Aradığınız hayata ulaşılamıyor, lütfen daha sonra yeniden deneyin!

- H. Neşe Özgen
224 views
Göç, sürgün ve mültecilik: Politik olsun olmasın, uzun veya kısa ama mutlaka bir karanlıktan geçerek varılan bir mertebe. Evet, günümüzde göçmenlik bir mertebe sayılıyor, hem de taltifle kazanılacak bir mertebe. Göçmen, sürgün ve mülteci olabilmek için dahi pek çok aşamayı “kazanmak”, pek çok otoriteye boyun eğmek ve pek çok kazanımdan vazgeçmek gerekiyor. Kadınlar, çocuklar, kırılgan gruplar sürgün ve göç yolunun en göze görünmez ve en yaygın kurbanlarından.

Başlangıcı olan ama asla bitmeyen bu yol hikayesine biz “karanlık koridor” diyoruz. Bu karanlık koridorda aileler içlerinden en az bir üyelerini kaybediyor, özellikle kadınlar göç yolunda çoğunlukla dile dahi getiremedikleri sayısız sömürü, şiddet, taciz ve tehditle karşılaşıyorlar. Ve bu koridordan çıkış en az iki kuşak sürüyor. Kadınların bedenleri, hafızaları, onurları, düşünceleri ve aslında tüm dünya algıları şiddetle zedeleniyor. Geri dönüşü ve telafisi de çok zor hasarlar bırakıyor.

Kendi içlerine kapanıyorlar

-A. 37 yaşında. Eşi illegal yollardan çeşitli ülkelerin sınırlarını geçip son varış noktasına ulaştıktan ve kamplarda hayli eziyet çektikten sonra iltica talebi kabul edilince çocuklarla birlikte onları da yanına aldırdı. Bu uzun ayrılık beş yıl sürdü. Ancak hala diken üstündeler. Ülkedeyken politik ve önde gelen şahsiyetlerden birisi olan eşi yine çok meşgul. Evin asıl geçim kaynağını A. sağlarken, eşi siyasi işlerini sürdürüyor. A. iki çocuğun bakımından ve eğitimlerinden de sorumlu ve temizliğe giderek para kazanıyor. Akşamları çok yorgun, ama eşi nedense hep daha yorgun oluyor. Çocuklar ana dillerini kaybediyorlar, yeni dili de pek iyi öğrenemiyorlar. A. kendi ülkesinde eczacıydı. Ama burada mesleğini yapamıyor.

Kadınlar göç yolunda genellikle ikincilleşiyorlar. Mesleklerini kaybediyor, ama asıl önemlisi daha önce kendi ülkelerindeki kazanımlarını da yitiriyorlar. Erkekler, siyasi ve ticari hayatla daha kolay yakınlaşır ve kabul ülkesindeki bürokrasiden de kendi erkek çevrelerinden de daha kolay kabul görürken, kadın kazanımlarından ve destek çevresinden mahrum ve ev içine hapsolarak yaşıyor. Okul birliklerinde de göçmen ve dil eksikli yabancı olarak örnekleştirildiklerinden (hepsi göçmen işte!) kadınlar, sosyal çevrelerinden mahrum kalıyor ve giderek kendi içlerine kapanıyorlar. Eskiden siyasi dehalar olan kocalar bu durumdan pek hoşnutsuz gözükmüyor, ya da başarısız olduklarından söz etmek istemiyorlar. Bunların faturası da çoğunlukla kadına yazılıyor.

Kazanımların geride kaldığı güvencesiz hayat

-B. 38 yaşında. Ülkede sevilen ve nitelikli bir siyasetçiydi. Kendisi zorunlu göç yoluna çıktı ve siyasi sığınmacı olduktan sonra iki oğlunu da yanına aldı. Eşi gelmek istemiyor. Oğlanlar bu yüzden annelerini suçluyorlar. B. dil öğrenmekle geçirdiği uzun bir süreden sonra bir zincir markette raf düzenleyicisi olarak zorlukla iş bulabildi. Bu kadar az nitelik gerektiren bir iş için neden bunca yüksek bir dil puanı alması gerektiğini hala öfkeyle düşünüyor. Çocuklar gençlik hayallerini yaşamaya başladılar. Ama B. hala aradığı hayatın bu olup olmadığını sorguluyor.

