Orman kimin?

- Menekşe Kızıldere
13 views
Uzayan kuraklıklar ve rekordan rekora koşan sıcaklıklar yangınların yayılmasını kolaylaştırırken, yanan her hektarla birlikte yalnızca ağaçları değil, hafızamızı ve geleceğimizi de kaybediyoruz.

İklim krizinin en görünür sonuçlarından biri haline gelen orman yangınları, artık uzak coğrafyaların değil, yaşadığımız Avrupa kentlerinin ve doğup büyüdüğümüz Kürdistan topraklarının ortak, yakıcı bir gerçekliği. Uzayan kuraklıklar ve rekordan rekora koşan sıcaklıklar yangınların yayılmasını kolaylaştırırken, yanan her hektarla birlikte yalnızca ağaçları değil, hafızamızı ve geleceğimizi de kaybediyoruz. Peki, Avrupa’da tatil yaptığımız coğrafyaların hemen arkasındaki çam ormanları yanarken ile Kürdistan’da özel güvenlik bölgeleri adı altında yakılan ya da bakımsızlığa terk edilen ormanlar arasındaki bağ nedir?
Orman yangınlarını yalnızca “yükselen sıcaklıklar” veya “talihsiz bir doğa olayı” ile açıklamak, meselenin arkasındaki devasa toplumsal ve politik aygıtı görünmez kılıyor. Ormanların neden bu kadar kırılgan hale geldiği, yangınların hangi koşullarda kontrolden çıktığı, yangın sonrasında o alanların kimlere tahsis edildiği ve devlet-sermaye ikilisinin doğayla kurduğu sömürü ilişkisi birlikte ele alınmak zorunda. Avrupa’daki yangın dalgasından Kürdistan’daki ekolojik kırıma uzanan bu hat, ormanın yalnızca korunması gereken bir “doğal kaynak” değil, toplumun yaşamını, kimliğini ve geleceğini belirleyen ortak bir ekolojik alan olduğunu gösteriyor.

Rekor yıllar ve yıkımın gerçek sebebi

İnsanlık iklim krizini artık teorik bir tehdit olarak değil, gündelik yaşamın doğrudan bir parçası olarak deneyimliyor. Avrupa da bu dönüşümün en çıplak yaşandığı coğrafyalardan biri. 2025 yılı Avrupa açısından orman yangınları bakımından rekor bir yıl olarak geride kaldı ve yalnızca AB ülkelerinde bir milyon hektardan fazla alan kül oldu. 2026 yazında ise İspanya’dan İngiltere’ye, Fransa’dan Balkanlar’a kadar uzanan hatta aşırı sıcaklar ve kuraklıkla birleşen yangınlar yaşamı felç etmeye devam ediyor. (1)
Ancak burada durup asıl soruyu sormak zorundayız: Bir yangının çıkması ile onun önlenemez bir felakete dönüşmesi aynı şey midir? Yangının kıvılcımı bir elektrik hattından, ihmalden ya da doğal bir nedenden doğabilir. Fakat iklim değişikliğinin yarattığı kuraklık ve aşırı sıcaklar o yangını bir yıkıma dönüştürür. (2) Dolayısıyla bugün asıl tartışmamız gereken şey yangının nasıl başladığı değil, sistemin doğayı neden yangınlara karşı bu kadar savunmasız ve kırılgan bıraktığıdır.
Bir orman yandığında sadece ağaçlar yok olmaz. Su döngüsü, toprağın tutunma kapasitesi, canlıların habitatı ve o ormanla bağ kuran toplumun üretim biçimleri çökertilir. Yani yangının bilançosu yanan hektarlarla ölçülemeyecek kadar derindir.

Kâr hırsı ve yangın sonrasının siyaseti

Tam da bu noktada orman yangınlarını politik bir mesele olarak masaya yatırmalıyız. Kapitalist modernitenin doğayla kurduğu ilişki, onu canlı bir bütünlük olarak değil, yağmalanacak bir kâr alanı olarak görme zihniyetine dayanır. Orman kereste, dağ maden, su ise enerji kaynağı olarak kodlandığında, doğanın yaşam değeri, piyasanın ekonomik değeri karşısında ezilir.
Burada sorulması gereken hayati soru şudur: “Yangından sonra ne olacak?”
Yanan alanın kaderine kim karar verecektir? Orman kendi ekolojik bütünlüğü içinde kendini yenilemeye mi bırakılacak, yoksa “turizm tahsisi”, “maden arama” veya “yapılaşma” adı altında sermayeye mi sunulacaktır? Bu yüzden orman yangınları ile sermaye ilişkisini yalnızca yangının nasıl çıktığı üzerinden değil, yangın sonrasında toprağın nasıl yeniden metalaştırıldığı üzerinden okumak gerekir.

