Fransa’da artan cinsel şiddete karşı ‘bütünlüklü yasa’

- Newaya Jin
12 views
‘Bütünlüklü’ yasa, bir kadın veya çocuğun cinsiyetçi şiddet ya da cinsel şiddetin, veyahut her ikisinin birden mağduru olduğunda, tüm hayatının tehlikeye atıldığı gerçeğinden yola çıkan bir yasadır.

Fransa’da kadın ve çocuklara yönelik cinsel şiddete karşı kapsamlı bir çerçeve yasanın kabul edilmesi için mücadele eden Suzy Rojtman ile, yasalaşması için çalışılan bütünlüklü yasa üzerine yaptığımız röportajı okuyucularımızla paylaşıyoruz.

Başlamadan önce okurlarımız için kendinizi tanıtabilir misiniz?

1968 yılının sonundan beri aşırı solcu bir aktivistim. 1974 yılında feminist harekete katılmaya başladım. MLF’nin (Kadın Kurtuluş Hareketi) sınıf mücadelesi akımındaydım ve Les Pétroleuses adlı bir gazete çıkarıyorduk.

1978’de aşırı sol örgütümden ayrıldım ve kendimi tamamen feminist harekete adadım. Yasaklandığı dönemde özgür radyolar hareketine katıldım. “Les Nanas Radioteuses” adında bir feminist radyo kurmuştuk. 1985’te, Paris’te üç kadın herkesin gözü önünde tecavüze uğradığı halde kimsenin tepki göstermemesi üzerine Tecavüze Karşı Feminist Kolektif’i kurucularından biri oldum.

1996 yılında, 1995 Kasım-Aralık aylarında başlayan toplumsal hareketin başlangıcında, 25 Kasım 1995’teki büyük gösterinin ardından Ulusal Kadın Hakları Kolektifi’nin kuruluşuna katıldım. Şu anda tüm çabalarımı, kadınlara ve çocuklara yönelik cinsel şiddete karşı kapsamlı bir çerçeve yasasının kabul edilmesi için harcıyorum.

Fransa‘da Kadın ve çocuklara yönelik şiddet konusunda nasıl bir tablo var?

Fransa’da, tıpkı dünyanın birçok ülkesinde olduğu gibi, kadınlara ve çocuklara yönelik şiddetle mücadelenin gerçek bir öncelik olmadığı görülüyor. Tecavüz davalarının %94’ü takipsiz bırakılıyor; yani çok az soruşturma yapılıyor ve dosya rafa kaldırılıyor. Sonuç olarak, mahkumiyet oranı sadece %1’dir; bu gerçekten çok düşük bir rakamdır. Bu, cezasızlıktır. Kadınlar şikayette bulunmaya cesaret edemiyorlar. Korkuyorlar ve güven duymuyorlar. Her yıl 160.000 çocuk cinsel şiddete maruz kalıyor. Bu tablo bir felakettir.

‘Bütünlüklü’ yasa derken ne anlatılmak isteniyor?

‘Bütünlüklü’ yasa, bir kadın veya çocuğun cinsiyetçi şiddet ya da cinsel şiddetin, veyahut her ikisinin birden mağduru olduğunda, tüm hayatının tehlikeye atıldığı gerçeğinden yola çıkan bir yasadır. Kadınlardan ve çocuklardan bahsediyoruz çünkü resmi rakamların da kanıtladığı gibi, mağdurların büyük çoğunluğunu onlar oluşturuyor. Onlar erkek egemenliğine, ataerkil sisteme maruz kalıyorlar. Erkek mağdurlar da olabilir, ancak onlar başka erkekler tarafından saldırıya uğruyorlar.

