Multipl Skleroz  

- DR. Eylem Öztürk
14 views
Multipl skleroz (MS), merkezi sinir sistemini etkileyen, belirtileri ve seyri kişiden kişiye değişebilen kronik bir nörolojik hastalıktır. MS’in yalnızca fiziksel değil, psikolojik ve sosyal boyutları da bulunurken, günümüzde hastalığın seyrini değiştirmeye yönelik tedavi seçenekleri önemli ölçüde artmıştır.

Bir hekim olarak hastalarımla konuşurken, bazı hastalıkların yalnızca bedeni değil, insanın geleceğe dair düşüncelerini de değiştirdiğine sık sık tanık oluyorum. Multipl skleroz, yani MS, bu hastalıklardan biri. Özellikle genç erişkin yaşlarda ortaya çıkabilmesi, belirtilerinin kişiden kişiye büyük farklılıklar gösterebilmesi ve bazı belirtilerinin dışarıdan hiç fark edilmemesi, MS’i hem tıbbi hem de sosyal açıdan önemli bir hastalık haline getiriyor.
Multipl skleroz, merkezi sinir sistemini etkileyen kronik bir nörolojik hastalıktır. Beyin ve omurilikte sinir hücrelerinin iletişimini sağlayan miyelin yapısına karşı bağışıklık sisteminin anormal yanıtı, hastalığın temel mekanizmalarından biridir. Bunun sonucunda görme, hareket, denge, duyu, mesane ve bilişsel işlevler gibi farklı alanlarda belirtiler ortaya çıkabilir. Ancak MS’in en önemli özelliklerinden biri, herkeste aynı şekilde görülmemesidir. Bir hastada ilk belirti görme problemi olabilirken, başka bir hastada uyuşma, güçsüzlük veya denge sorunu ön plana çıkabilir.

Hastalığın seyri değişkendir

MS denildiğinde toplumda zaman zaman hastalığın mutlaka ağır engellilikle sonuçlanacağı şeklinde yanlış bir algı oluşuyor. Oysa bu doğru değildir. MS’in seyri oldukça değişkendir. Bazı kişilerde hastalık uzun yıllar boyunca hafif seyredebilirken, bazı hastalarda daha aktif bir tablo görülebilir. Günümüzde hastalığın seyrini değiştirmeye yönelik tedavi seçeneklerinin geçmişe kıyasla önemli ölçüde artmış olması, MS ile yaşayan insanlar açısından büyük bir avantajdır.

Her belirti dışarıdan görülmez

MS’in belirtileri bazen çok belirgin olabilir. Özellikle birkaç saat veya birkaç gün içinde gelişen görme kaybı, çift görme, vücudun bir bölümünde uyuşma, güç kaybı veya belirgin denge problemi, kişinin günlük yaşamını ciddi şekilde etkileyebilir. Ancak bazı belirtiler vardır ki hasta dışında kimse onları fark etmeyebilir. Bunların başında yorgunluk gelir.
MS’e bağlı yorgunluk, sıradan bir günün sonunda yaşanan halsizlikten farklı olabilir. Kişi yeterince uyumuş olsa bile kendisini tükenmiş hissedebilir. Günlük işlerini yapmak, çalışmak, ders çalışmak veya sosyal bir aktiviteye katılmak beklenenden çok daha fazla enerji gerektirebilir. Çevresindeki insanlar ise kişiyi sağlıklı gördükleri için bu yorgunluğu anlamakta zorlanabilir. Bu nedenle MS ile yaşayan bir kişinin “Bugün çok yorgunum.” demesi, basit bir şikâyet olarak değerlendirilmemelidir.
Aslında MS’in toplum tarafından daha iyi anlaşılması gereken yönlerinden biri de budur: Her belirti gözle görülmez. Bir insan yürüyebiliyor, çalışabiliyor ve gülümsüyor olabilir; buna rağmen gün içerisinde ciddi bir enerji kaybı, dikkat problemi veya başka nörolojik yakınmalar yaşayabilir. Hastanın dışarıdan iyi görünmesi, kendisini gerçekten iyi hissettiği anlamına gelmez.

Tanı süreci dikkatle yürütülmeli

Bir diğer önemli konu ise MS tanısının nasıl konulduğudur. Tek başına bir belirti veya tek başına bir MR görüntüsü, MS tanısı koymak için yeterli değildir. Hastanın öyküsü, nörolojik muayenesi, beyin ve omurilik görüntülemeleri ve gerekli durumlarda diğer laboratuvar veya yardımcı incelemeler birlikte değerlendirilir. Çünkü MS’e benzeyebilen birçok farklı hastalık ve durum vardır. Bu nedenle tanı sürecinin deneyimli bir nöroloji hekimi tarafından dikkatli biçimde yürütülmesi gerekir.
Hastalar açısından tanı süreci kadar tanının nasıl anlatıldığı da önemlidir. MS kelimesini ilk kez duyan bir kişinin internet üzerinde karşısına çıkan ağır hastalık tablolarından etkilenmesi son derece kolaydır. Birçok hasta tanıdan hemen sonra “Hayatım artık eskisi gibi olmayacak mı?” diye düşünür. Oysa MS tanısı, hayatın sona erdiği veya bütün planların terk edilmesi gerektiği anlamına gelmez.

Tedavi kişiye özel planlanır

Günümüzde MS tedavisinde önemli gelişmeler bulunmaktadır. Hastalığın aktivitesini azaltmaya, atakların sıklığını düşürmeye ve uzun vadede nörolojik işlevlerin korunmasına yönelik farklı tedavi seçenekleri mevcuttur. Ancak tedavi yaklaşımı her hasta için aynı değildir. Hastalığın tipi ve aktivitesi, kişinin genel sağlık durumu, yaşam planları ve tedavilerin olası yarar ve riskleri birlikte değerlendirilerek kişiye özel bir tedavi planı oluşturulur.
Burada hastanın tedavi sürecine aktif katılımı da büyük önem taşır. İlaçların düzenli kullanılması, kontrollerin aksatılmaması ve ortaya çıkan yeni belirtilerin hekime bildirilmesi, tedavinin başarısını etkileyen önemli unsurlardır. Bunun yanında düzenli fiziksel aktivite, yeterli uyku, dengeli beslenme, sigaradan uzak durma ve genel sağlık durumunun korunması da önem taşır.

MS’in psikolojik ve sosyal boyutu

MS yalnızca nörolojik bir hastalık değildir; aynı zamanda psikolojik ve sosyal boyutları olan bir yaşam deneyimidir. Özellikle genç yaşta tanı alan bir kişi eğitimini, iş hayatını, evliliğini, gebelik planlarını ve geleceğini düşünmeye başlayabilir. “Çocuk sahibi olabilir miyim?”, “Mesleğime devam edebilir miyim?”, “İleride yürümekte zorlanır mıyım?” gibi sorular son derece doğaldır. Bu soruların her birine hastanın kendi klinik durumuna göre, bilimsel veriler ışığında ve gerçekçi biçimde yanıt verilmesi gerekir.
Hekimlik yalnızca hastalığı teşhis etmek ve ilaç yazmak değildir. Bazen hastanın korkusunu anlamak, bazen yanlış bir bilgiyi düzeltmek, bazen de belirsizliğin yarattığı kaygıyı azaltmak, tedavinin kendisi kadar değerlidir. Hastanın kendisini güvende hissetmesi, sorularını açıkça sorabilmesi ve hekimiyle güvene dayalı bir iletişim kurabilmesi, uzun süreli hastalık yönetiminin önemli bir parçasıdır.