Kürdistan’da orman kırımı: savaş ve irade gaspı

Bu durum Kürdistan açısından çok daha özgün ve sarsıcı bir anlam taşır. Kürdistan’da orman, sadece bir ekosistem değil, köylerin, hafızanın, toplumsal yaşamın ve direnişin mekânıdır. Ormanın yok edilmesi, doğrudan toplumun yaşam bağlarının koparılması anlamına gelir.
Güney Kürdistan üzerine yapılan güncel araştırmalar, yangınların iklimsel faktörlerin yanı sıra askeri faaliyetler ve çatışmalı süreçlerle doğrudan bağlantılı olduğunu belgelerle ortaya koyuyor. (3) Bakurê Kurdistan’da 2024 yılında Amed ile Mêrdîn arasında yaşanan ve 15 yurttaşımızın, binlerce canlı dostumuzun yaşamını yitirdiği yangın ise bu madalyonun diğer yüzüdür. Özelleştirilmiş elektrik şirketlerinin (DEDAŞ) bakımsız hatlarından kaynaklandığı teknik raporlarla sabitlenen bu katliam, yangın karşısında cezasızlığı ve devlet-sermaye işbirliğinin halkı nasıl korumasız bıraktığını açıkça gösterdi. (4)
Kürdistan’daki ekolojik tahribatı “sıradan bir çevre sorunu” olarak görmek büyük bir yanılgıdır. Doğasından, dağından ve suyundan koparılan bir toplum, kendi iradesinden, üretiminden ve ortak yaşamından da koparılır. Ekolojik kriz ile özgürlük ve demokrasi sorunu bu yüzden birbirinden ayrılamaz.

Çözüm nerede? ekolojik toplum ve gençliğin sorumluluğu

Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan’ın Demokratik Modernite paradigmasında ekolojik krizin temel kaynağı, insanın doğa üzerinde kurduğu tahakkümcü ve hiyerarşik zihniyettir. (5) Ekolojik sorunlar, daha gelişmiş itfaiye uçaklarıyla ya da daha fazla teknolojiyle çözülebilecek teknik bir mesele değildir. Mesele, zihniyetin ve sistemin kendisidir. Ekolojik toplum yaklaşımı, insanı doğanın efendisi değil, onun bir parçası olarak yeniden konumlandırır. Komünalite ise bu varoluşun toplumsal ve etik-politik zeminidir.
Bugün Avrupa şehirlerinde büyüyen Kürt gençliği ve kadınlar için bu tablo net bir sorumluluk yüklemektedir. Avrupa’da yanan ormanlar ile Kürdistan’da yakılan ve metalaştırılan doğa aynı sistemin ürünüdür. Ekolojik mücadele, sadece dönemsel bir duyarlılık değil, kapitalist modernitenin yaşamı metalaştıran aklına karşı öz-yönetimci, kadın eksenli ve komünal bir yaşamı inşa etme mücadelesidir.

Nasıl bir toplum ormanla birlikte özgürce yaşayacaktır?

Asıl soru şudur: Ormanı kimin için koruyacağız ve nasıl bir toplum o ormanla birlikte özgürce yaşayacaktır?
Ekolojik varlıkların korunması yalnızca devlet kurumlarının veya uzmanların sorumluluğuna bırakılamaz. Ormanların, su kaynaklarının ve toprağın korunması, bu alanlarla doğrudan yaşayan toplumun örgütlü iradesini gerektirir. Komünalite burada yalnızca bir ekonomik paylaşım biçimi değil, yaşam alanlarının ortak korunmasını sağlayan bir toplumsal örgütlenme biçimi olarak anlam kazanır. Ormanla yaşayan köylünün bilgisi, kadınların yaşamı yeniden üreten emeği, gençlerin ekolojik duyarlılığı ve yerel toplulukların karar alma gücü bir araya geldiğinde doğanın korunması dışarıdan dayatılan bir politika olmaktan çıkar, toplumun kendi varlığını savunma pratiğine dönüşür. Bu anlayış Kürt toplumu açısından Avrupa’da da Kürdistan’da da somutlaştırılabilir: Yerellerde ekoloji meclisleri ve komünler oluşturmak, orman ve su varlıklarını düzenli olarak izlemek ve kayıt altına almak, yangın risklerine karşı yerel dayanışma ve erken uyarı ağları kurmak, gençleri ekolojik gözlem ve afet çalışmalarında örgütlemek, kadınların öncülüğünde yerel ekolojik bilgi ve hafızayı aktarmak, şirketlerin ve devlet kurumlarının doğaya ilişkin kararlarını izlemek ve gerektiğinde hukuki-demokratik yollarla müdahale etmek bu örgütlenmenin pratik adımları olabilir. Avrupa’daki Kürt kurumları ise yalnızca Kürdistan’daki ekolojik tahribatı gündeme taşımakla yetinmeyip bulundukları kentlerde yerel ekoloji hareketleriyle ortaklaşabilir, gençlik ve kadın örgütlenmeleri içinde ekoloji komisyonları kurabilir ve Kürdistan ile Avrupa arasında bilgi, deneyim ve dayanışma ağları oluşturabilir. Böylece ekoloji, dönemsel kampanyaların konusu olmaktan çıkarak toplumun kendi yaşam alanını koruduğu sürekli bir örgütlenme alanına dönüşebilir.
Geleceğimizi ne devletlerin bürokrasisine ne de şirketlerin kâr hesaplarına terk edebiliriz. Orman yanarken su, toprak, hafıza ve toplumsal geleceğimiz yanıyor. Bu gidişatı durduracak olan şey, Avrupa’dan Kürdistan’a uzanan hatta doğayı ve yaşamı savunan gençliğin ve kadınların örgütlü iradesidir.

Kaynakça

1. European Commission, Joint Research Centre (JRC/EFFIS). 2025 was EU’smost destructive wildfire season on record; Current wildfire situation in Europe, 2026.
2. Abatzoglou, J. T. vd. “Climate change has increased the odds of extremeclimate-driven fire years.” Nature Communications, 2025.
3. PAX. Wildfire Analyses in Iraqi Kurdistan, 2025.
4. Bianet. “Electricity distribution company under scrutiny after deadly Diyarbakir-Mardin fire”, 2024.
5. Abdullah Öcalan. Demokratik Uygarlık Manifestosu. Mezopotamya Yayınları.