
Şengal Êzidî toplumuna DAİŞ eliyle gerçekleştirilen 74. fermanın üzerinden 12 yıl geçti. Başta bu fermanın amacına ulaşmasına izin vermeyen, kendilerini canlı kalkan yaparak katliamın karşısında duran Dilşêr Herekol, Agit Civyan, Berfin Nurhak, Nujîn Siirt, Mam Zeki Şengalî, Zerdeşt, Berivan, Sait ve arkadaşları şahsında tüm ferman şehitlerini selam, saygı ve minnetle anıyor; anıları önünde saygıyla eğiliyor, özlemlerini mutlaka gerçekleştireceğimizin sözünü yineliyorum.
Êzidî halkının direnişi
Kökeni en kadim Kürt inancına dayanan Êzidîlik, hem bölgede hegemon olmak isteyen güçlerin Kürtlere yaşattığı tarihsel gerçeklikten hem de kimliklerinin temsili olan inançlarından dolayı tarihleri boyunca binbir türlü saldırı ve katliamla yüz yüze kalmıştır. Kültürlerine ve kimliklerine karşı gerçekleştirilen bu saldırılar karşısında her koşulda direnmeyi esas alan Êzidî toplumu, günümüze kadar kendisini ayakta tutabilmiş en eski inancın sahibi olma özelliklerini korumayı bilmiştir.
Resmî olarak 74 olsa da bundan çok daha fazla sayıda fermanla yüz yüze kalmış; ancak her seferinde yeniden ayağa kalkmayı başarmış, inancından, kültüründen ve geleneklerinden taviz vermeyerek kendisi olarak kalabilmenin onurlu direnişini sürdürmüştür. Bu özellikleri, bulunduğu coğrafyada en kolay ötekileştirilen toplum olmasını beraberinde getirmiş; dolayısıyla tarihleri boyunca herkesin en kolay saldırdığı ve en erken gözden çıkarmak istediği toplum olma gerçeği öne çıkmıştır.
Bu anlamda hiç kimseye saldırmamış, ancak hiçbir saldırı ve zorbalık karşısında da teslim olmayı kabul etmemiş; direngen bir halk olma payesini sonuna kadar hak eden bir halk gerçekliği ortaya çıkmıştır. Bu anlamda Êzidî toplumu, inancı ve kültürüyle köklerini coğrafyanın ve tarihin derinliklerine salmış kadim bir toplumdur.
Rêber Apo, “Eğer Kürdistan’da orijinal ve direngen Kürtlüğün bir damarı kalmışsa, onu da Êzidîler ve Aleviler devam ettirmektedir.” diyerek bu gerçekliği ortaya koymak istemiştir.
Tüm bu saldırılar karşısında kendini savunmak için içe kapanan Êzidî toplumu, doğal toplum özelliklerini ve komünalist yaşam tarzını büyük oranda korumuştur.
Kadim toplumun yaşatıcı kadın gücü
Özelde kapalı toplum olarak kalmanın getirdiği tüm feodal ve sistemsel etkilere rağmen, toplum yaşantısında kadının belirgin konumunu kaybetmemesi, bu özelliğin korunmasında başat rol oynamıştır. Toplumun yıkılmayışının ve bunca direngenliğinin kaynağı da buradan gelmektedir. Mezopotamya’da iktidar tarafından şekillendirilmiş ideoloji ve felsefeler ile Êzidî toplumuna yaşatılan fermanlar; kırılmalar ve dağılmalar yaratmış, tarihlerini acı ve kederle yüklemiş olsa da kadınların toplumu koruma ve savunmadaki etkinliği her zaman canlandırıcı bir güç olarak kendisini öne çıkarmayı bilmiştir. Bunu Êzidî toplumunun söylencelerinde ve yaşam kültürünün derinliklerinde görüyoruz. Xatûna Ferxa gibi kadınları koruyucu tanrıça olarak ele almaları ve her zorlu sınavda ondan medet ummaları, bu gerçeğin küçük bir yansımasından başka bir şey değildir.
