Ermeni kadının rüyası

- editor
15 views
İnga en son yazdığı mektupta, “Eğer bir gün çıkarsam sizin yanınıza gelip dağlarda yaşayacağım. Özgürlük sadece orada var” diyordu. Kim bilir, belki bir gün buralarda karşılaşırız.

Rahime arkadaş Ermenistan’da çalışma yürüttüğü sırada 2013 yılında tutuklanıyor ve Ebu Viyan Zindanı’na götürülüyor. O ve Dirok arkadaş birlikte tutuklanıyorlar; iki kadın arkadaş Ermenistan zindanlarında direniyorlar. Orada siyasi tutuklular olmadığı için ikisi aynı koğuşta tutuluyor. Sonrasını Rahime arkadaşın dilinden dinleyelim:
“Dirok arkadaşla aynı koğuşta yalnız kaldığımız zaman yanımıza başka tutukluları getirmiyorlardı. Bir gün baktık ki yanımıza İnga adında Ermeni bir kadın getirdiler. Onunla ilgilendik, yemek verdik ama bir yandan da kimdir nedir diye gözlemlemeye başladık. Sonra anladık ki fuhuşa sürüklenmiş bir kadın. Böyle bir duruma düşen her kadın kim bilir neler yaşamış ve nasıl böyle bir hale gelmiş?
Yanımıza geldiği gün biraz istirahat etti, daha sonraki gün de görüşe çıktı. Biz de yanımızdaki koğuşun tutuklularından durumunu öğrendik. Öğrendiğimiz zaman zindan sorumlusunun yanına gidip bu kadını yanımızdan almalarını söyledik. Zindan sorumlusu, ‘İki gün sonra gelip alacağız, şimdilik kalsın’ dedi. Bundan dolayı iki gün yanımızda kalmasını kabul ettik.
Sabah erkenden kalkınca gördüğü rüyayı anlatmaya başladı. Daha önce hiç görmediği birini gördüğünü ve bu kişinin kendisini kurtaracak kişi olduğunu söylüyordu.
O gün hep rüyasından bahsetti; tabii biz üstünkörü dinlemekle yetindik. Öğlene doğru Serxwebûn gazetesi bize geldi. Gazeteyi okumaya başladık. Elimdeki gazetede Önderliğin resmini gören İnga aniden irkildi ve ‘Bu kim?’ diye sordu. ‘Dün gece rüyama gelen oydu’ dedi. O da şaşırmıştı, biz de şaşırmıştık; sonra tarif ettiği kişinin Rêber Apo olduğunu anladık.
‘Bu bize bir mesajdır; ne olursa olsun bu kadına sahip çıkmalıyız’ dedik ve zindan idaresine gidip İnga’nın bizimle kalmasına karar verdiğimizi söyledik. İdaredekiler, ‘Nasıl olur, siz kimseyi yanınıza almıyorsunuz’ dediler. Biz ise ısrarla ‘Bu kadının yanımızda kalmasını istiyoruz’ dedik. Bu şekilde İnga bizim yanımızda kaldı.”

İnga’nın yaşam öyküsü

Yanımızda kaldığı süre içinde nasıl fuhuşa sürüklendiğinin hikayesini anlattı İnga. Onu bu durumdan kurtarmak için yol ve yöntemleri birlikte konuştuk. Hikayesini şöyle anlattı:
“Hayata gözlerini açtığında annesi götürüp kilisenin yanına bırakıyor. Annesiz ve babasız büyüyen bir çocuk. Kimse kim olduğunu bilmiyor çünkü annesi onu kilisenin önüne bıraktıktan sonra bir daha dönmüyor; bu yüzden İnga tanınmıyor. Kilise sorumluları onu götürüp yetimhaneye bırakıyorlar. Yetimhanede başlarına birçok şey geliyor. Doğru düzgün yemek verilmiyor ve aç bırakılıyorlar.
Bir gün yetimhanedeki aç çocukların gözlerine uyku girmiyor. Gidip mutfak penceresinden içeri giriyorlar, diğer gün için hazırlanmış kaynatılmış patatesleri doyuncaya kadar yiyip tekrar yataklarına dönüyorlar. Sabah mutfakçılar gelince çocukların yaptığını anlıyor. Hepsini cezalandırıyor, bir odaya kapatıyor ve üzerlerine tazyikli su döküyorlar. Bunun gibi birçok işkence yöntemi uygulanıyor. Sadece bu işkencelerden kurtulmak için kaçmak istiyorlar.
Bir gün yaşı ilerlemiş bir adam gelip İnga’yı yanına almak istiyor; evlenmek için değil, güya sahip çıkmak için. Bu çirkin adam İnga’yı götürdükten sonra önce tecavüz ediyor, sonra da evleniyor. İnga için kötü günler bunlarla sınırlı kalmıyor. Evlendiği kötü adam İnga’ya her gece fuhuş yaptırıyor. Hem kendisi tecavüz ediyor hem de fuhuş yaptırıyor. Az para getirdiği zamanlarda ise onu öldüresiye dövüyor. Bu şekilde iki de çocuğu oluyor.”
İnga hikayesini ağlayarak anlatıyordu. Başının her yerinde yaralar vardı. 6 ay boyunca aynı koğuşta kaldık. Bize gelen gazeteleri ona da okuyorduk. Önderliğin kitaplarını onun için getirttik; okudu ve çok etkilendi. “Bir erkeğin kadınlar için bu kadar çabalaması mümkün değil” diyordu. Zagros Gazetesi’nin Ermenice olanını istiyorduk, o da okuyordu. Beritan filmini de izlettik; çok etkilendi.
Bir süre sonra yanımızdan aldılar İnga’yı. Gittikten sonra da sürekli bize mektup yazıyordu. Zindandan çıktığımızda o hâlâ zindandaydı. İsteği üzerine gidip her iki çocuğunu gördük. Onun söylediği şeylerin aynısını çocukları da söylüyordu. İnga’nın yaşadığı bütün zorlukları çocukları da dile getiriyordu.
İnga en son yazdığı mektupta, “Eğer bir gün çıkarsam sizin yanınıza gelip dağlarda yaşayacağım. Özgürlük sadece orada var” diyordu. Kim bilir, belki bir gün buralarda karşılaşırız.

 

                                                                                      07 Eylül 2017

                                                   Zeynep Kınaca özgür kadın akademisi devre günlüklerinden