Kadınlar kendi ülkelerindeki maddi manevi kazançlarını kendileri için harcayamıyor, en azından memleketteki akraba aile vb. ile hesaplaşmalar da bitmiyor. Gelinen ülkede kadın geçim ve çocuklardan temel sorumlu ilan ediliyor ve bitmek bilmez suçluluk duyguları boynuna asılıyor. Her yeni göçte yaşananlar bir önceki göçlere benziyor. Bulabildikleri işler en alt düzey, güvencesiz ve ülkelerindeki kazanımları yeni ülkeye taşıyamıyorlar. Çocukların ve sosyal hayatın tüm yükleri yeniden kadınların üzerine biniyor ve ne kadar nitelikli olurlarsa olsunlar bu kazanımların yok sayılması onulmaz yaralar açıyor.

Kayıtsız güvencesiz çalışma

-C. 28 yaşında. Tek başına kara sınırından çıkıp geldi. Aslında ailede pek çok eski göçmen de var, yakın uzak birçok akraba aynı ülkede çeşitli şehirlerde yaşıyorlar. Ama hepsi kendi ailesini bahane ederek yardım etmekten kaçındı. Dil kursuyla birlikte enformel işlerde kayıtsız çalıştı, tanımadığı insanlarla aynı evi paylaşırken de hiç kaydı olamadı. Bu kayıtsız hayat onun oturum almasını da zorlaştırıyor. Doğuştan gelen sağlık sorunlarını tedavi ettiremiyor. Akşamları bazen kendisine bir sofra hazırlayıp ağlayarak oturuyor. Geceleri dışarı çıkmak ve eğlenmek istiyor ama parası da dili de buna yetmiyor. Bu ömrün hep böyle yapayalnız mı geçeceğini merak ederek sabahları 4’te kalkıp akşamları sızlayan bacaklarını sıcak su kovalarına sokarak oturuyor. C. ülkesinde konservatuar mezunuydu, yeniden müzik yapabilecek mi, nerede? Bilemiyor.

Genç kadınlar yeni bir hayatı gerçekleştirmeyi bırakın, düşleyemeyecek kadar yalnız bırakılabiliyorlar. Ahlakı, namusu ve gelenekleri denetlemekte hiç geri durmayan akrabalık grupları destek ve dayanışma söz konusu olunca oralı olmayabiliyor. Yeni ülkede genellikle kayıtsız ve yardımsız kalan nice genç ömür var.

Bağımlılıklar zinciri

-D. 43 yaşında. Eşi onu ve oğlunu Avrupa’ya gider gitmez yanına aldı ama sonra bir yıl içinde evden attı onu. Sürekli hakaret ve dayakla geçen bir yıl. D’ye kendi ülkesinden kadınlar yardımcı olmadılar pek. Daha çok misafir ülkedeki akıl danıştığı kadın grupları yol gösterdi ve bir kadın sığınma evine yerleşti. Eşi artık uyuşturucu ve içkiyle yatışan, öfkeli ve hiç tanıyamadığı bir adam. Ama yine de sığınma evinden bir süre sonra çıktı ve eşinin yanına geri döndü. Zira oturum izni ona bağlı ve her an sınır dışı edilme ihtimali geceleri uykusunu bölüyor. Dayak ve hakaretler, uyuşturucu ve içki aynı şiddetle devam ediyor. Kendi başına alışverişe gidecek kadar dahi dil bilmediğinden kocasına tamamen bağımlı. D. ülkesinde sınıf öğretmeniydi. Burada çalışamıyor.

Araştırmalar, göç sürecinde erkeklerin yeni hayata daha zor uyum sağladıklarını, ülkelerindeki eril destek çevresini kaybettiklerinde suç, uyuşturucu, tembellik ya da alkolizm batağına daha kolay teslim olduklarını gösteriyor. Öte yandan kadınlar sosyal ve siyasal destek çevresini yakaladıklarında daha güçlenebiliyor ve zorluklarla daha çabuk başa çıkabiliyorlar. Ancak bunun olması kadının mutlaka desteklenmesine bağlı. Aksi halde bu bağımlılık zincirinin kadın için hayati sonuçlara yol açma ihtimali yüksek.