Êzidîler bu fermanda yalnız kalmamıştır
İşte her asırda olduğu gibi 21. asırda da kendileri olarak kalmakta ısrar eden Êzidî halkı, yeni bir fermanla karşı karşıya geldi. Kendi literatürlerinde “ferman” olarak adlandırdıkları bu soykırımın niteliği, diğerlerinden farklı değildi elbet. Ferman yine hegemon güçlerin bölgeyi çıkarlarına göre yeniden dizayn etmelerinin bir sonucuydu ve elbette ilk saldırılacak, gözden çıkarılacak güç Kürtler ve inançsal olarak Êzidîler olmuştu.
Fermanın bu niteliğinde farklılık yokken, saldırının paravan gücü olan DAİŞ’in, ilk ortaya çıkışından günümüze uzanan katliam ve kıyım şebekesinin en kirli ve en vahşi yüzü olarak belirmesi, Êzidîlerin önceki katliamlardan farklı olarak çok daha şiddetli bir yok ediş mantığıyla karşı karşıya kalmalarına neden oldu. Bu, 74. fermanı farklı kılan en önemli yönlerden biridir. Bunun yanında Êzidî toplumu açısından da bir farklılık vardır. Bugüne kadar yaşadıkları tüm soykırım saldırılarında tek başına kalan, hatta bazen soydaşları tarafından bile kırımdan geçirilen Êzidî toplumu, bu fermanda yalnız kalmamıştır.
Kürt soykırımına son vermek hedefiyle yola çıkan Rêber Apo, “Bu ferman bizim onurumuz üzerine gelişmiş büyük bir saldırıdır. Özgürlük Hareketi olarak ya bu fermanı sonlandırıp Êzidî halkını topraklarına geri getireceğiz, sistemini geliştireceğiz ve özgürce ülkelerinde yaşayacaklar ya da hiçbir şekilde onur ve haysiyetten bahsetmeyeceğiz.” diyerek Êzidî halkının arkasında durdu.

Zaten bir halk gücü olan YJA STAR ve HPG gerillaları, Rêber Apo’nun talimatıyla fermanın başlamasından itibaren Êzidî halkına kalkan olmak için ileri atıldı. İlk ulaşan güç, ne tesadüftür ki tarihte Derviş’in süvarilerine denk gelecek şekilde, 12 arkadaştan oluşuyordu. Bu arkadaşların büyük bir fedailik ve fedakârlık örneği sergileyerek geliştirdikleri müdahaleye sonrasında YPJ ve YPG savaşçıları da katıldı. Onların bu kucak açışını gören Êzidî halkı, belki de tarihlerinde ilk kez yalnız olmadıklarına inanarak şöyle diyordu: “Herkes DAİŞ çetelerinden kaçtı, peşmergeler de bizi bıraktı, Irak ordusu da gitti. Binlerce asker ve peşmerge birkaç saat içinde tarumar oldu. Tek bir avuç heybetli kadın ve erkek yönünü Şengal Dağı’na verdi. İnançla, cesaretle, bilinçle ve fedaice savaştılar; bizi Şengal Dağları’nda tuttular, katliamdan kurtardılar.”
İşte Şengal halkının “bir avuç heybetli kadın ve erkek” dediği kişilerden biri Armanç yoldaştı, bir diğeri ise Evin Derik arkadaştı. İkisi de bu süreçte şehit düştü. Sonra onlarca arkadaşları Şengal’i kurtarmak adına kendilerini feda ettiler. Verilen bu bedeller sonucunda Şengal halkı kurtarıldı.
Mitlerde yaşayan toplumsal hafıza
En çok da Apocu kadın militanların Şengal Dağları’na ulaşıp silah elde zulmün karşısında duruşu Êzidî halkını etkilemişti. Savaşçı kadınların halkın çocuklarını ve kadınlarını kucaklamasına, yaşlılarını sırtlayarak dağa çıkarmasına tanık olan halk, “Bu kadınlar Xatûna Ferxa’nın savaşçılarıdır. Xatûna Ferxa sesimizi duydu ve yüzyıllar önce hazırladığını, fermanlara karşı direndiğini söylediğimiz kadın ordusunu şimdi bir kez daha bizi kurtarmak için gönderdi.” diyordu. Hafızalarında yer etmiş, yaşamı kurtaran ve koruyan kadın gücü simgelerini YJA STAR gerillalarına yüklediler.
