Ateşe su dökmek değil körüklemek lazım!

- Haskar Kırmızıgül
18 views
Dünyayı yok oluşa doğru hızla sürükleyen kapitalist modernitenin kırım politikalarına (kadın kırımı, toplum kırım, doğa kırımı ve hatta bilgi kırımı) karşı düşünmek, yaratmak, üretmek ve direnmek gerekiyordu. Düşündük, yarattık, savaştık ve direndik. Bu yüzden kurduğumuz her cümlenin başına koyduğumuz “kadın”ı kaldırmak gerek. Çünkü bahsettiğimiz biziz. Bu çağın karakterine halel getirmedik, getirmeyiz.

Kadın özgürlük yüzyılının ilk çeyreğinden ilk yarısına geçtiğimiz bir zaman aralığına girdik. Geçen çeyrek asırda direnişin, sevincin ve umudu yeşerten ne çok an yaşadık. Ve en çok bizim canımızı yakan ne çok kötülüğe. Dünyayı yok oluşa doğru hızla sürükleyen kapitalist modernitenin kırım politikalarına (kadın kırımı, toplum kırım, doğa kırımı ve hatta bilgi kırımı) karşı düşünmek, yaratmak, üretmek ve direnmek gerekiyordu. Düşündük, yarattık, savaştık ve direndik. Bu yüzden kurduğumuz her cümlenin başına koyduğumuz “kadın”ı kaldırmak gerek. Çünkü bahsettiğimiz biziz. Bu çağın karakterine halel getirmedik, getirmeyiz.

Ateşi büyütmek

Artık bu halaya katılmak, suyun akışına direnmek değil, kapılmak; ateşe su dökmek değil, körüklemek lazım. Bakmayın bu büyük öfkenin sonuçlarını kınayanlara! Kapitalizme öfkenin en güncel hali olan eylemlerde hemcinslerimizin dansları, cesareti bunu söylüyor.

Neden mi?

Çünkü yaşamak istiyoruz. Son bir yılda dünyada 840 milyona yakın kız kardeşimizin şiddete uğradığını, dünyanın neresine gidersek gidelim bu ihtimalin peşimizi bırakmayacağını hissediyoruz. Örneğin, Hindistan’da gündelik olarak kayıtlara geçen şiddet vakası 1210. Tecavüz vakalarının yüzde 96,8’i tanıdık kişilerden oluşuyor.

Çünkü savaşlarda en çok biz ölüyoruz. 7 Ekim’den bu yana Filistin’de 38 binden fazla kadın katledildi. Sudan’da 4,3 milyon kız kardeşimiz yerinden edildi. Çünkü savaşları ve çatışmaları çıkaran biz olmadığımız halde, göç yollarına düşen yine biz oluyoruz. Dünya genelindeki zorunlu göçmen sayısının yarısından çoğu biziz.

Çünkü dünyada erkeklerle eşit haklara sahip olma konusunda kaydettiğimiz ilerleme, bir önceki yıla göre sadece 0,2 arttı. Bu, erkeklerin sahip olduğu hakların yalnızca yüzde 64,2’sine sahip olduğumuz anlamına geliyor. Bu dehşet tablosuna dair daha birçok örnek verilebilir.

Raporlardan fazlası

Raporlar ve veriler makro düzeyde bir şey anlatabilir bize. Resimler, olaylar, anlatılar ise daha çok şey. İnsanın teninde bir ürperme, beyni uğuldatan bir öfke, burnu titreten bir üzüntü hisseder yaşadıklarımız karşısında.

İşyerindeki ayrımcılıktan taciz ve tecavüz haberlerine, göç yollarına düşüp katledilenlerden erkeklerin savaşında kazanılacak ilk mevzi olarak görülen kadınlara kadar çok şey duyduk. Hegemonların en derindeki gizli, çirkin ve süreğen işbirliğinin kadınlara neler yapabileceğini, adı Epstein Davası’nda geçerken dünyaya demokrasi ve insan hakları dağıtan Trump ve Amerika’sında gördük.