Bir kişi, mağdur olduğunda, sokağın köşesinde saldırganla karşılaşmamaya ihtiyaç duyar. Öncelikle saldırganın eylemlerine devam etmesinin engellenmesine ve korunmaya ihtiyacı vardır. Ayrıca hem fiziksel hem de psikolojik sağlığının iyi olması için yardım edilmesine ihtiyaç duyar. İsterse, şikayette bulunmasına yardım edilmesine ve eğitimli polis veya jandarma görevlileri tarafından dinlenilmesine ihtiyacı vardır. Adli sistem tarafından kötü muameleye maruz kalmaması gerekmektedir; ne yazık ki bu çok sık yaşanır ve buna ikincil mağduriyet denir. Gerekli işlemleri tamamlayabilmesi için iş yerinde izin günlerine ihtiyacı vardır; yasada 10 gün izin hakkı olmalıdır.

Bu konuda örnek olan farklı dünya deneyimleri var mı?

Dünya genelinde bu önlemlerin vazgeçilmez olduğunu uzun zamandır savunanlar feministlerdir.

İspanya, 2004 yılında toplumsal cinsiyete dayalı şiddete karşı ‘bütünlüklü’ bir yasa kabul ederek bu konunun öneminin farkına varmıştır. Ulusal Kadın Hakları Kolektifi, 2006 yılında kadına yönelik şiddete karşı bir çerçeve yasa tasarısı hazırladı; bu tasarı, sayısız eylemlerin ardından 9 Temmuz 2010 tarihli yasanın kabul edilmesine yol açtı. Bu yasa, aile içi şiddete maruz kalan veya zorla evlilik tehdidi altındaki kadınları eşlerinden korumaya olanak tanıyan koruma kararını yürürlüğe koydu. Yasa, çiftler arasında psikolojik şiddetin de yaşanabileceğini kabul etmiştir. Ancak bu yeterli değildi.

2017’de MeToo hareketinin açtığı yolda, bu kez Kadınlar Vakfı’nın çağrısıyla kapsamlı bir çerçeve yasa talebi yeniden dile getirildi. Mağdurlara destek veren birçok feminist örgüt, çocuk hakları örgütleri ve sendikalar bir araya gelerek 140 adet zorunlu önlemi belirlediler. Milletvekilleri ve senatörlerden oluşan bir parlamento koalisyonu, bu 140 önlemi bir yasa tasarısına dönüştürdü.

Bu yasa kabul edilirse, toplumda ve şiddet mağduru bir kadının hayatında somut olarak ne değişir?

Bu yasa teklifinde, kabul edilip uygulanması halinde cinsel şiddete maruz kalan kadınların ve çocukların hayatını değiştirecek çok önemli önlemler yer almaktadır.

Örneğin, kadınlar polise veya jandarmaya başvurduklarında, genellikle hiç eğitim almamış personel tarafından karşılanmaktadırlar ve bu personel, olayları kanıtlamak için gerekli soruşturmaları da yapmamaktadır.

Bu nedenle, kolluk kuvvetleri ve jandarma bünyesinde uzmanlaşmış birimlerin oluşturulmasını talep ediyoruz. Bu birimlerin, şüphelinin bilgisayarını veya telefonunu incelemek gibi belirli soruşturma işlemlerini sistematik olarak gerçekleştirmeleri zorunlu olacaktır.

Aynı durum yargı için de geçerlidir: özel olarak eğitilmiş yargıçların görev yapacağı uzman mahkemeler kurulmasını talep ediyoruz.

Ayrıca, adli süreçte mağdura tecavüzden önceki cinsel yaşamı hakkında soru sorulmamasını talep ediyoruz; bu konuyla hiçbir ilgisi olmayan ve son derece aşağılayıcı bir durumdur.

Ayrıca, reşit mağdurların ifadelerinin ses kaydı alınmasını talep ediyoruz. Böylelikle aynı şeyi yirmi kez tekrarlamak zorunda kalmazlar. Çocuklar için bu uygulama zaten mevcuttur.

Bu yasada uygulanmasını istediğiniz maddeleri biraz daha somutlaştırabilir misiniz?