Yine Dilşêr Herekol gibi militanlar, onlara göre Osmanlı’ya karşı direnen Derwêşê Evdê gibi, toplumu yok etmeye çalışanlara karşı savaşan yiğitlerdi. Bazı çevreler dışında Şengal halkı Apocu Hareket’i her yönüyle tanımıyordu. Ancak taşıdığı doğal toplum özellikleri ve komünalist ilkeler etrafında şekillenen Apocu Hareket ile onun kahramanlık duruşu arasında kısa sürede güçlü bir bütünleşme yaşandı. Kısa zamanda kendi öncülerini çıkararak birlikte fermana karşı halkı korudular. Böylelikle katliamcı işgalci güçler ile Barzani ailesinin ihaneti yenilmiş, amaçlarına ulaşamamış oldu.
- yüzyılın DAİŞ vahşeti
Tabii bu saldırılar sırasında çok acı hikâyeler yaşandı. Sergilenen zulüm, Kürt halkı ve insanlık açısından unutulmaz, derin yaralar açtı. Kadın, erkek, çocuk, genç, yaşlı demeden kaçamayan herkesi esir almaya çalıştılar. Bu zulümden en büyük payı çocuklar ve kadınlar aldı. Beş-altı yaşındaki çocukları DAİŞ’in şiddet dolu ideolojisiyle eğitip kendilerine asker yapmak amacıyla alıp götürdüler. Genç kadınları savaş ganimeti olarak aralarında pay ettiler. İlk Çağ köleliğinde olduğu gibi 21. yüzyılda da boyunlarına boyunduruk takıp köle pazarlarında sattılar. Bu görüntüler hâlâ zihinlerimizde canlıdır. Silinmiyor, silinemez. Hele toplu olarak kaçırılıp katledilenlere ait onlarca açılmamış ya da hâlâ tespit edilmemiş toplu mezar varken, yine çoğunluğu kadın ve çocuklardan oluşan yaklaşık 3 bin insanın akıbeti hâlâ belli değilken, bu izleri zihinlerden silmek mümkün değildir.
Yaralar hâlâ kapanmamış
Aradan 12 yıl geçti; ancak sanki bugün yaşanmış gibi hâlâ sıcak, yaralar ise hâlâ kapanmamış durumda. Çünkü fermanın talimatını veren egemen güçler amaçlarından hâlâ vazgeçmedi ve Êzidî halkının elde edilmiş kalıcı bir güvencesi de hâlâ yok. Tam 10 yıl boyunca bu halk üzerinde fiziki, psikolojik ve siyasi baskılar ile saldırılar hiç eksik olmadı. Fiziki katletmenin yanı sıra göçertme, göç ettirilenleri asimile ederek eritme, topraklarına dönmelerini engelleme ve göçmen kamplarında kullanmak üzere fiilen esir tutma gibi uygulamalar sürekli devam etti. Hâlen de on binlerce kişi Güney Kürdistan’daki kamplarda, üstü açık cezaevi statüsünde esir tutulmaktadır.
KDP, Êzidî toplumunun sükûnet içinde demokratik ve özgür bir sistem oluşturmasının önündeki en büyük engel olmaya devam etmektedir. Yıllardır KDP ve T.C. ajanları, halkın kendi kendini yönetir duruma gelmesini engellemek için birlikte çalıştılar. Onların eliyle Êzidî Kürt halkının birçok öncüsü ve kahraman evladı katledildi. Bu yüzlerini teşhir eden Nujiyan Erhan, Naze Naif Qawal ve daha niceleri de katledildi. Yine fermanın devamı niteliğinde, 9 Ekim 2020’de Êzidxan üzerinde kirli oyunlar ve anlaşmalar geliştirildi. Bu anlamda Êzidî toplumunun kendisini henüz tam anlamıyla güvenceye alamaması ve kazanımlarını kalıcılaştıramamasının temel nedenlerinden biri de bu tür oyunlar olmuştur.

