Mücadele araçlarımızı biz belirleriz: Oklava, tava, bir de terlik

- KAKTÜS
21 views
Bu millet beni çıldırtacak! Sonunda kıt kanaat akılımı da ekmek peynir gibi yedirecekler. Anam-babam, mücadeleye deve kuşu gibi bakanlar, “Barış ve Demokratik Toplum Süreci”ndeyiz, mücadelesizlik değil.

Anlamıyorum yani, birileri bunlara “Ben barışı yaparım, siz oturun.” mu dedi? Yani nedir bu “elim elim üstüne, elim götüm üstüne” hâli? Bir de bazıları çıkıp demiyor mu, “Değişmez!” Bir kafa atacağım, aklı avcuna dökülecek!? Neymiş, “Barış sürecindeymişiz? Nedir bu kadınların ‘mücadele, mücadele’ diyen haykırış?! Silahlar da yakılmış, her şey bitmiş (miişşş)…!?!”

Özsavunma her zaman haktır!

Oldu, gel canımızı al. Terbiyesiz! Fırsattan istifade tepemize oturacaklar. Kusura bak ya da bakma, her bir fiskeye karşılık, fırsat bulursak oklavayı geçireceğiz. Silahlar yakılmış olabilir ama zalimin zulmüne karşı özsavunma her zaman haktır!
Sevgili okuyucu, hayretler içerisindeyim. Bir tarihsel gelişme nasıl böyle ters-yüz edilebilir? Bir halkın geleceğinden, kadınların geleceğinden, çocukların geleceğinden, yani yarınlarımızı ilgilendiren büyük bir gelişmeden bahsediyoruz; o kalmış, “Silahlar yakıldı, mücadele bitti, kadınlar yine köle.” demek istiyor. Şimdi yanlışlıkla iki parmağım gözüne saplanacak, bana “barışı provoke etti” diyecekler. Yani kadını döverken ayağı kayıp düşse, bunu da kadından bilecek rezil erkekler var.
Şimdi böyle erkekler karşısında özsavunma hakkını kullanan kadınları İran gibi devleti asıyor. Türkiye gibi devletler de ömür boyu hapse mahkûm ediyor. Tabii sistem ataerkil sistem. “Nasıl olur da kadın erkeğe el kaldırır?” mantığı devletin tüm hücresine sirayet etmiş. Böyle devletler ve böyle güçler varken, Allah aşkına, özsavunma hakkımızdan kadınlar olarak nasıl vazgeçelim?
Ayrıca özsavunma için illa silah mı gerekiyor? Tabii ki hayır! Fakat erkeğin fiziksel üstünlüğüne karşı kadın aklı, birliği ve iradesi şart! Biz neden gizli bir kadın birliği oluşturmayalım ki? Bir kadını dünyanın öbür ucuna götürebilecek bir güç kadar, rezil bir erkeğin toplumun içine çıkmasını engelleyecek iradeye sahip olacak örgütlülük lazım bize.

Sürekli ya el öptürür ya da el öper

Lakin uyarmadan edemeyeceğim, böyle bir işi, organizeyi, erkek gibi düşünen ve “kadınmış” gibi davrananlarla yapamayız. Erkek gibi düşünen, her şeyi fayda, iktidar, hükmetme üzerinden algılayan, kendine küçük kadın ve küçük erkek kölecikler arayanlarla mutlaka mesafemiz olmalı. Onlarla değil örgüt, komün bile kurulamaz. Neden? İktidara oynayanın ahlakı olmaz da ondan. Sürekli ya el öptürür ya da el öper. O yüzden böyle gizli organizasyonlar için güven, vicdan ve ahlak lazım. Bilinç, eğitim şart!
Elbette insan zayıf olabilir, zaaflarına yenik düşebilir; bu çok insani bir durum. Bu tür durumlarda kadın olan kadın, ayağa kalkmayı başarır. Başaran çok kadın da var.
Ya Star! Düşündükçe kan beynime sıçrıyor. Allah bizi inançsız, çökmüş, ruhsuz, ukala tiplerden korusun. İnanın, bir sohbete katıldığımda ruhum çekiliyor gibi oluyorsa hemen anlıyorum, orada inançsız, çökük bir ruh var. Geriliyorum.