Ceza Kanunu’nda küçük kızların maruz kaldığı cinsel sakatlamaların açıkça belirtilmesini istiyoruz. Aynı şey zorla evlilikler için de geçerlidir.

İnternet üzerinden ve sıklıkla yapay zeka kullanılarak işlenen tüm cinsel şiddet suçları Ceza Kanunu’na dahil edilmelidir.

Çocuklar için de birçok önlem bulunmaktadır. Örneğin, çocukların refahını sağlamak amacıyla her yıl okulda ebeveynleri olmadan bireysel görüşme yapabilmelerini istiyoruz. Çünkü cinsel şiddet vakalarının çoğunun aile içinde gerçekleştiği bilinmektedir.

Mağdur olan reşit olmayan çocuklara otomatik olarak bir avukat atanmalıdır.

Fuhuş ve cinsel sömürü mağduru reşit olmayan çocuklar, Çocuk Sosyal Hizmetleri tarafından gerçekten korunmalıdır.

Aile içinde şiddet olduğunda ve boşanma gerçekleştiğinde, çocukların ikametinin şiddet uygulayan ebeveynin yanında olmamasını ve bu durumlarda “ortak dönüşümlü ikamet” uygulanmamasını istiyoruz; yani çocukların bir hafta babada, bir hafta annede kalmaması gerektiğini savunuyoruz.

İş yerinde yaşanan şiddet konusunda da bazı düzenlemeler öngörüyoruz. Özellikle şiddet mağduru bir kadının, maaşından herhangi bir kesinti olmaksızın, gerekli işlemlerini gerçekleştirebilmesi için 10 gün izin hakkına sahip olmasını istiyoruz.

Özel evlerde çalışan kişilerin, cinsel saldırı konusunda haklarını belirten ve işveren tarafından imzalanmış bir belge almasını istiyoruz.

Jinekolog, başka bir doktor veya sağlık çalışanı nezdinde maruz kalınabilecek şiddetin Ceza Kanunu’nda açıkça yasaklanmasını istiyoruz.

Her ilde, doktorlar, psikologlar ve polislerin bulunduğu, cinsel şiddet mağdurlarını kabul edecek bir merkez kurulmasını istiyoruz.

Bu yasa kabul edilirse, toplumda ve şiddet mağduru bir kadının hayatında somut olarak ne değişir?

Tecavüz, cinsel saldırı veya cinsel taciz suçlamasıyla şikayette bulunan hiçbir yabancıya karşı Fransa’yı terk etme zorunluluğu (OQTF) kararı verilmemesini istiyoruz.

Mağdur olan sığınma başvuru sahiplerine çalışma izni verilmesini istiyoruz. Mağdurları tekrar tehlikeye atmamak için cinsiyetlere göre ayrılmış barınma imkânları sağlanmalıdır.

Engelli mağdurların gerekli işlemleri yerine getirebilmeleri için kişisel asistanlık hakkına sahip olmasını istiyoruz.

Yasanın her yerinde, denizaşırı bölgelerin farklı yaşam koşullarına sahip olduğu ve bunların dikkate alınması gerektiği vurgulanmaktadır. Örneğin: herkesin kendini ifade edip anlaşılabilmesini sağlayan dil, bir adada yaşama durumu, anakaraya kıyasla kamu hizmetlerinin daha da bariz bir şekilde eksik olması.

İşte, burada yasanın tüm maddelerini sıralamadım ama bunun mağdur kadınların ve çocukların hayatlarını değiştirmek için ne kadar yararlı olabileceği açıkça görülüyor.

Kabul edilirse, bu yasa Fransa’da kadınlara ve çocuklara yönelik şiddetle mücadelede bugüne kadarki en ilerici yasa olacak. Ve bu yasa, mücadeleyi sürdürmek zorunda kalacak gelecek nesillere de fayda sağlayacak.