“Êzidîliğin rönesansı”
Bu anlamda, dediğimiz gibi yaralar henüz kapanmış değil. Ancak diğer yandan Êzidî toplumu da artık fermandan önceki Êzidî toplumu değildir. Apocu felsefeyle kendisini küllerinden yeniden yaratan, demokratik toplum perspektifiyle belli bir sistem oluşturarak iradesine sahip çıkmaya çalışan, öz savunmasını güçlendiren ve yasal statüsünü almak için siyasetini yoğun kullanan bir halk gerçekliği vardır artık. Bu yanıyla Êzidî toplumu; inançsızlıktan inanç geliştirmiş, imkânsızlıktan imkân yaratmış, kaçıştan vazgeçip yönünü ülkesine dönmüş, çaresizlikten kendini savunur konuma gelmiş, yalnızlıktan çıkıp başta yanı başındaki Iraklı Arap halkı olmak üzere herkesle ilişki kurar hâle gelmiştir.
Yine Şengal kadınları örgütlenerek YJŞ adında kadın ordularını kurmuş, toplumsal güçlerini TAJÊ çatısı altında örgütleyerek sisteme kavuşturmuş; bir yandan yaşamlarını örerken diğer yandan kadına yönelen her türlü saldırıya karşı kendi güçleriyle direneceklerini herkese göstermişlerdir. DAİŞ’in yenilmesinin ardından Rêber Apo ile yapılan bir görüşmede, “Êzidî halkı rahat olsun. DAİŞ’in saltanatını alt ettik. Savaşçılar onları her yerde cezalandırdılar. Êzidî Kürt halkına kutlu olsun. Bundan sonra kendi topraklarında Êzidî toplumunun Rönesansı’nı yaşasınlar.” diyerek aslında bu değişimin başlangıç işaretini vermiş; demokratik toplum ve barış sürecini Êzidîliğin Rönesansı olarak tanımlamıştır.
Êzidî toplumunda yaşanan gelişmeler, tüm eksiklik ve eleştirilere rağmen bu minvalde ilerleyişin bir sonucudur. Bugün herkesin gözü önünde Şengal’de demokratik toplum ilkelerine dayanan bir entegrasyon süreci yürütülmeye çalışılıyor. Êzidî toplumu, yine kendisi gibi yaşamak isterken bunu çağın koşulları içerisinde nasıl örgütleyeceğinin yol ve yöntemlerini demokratik toplum paradigması sayesinde biliyor.
Küçük coğrafyanın büyük kaderi
Şengal, Irak içinde küçük bir ilçe ve az nüfusa sahip olabilir. Ancak stratejik konumu ve köklü tarihi çok büyük bir öneme sahiptir. Bu özellikleri onu çevresindeki ulus devletlerden dahi daha etkin bir pozisyonda tutmaktadır.
Êzidîliğin yaşandığı bu coğrafyada binlerce devlet kurulmuş ve yıkılmıştır. En son ulus devletler büyük bir zorlanma içerisindedir. Ancak Êzidî toplumu devletsiz, toplumsallaşmanın gücüyle yaşamış, Kürtlüğün orijini olarak kendisini bugünlere taşımıştır. Bunun bütün insanlık ve Kürtler tarafından görülmesi, buna göre desteklenmesi ve korunması gerekmektedir.
Avrupa devletlerinin ikiyüzlü duruşu
Yüzlerce bedel verilerek gelinen bu süreçte birçok Avrupa devleti parlamentolarında yaşananları kınamış ve bunu bir soykırım olarak tanımlamıştır. Ancak bu sadece tanımlamayla sınırlı kalmıştır. Fiiliyatta halkın kazanımlarını kalıcılaştırmaya hizmet edecek hiçbir destek verilmemiştir.
Yaşananları soykırım olarak tanımlayıp bunun gereklerini yerine getirmemek ikiyüzlü bir duruştur. DAİŞ’in yaptığı vahşete vahşet demek çok zor değildir. Önemli olan, bu sözün gerektirdiği gibi hareket edebilmek; hem Irak devleti hem de Güney Kürdistan Hükûmeti üzerinde etki yaratarak Şengal halkının statüsünün tanınmasına ve güvenliğinin sağlanmasına katkıda bulunmaktır.