Genetiğinde kadın karşıtlığı olan bu sistemin yöneticisi olmakla övünen kadınların özgürlüklerinin, büyük bir hevesle koştukları Ahmet El Şara’nın sarayında sona erdiğini gördük. Rojava’da kadın savaşçıların saç örgülerinden intikam almak isteyen erkekliklerde gördük. Adı Zilan olan genç bir kadının, bir otel odasında eski kocası tarafından boğularak öldürülmesindeki büyük çelişkiden ve acıdan gördük.

Politikayla ilgilenmiyorum desek ne yazar! En yakın arkadaşımız kırık bir kalple omzumuzda ağladığında, çocukken koşup oynadığımız bir arazinin yerine otel yapılacağını duyduğumuzda, sıcaktan nefes alamaz hale geldiğimizde, ısınmak için yaptıklarımız bizi nefessiz bıraktığında, yediğimiz yemeğin içine konulan katkı maddeleri bizi hasta ettiğinde üzüldük, öfkelendik.

Bin bir gerekçeyle mücadele

Bir şey yapmalı diyenler, yapanlar ve bu uğurda canını vermeye hazır olanlarımız var. Bize söylenen yalanları deşifre etmiş, kölelik inşasının bedenlerimiz, emeğimiz üzerine kurulduğunu yıllar, hatta yüzyıllar önce gören, anlatan ama görülmeyen kadınları görünür kılmak isteyenler var. Tanımlama, anlama kapasitemizi kendi mülkü haline getirmeye çalışanlara karşı akademi sıralarından sokağa taşan bilgiyi üretenlerimiz var.

Demem o ki mücadele etmek için bir değil, bin bir türlü derdimiz, gerekçemiz var. Dolayısıyla enternasyonalizm, kadın mücadelesinin iradesinde değil, doğasında var. Kürt kadın hareketi olarak Dünya Kadın Yürüyüşü, Dünya Kadın Konferansı, Global Tapestry Assembly (GTA), Ni Una Menos, Uluslararası Kadın İttifakı (IWA) vb. ağların içinde yer alışımızın nedeni bu.

Kadın enternasyonalizmi

Kadınların mücadelesinin karakterinde dokunmak, öğrenmek ve dönüştürmek var. Bizler de bu biçimde yol alıyoruz. Kadın enternasyonalizmi büyük ölçekte değil, küçük adımların hayatlarımıza dokunması anlamına geliyor.

Yaşamak ve mücadele gerekçelerimizi çoğaltmak, acılarımızı paylaşarak sağaltmak, tüketime değil yaşamsal ihtiyaçlara yönelen alternatif ekonomileri geliştirmek; kooperatifler kurmak, zihnimizi işgal eden düşünce yapılarından kurtulan akademiler geliştirmek, alternatif eğitim metotları geliştirmek, beden, duygu ve düşüncenin toplamı olan öz savunmayı su ve hava kadar vazgeçilmez görmek anlamına geliyor.

Zamanı ölçen birimin dönüşüm ve yaratım olması anlamına geliyor. Eylem, örgütlenme, bilinç ve öncülük anlamına geliyor. Kadınların ortak ve stratejik aklını geliştirebilmek için ulus devletin varlığını dayandırdığı milliyetçilik, ırkçılık, dincilik ve bilimciliğin tuzaklarından kurtulmak anlamına geliyor.

Stratejik akıl

Diyelim ki dünyada olan bitenden bihaber yaşıyoruz ve zihinsel farkındalığımız o denli güçlü değil. Ama kadınların yaşamsal refleksleri ve direniş yöntemleri birbirine çok benziyor. Bu stratejik aklı gördükçe insanın “doğalında böyle” diyesi geliyor.

Kadın mücadelesinin “doğası” olan enternasyonalizmi bilinçli, örgütlü, eylemli bir stratejik akılla geliştirdiğinde neler olacağını varın siz düşünün.

Her günü 8 Mart gibi yaşamak gibi düşünün.