Kendine ait bir hayat yok

-E. 34 yaşında. Almanya’ya gelir gelmez hamile kaldı. Eşi seviniyor, zira bu yeni bir hayat demek ve çocuk sayesinde vatandaşlık alma şansları arttı. E. ve eşi ülkelerinde belediyede teknik personeldiler. Şimdi ise E. evlere ve pazarlarda yemek yaparak geçimini sağlıyor, ama iş az. Para da az. Yaptığı işten sadece katkı olarak söz ediliyor. Dil bilmediğinden sadece kendi dilini konuşabilen doktorlara mahkûm kaldı ve bu ülkenin bürokrasisinden hiç anlamadığından tamamen kocasına bağımlı. Sosyalleşebildikleri tek yer düğünler ve cenazeler. Bunlar da ailecek görünülen merasimler oluyor ve diğer kadın arkadaşlarıyla samimi görüşmeler hep erteleniyor. Oğlu beş yaşına kadar hiç görmediği babasını hala yabancılıyor. Kocası akşamları bir başkasının üzerine olan arabada Uber şoförlüğü yapıyor.

Kadınlar bedenlerini, zamanlarını, akıllarını ve geleceklerini aile için feda etmek zoruna bırakılıyor. Kendine ait bir hayat kurma hakkından yoksunlar ve bedenleri devletlere ve erkeklere teslim ediliyor. Kadın sosyalleşme mekanlarını ve bağımsız bir hayatı kendi kendileri kurmakta güçlük çekiyor ve yardım da alamıyorlar.

Laborantlıktan temizlik işçiliğine 

-F. 28 yaşında. Siyasi sığınmacı. Nitelikli bir laborant olarak başladığı hayatı hapis cezasıyla kesilince zorunlu göçe çıktı. Hızla dil öğrendi ve yeniden üniversiteye gitme yollarını aramaya başladı. Ancak üniversitede olabilmesi için çalışması gerek. Ama çalıştığı işler bakkallar, zincir marketler, otellerin temizlik işleri, lokantalarda bulaşıkçılık vb. işler, eğitimini sürdürecek parayı sağlayamadığı gibi yorgunluktan eğitime zaman ayıracak takat da bırakmıyor. Ülkedeyken mitinglerdeki konuşmalarını hayranlıkla dinleyenler, özellikle erkekler hatta bazen yoldaşları ona acıyarak bakıyor ve hatta bazıları daha çok genç olduğunu- bazen de- bu kadar yorulmaması gerekecek kadar güzel olduğunu, çalışmasına hiç gerek olmadığını ima eden sözler söylüyorlar. Ülkedeki eski erkek arkadaştan bir süredir hiç ses çıkmıyor. Aileyle de bağları hayli koptu.  

Kadınlar için geride bıraktıkları hayat bir gerçek ve kazanımları da hala akıllarında olmasına rağmen, göç bu kazanımları neredeyse tamamen siliyor. Akıllı, becerikli, nitelikli ve genç olanların özellikle bu parıltılarıyla neredeyse düşmanlık düzeyinde hırpalanması çok görülen durumlar. Gerideki yoldaşlıklar kadınlar için hala gerçek olsa da geride bıraktıklarında hızla siliniyor. Cinsel ve düşünsel sömürü zincirinin yeniden kurulması ve akbabalar gibi üşüşen erkek dünyası, kadınlar için her zaman hele böyle kırılganken ciddi bir tehdit.  Zorluklarımız çok. Bizi neredeyse yeniden geçtiğimiz karanlığa geri götürmeye azmetmiş bir karanlık yolda ilerliyoruz. Aradığımız hayata ulaşmamızı engelleyen tüm bariyerlere inat: Yalnız olmayalım artık. Dayanışma ağlarını, kadın kolektiflerini kurmak ve örgütlenme modellerimizi şartlara göre yenilemek zamanı.

Sekiz Mart Dünya Emekçi Kadınlar Günümüz kutlu olsun. Göçmeniyle, mültecisiyle sürgünüyle yeni bir hayatı yeniden ve beraber inşa edecek, kadın adaletini tüm dünyaya getirecek olan biz kadınlara selam olsun. 8`ê Adarê Roja Jinan a Cîhanê li hemû jinan ên di her qadên jiyanê de têdikoşin pîroz be, biji tekoşîna bi rûmet ya jina.

* Prof. Dr. Antropolog, Sosyolog, IMIS, Osnabrück Üniversitesi.