KDP ve Irak devletinin politikaları
Êzidî toplumu, kendi çıkarları ekseninde hareket eden Irak ya da Güney Kürdistan Özerk Yönetimi’nin dayattığı politikaları kabul etmek zorunda değildir. Bu, Êzidî toplumunun ayrı bir devlet kurma ya da ayrılma gibi istemleri olduğu anlamına gelmiyor. Êzidî toplumunun böyle bir derdi yoktur. Dertleri; kendi toplumsal ve inançsal özellikleriyle varlıklarını korumak, tehditlere karşı kanunlarla güvence altına alınmalarını sağlamaktır.
Irak devleti, fermanın üzerinden 12 yıl geçmesine rağmen hâlâ parlamentosunda bunu bir jenosit olarak kabul etmemiştir. Yine halkın yaralarını saracak, yok edilme korkusunu giderecek ve güven verecek herhangi bir proje de geliştirmemiştir.
KDP de bunu yapmadığı gibi, bu güvencenin sağlanmasının önündeki en büyük engel olma konumunu sürdürmektedir. KDP, Şengal’i kendisi ile Irak arasında bir çelişki alanı olarak tanımlayarak bunun üzerinden Irak ile yaşadığı sorunları çözmek istemektedir. KDP’nin bu tutumu yeni değildir. 2003’ten bu yana Êzidî halkının anayasada yerini almasına izin vermemiştir. Fermandan sonra da bu tutumunda ısrar etmiştir. Bu da Êzidî toplumuna yönelik katliamcı yaklaşımların sürdürülmesine zemin oluşturmaktadır. Dolayısıyla öncelikle KDP’nin bu tutumundan vazgeçmesi gerekmektedir. Yine Irak’ın uluslararası ve yerel güç dengelerine oynayan pozisyonunu bırakıp Êzidî toplumu ile ilişkilerini güçlendirmesi; halk meclislerinin ve siyasi kurumlarının meşru bir statüye kavuşturulması; askerî güçlerini Êzidxan’ın savunma gücü olarak kendi ordusuna entegre etmesi gerekmektedir.
Yine Şengal ve bölge hakkında alınacak kararlarda bölge halkının iradesinin esas alınması gerekmektedir. Özcesi, demokratik entegrasyon sürecinin sağlıklı bir şekilde yürütülmesi ve başarıyla sonuçlandırılması gerekmektedir.
Şengal halkının öz örgütlülüğü
Tabii ki burada en büyük rol Şengal halkına düşmektedir. Şengal halkının öz örgütlülüğünü güçlendirerek kendisini ve bölgesini güçlü bir pozisyonda tutması, sağlıklı sonuçlara ulaşmak açısından elzemdir. Demokratik siyasetini geliştirmesi, bunun araç ve yöntemlerini oluşturması, öz savunma güçlerini daha planlı ve programlı bir biçimde büyütüp tüm toplumu savunmaya yetecek düzeye ulaştırması en başta yapılması gereken görevlerdendir. Halkı kendi kendini yönetecek bir örgütlülüğe ve kendi kendini savunacak bir konuma getirmek, gelişecek tüm saldırılara karşı durmanın en güçlü teminatıdır.
Doğal toplum özelliklerini koruyan Şengal halkı, bunu oluşturma potansiyeline sahiptir. Özelde Êzidî kadını, geçmişte olduğu gibi yakın tarihte de öncülük düzeyindeki katılımını herkese göstermiştir. Bütün toplumsal eylemlere öncülük ettiği gibi, yeri geldiğinde bedenini tank paletlerinin önüne vermiş, Şengal’in etrafına açılmak istenen hendekleri elleriyle geri doldurmuş, yollara düşüp direniş çadırları kurmuş, hamlelerde evlatlarının yanında durmuştur.
Bunun yanında diplomasi çalışmalarına TAJÊ ile öncülük yapmış, komün örgütlenmesinde de esas rolü oynamıştır. Dünya kamuoyu bunların hepsine şahitlik etti. Êzidî toplumunun özgür ve direngen damarı kadınların mücadelesiyle açığa çıkmıştır. Êzidî kadını hem direniyor hem de direnişi ve özgürlüğü büyük bir fedakârlıkla örüyor. Hiçbir zaman fermanı unutmadı ve unutturmaya çalışanlara karşı hakikati daha fazla görünür kıldı. “Jin, jiyan, azadî; Êzidxan azad e” şiarıyla mücadelenin öncülüğünü yürütmektedir.