Bana da haber verin, tavamla geliyorum

Şimdi sevgili kadınlar, orada burada söylenen sözlere kanmayın. Size kim, kimsesizmişsiniz gibi davranıyorsa, hemen bir kadın arkadaşınızı yanınıza alın, zırhınızı kuşananın, savunmaya geçin. Bana da haber verin, tavamla geliyorum. Gerçi birkaç arkadaşım var, kafa dengi; bakarsınız, onlar da kurdukları acı biber turşusuyla gelirler. Yakarız ortalığı?!?
Evet bacılar, tekrarlamak istiyorum; “Barış ve Demokratik Toplum Süreci” demek, zulüm karşısında aptal, avanak ya da ne bileyim, bön kalmak değildir. Özgürlük için, demokrasi için yeni mücadele araçları belirlemektir. Mesela ben tavamla mücadele edeceğim. Ben kepçeyle et. Sevê, Zinê, Sitê de oklava, merdane, maşa, süpürgeyle etsin. Hatta ben diyorum ki, yadê Fatê’nin terlikleri mücadele için iyi bir araç. Düşünsenize, adam eşini döverken, yadê Fatê terliğini suratına şaplatmış. O adam uzun bir süre sokağa çıkabilir mi, asla!

Bu nasıl bir bekleme hâli

Velhasıl, süreç karşısında mücadelesizlik hâli beni çok gerdi. Umarım yazdıklarımdan bazıları da gerilir. Gerçekten ne acayip bir dönemden geçiyoruz. Kimi çok mücadele ediyormuş gibi davranıyor. Kimi de “Eee, nasıl olacağını bilmiyoruz, bekliyoruz.” diyor. Bekle canım sen, bekle. Orada öylece dur, kıpırdama!… Star akıl, fikir versin inşallah! Bu nasıl bir bekleme hâli, bir türlü bitmedi. Yeminle, karnım ağrıyor gazdan. Öyle şişmişim.
Evet, buradan ilan ediyorum, inançsızlığa savaş açıyorum. Benimle inançsızlık arasında asla bir barış olamaz. Umutsuzluğu ise hiç tanımıyorum, bilmem anlatabildim mi?
Ya arkadaşım, silah olmayınca mücadele bitiyor mu? Hele şöyle bir düşünün, siz yıllardır Türkiye metrepollerinde, Avrupa’da, dünyanın her yerinde şiddete, zulme, baskıya ve tutuklamalara rağmen mücadele verdiniz ve hâlâ veriyorsunuz. İradenizi hiç mi görmüyorsunuz?
Tabii dağlar her zaman Kürtlerin mekânı olacak, bundan kaçamayız. Çünkü biz orada doğduk, orada yaşadık ve hâlâ yaşıyorlar. İnsanın siniri hopluyor bazılarının konuşması karşısında. Öyle bir konuşuyor ki, sanırsın o savaş tünellerinde kendi savaşmış, “Vayyyy, nasıl olur?” diyor.

Güzel olan hiçbir şey bedelsiz olmamıştır

Bazıları da çocukları gerillaya gitmesin diye kendi çocuğunun başına getirmedik kötülük bırakmadı. Onları burada tek tek söyleyip rencide edesim var ama kendime saygımdan yapmayacağım. Lakin şöyle bir şey söyleyeyim: Güzel olan hiçbir şey bedelsiz olmamıştır. Ve biz, kimliğimizi, dilimizi kabul ettirmek için büyük acılar ve bedeller ödeyen bir halkız, bu bir!
Hiç kimse sizin kendinizi savunma hakkınızı elinizden alamaz, siz kimseye devretmediğiniz müddetçe. Üçüncüsü, sevgili kadınlar, bizim için mücadele yolu uzun; onu da söylediğim örgütlenme model ve biçimleriyle birlikte katedeceğiz.
Hadi hoş kalın. İnançlı ve direngen yüreklerden öperim. Star sizinle olsun!