Barış ve demokratik toplum inşa süreci
Aynı şey Êzidxan gençleri için de geçerlidir. Gençlik, fiziki katliam ve göz korkutmalara rağmen ülkesine dönmüş; savunma güçlerinde ve iç güvenlik birimi olan asayişte yer almış, toplumu örgütleme ve demokratik çalışmalar yürütmede önemli bir rol üstlenmiştir. Ancak yapılanların bir başlangıç olduğunu bilerek, yaratılan imkânlar ve gelişen bilinçle daha fazla örgütlenmek; demokratik toplum ve barış sürecini Êzidî toplumunun Rönesansı ve aydınlanması olarak esas alıp çalışmalara daha güçlü yüklenmek gerekmektedir. Êzidî toplumunun önündeki temel görev budur.
Bu anlamda öncelikle Êzidîlerin artık o mağduriyet dilini bırakmaları gerekmektedir. Gösterdikleri direniş çok büyük, değerli ve önemlidir. Bu direniş hâlâ farklı mecralarda devam ediyorken çalışmalara daha güçlü katılmak; Dayê Gulê gibi kuşatma altında pes etmeyerek sonuna kadar çatışıp şehadete ulaşan anaların ve Musul’un ortasında teslim olmadıkları için diri diri yakılan 19 kadının intikamını almak, çekilen acıları dindirmek anlamına gelmektedir. Kastik katillerin vahşi saldırısı, Êzidî kadınının öz iradesine yenilmiştir.
Parçalayan, ayrıştıran düşüncelere geçit verilmemeli
Bu 12 yıllık süreçte Apocu Hareket olarak biz de yerimizi aldık. Bu anlamda yaşanan tüm gelişmelerin Önderliğin öncülüğünde ve şehitlerin emeğiyle gerçekleştiğini söylemek mümkündür. Rêber Apo ile bu süre zarfında yapılan her görüşmede Êzidî toplumu da gündemde yer aldı. Rêber Apo sürekli Êzidî halkına selam gönderdi, perspektif sundu ve “Beni de kendinizden biri olarak kabul edin. Bütün gücümle sizinleyim.” diyerek moral verdi.
Şengal halkı da büyük bir gururla Önderlik Bahçesi’nde yaptığı açıklamada, Rêber Apo’yu öncüleri ve Êzidî toplumunun bir ferdi olarak gördüklerini söyleyerek Rêber Apo’ya yanıt verdi. Yine Êzidxan tarihinde ilk kez Êzidî inancına mensup olmayanlar onlar için fedakârlık yaptı ve bu uğurda yüzlerce fedai şehit verdi. Dolayısıyla halkı birbirine kırdırmak için yüzyıllardır örülen duvarlar yıkıldı.
Bu anlamda Êzidî toplumumuzun yaşanan bu gelişmelere bakarak parçalayan ve ayrıştıran düşüncelere geçit vermemesi, her şeyden önce kendisine ve Apocu Hareket’e güvenmesi gerekmektedir. Tereddütsüz bir şekilde direniş mücadelesine katılmalı, demokratik toplumu örgütlemede üzerine düşen rolü oynamalıdır. Özelde Êzidî kadınları buna öncülük etmelidir. Bugün Êzidî kadınlarının Şengal’deki mücadelesi bölgenin, hatta dünyanın dikkatini çekmektedir. Bu çabanın daha da büyüyeceğine ve gelişeceğine inanıyoruz.
Çetelerin elinde tek bir kadın bırakılmamalı
Ve o inançtayız ki yıllarca yok edilemeyen bu kadim toplum, önümüzdeki süreçte hangi tür zorlukla karşılaşırsa karşılaşsın bunları aşmayı bilecek, kendisini yaşatıp kalıcılaştıracaktır. Zulme uğramış halkın ve kadınların intikamı ancak demokratik komünal toplumu geliştirerek alınacaktır. Yine direniş mücadelesi, çetelerin elinde tek bir Êzidî kadını kalmayana kadar devam edecektir. Bu anlamda her geçen gün kendisini daha fazla yaratacak ve geliştirecek olan bu güç, artık demokratik bir Kürdistan’da Demokratik Özgür Êzidxan olarak varlığını tüm yönleriyle yaşayacaktır.
