Avrupa’da on yılı aşkın jineolojî deneyimi

Yerel Hakikatler, ortak kadın hafızası

- Berfin Güneş
6 views
Bugün yeni örgütlenme modeli, tematik çalışma grupları, akademileşme, yerel çalışmaların güçlendirilmesi ve Avrupa çapında daha canlı bir ağ oluşturulması üzerine yürütülen tartışmalar deneyimlerin sonucudur. Komiteler yıllar içerisinde önemli bir yerel birikim oluşturdu; şimdi bu birikimin birbirinden kopmadan nasıl ortaklaştırılabileceği ve yeni çalışma biçimleriyle nasıl geliştirilebileceği tartışılıyor.

Avrupa’da Jineolojî çalışmalarının yerelleşmesi, yalnızca daha fazla ülkede çalışma yürütülmesi anlamına gelmedi. Asıl önemli değişim, her coğrafyanın kendi tarihini ve kadın gerçekliğini Jineolojik bir bakışla araştırmaya başlamasıydı. İtalya’da mitoloji ve tarihsel hafıza, Katalonya’da cadı avları ve faşizm döneminde kadın direnişi, İngiltere’de sömürgecilik, neosömürgecilik ve göçmen kadınların deneyimleri, İskoçya’da demokratik tarih, Fransa’da kadın arkeolojisi ve farklı bölgelerde kadınların yerel tarihleri üzerine çalışmalar yürütüldü. Göç, aile, kimlik, aidiyet, kadın-doğa ilişkisi ve diaspora yaşamı başka araştırma alanlarını oluşturdu.

Bu çalışmalar ilerledikçe kadın tarihinin tek bir büyük anlatının içine sığmadığı daha görünür hale geldi. Her coğrafyanın kendi kırılmaları, direnişleri, unutulmuş kadınları ve kuşaktan kuşağa taşınan hafızaları vardı. Kadın hafızasını açığa çıkarmak böylece geçmiş hakkında daha fazla bilgi edinmenin ötesine geçti; bugünkü toplumsal ilişkilerin hangi tarihsel katmanlar üzerinde şekillendiğini anlamanın bir yoluna dönüştü.

Jineolojî bu karşılaşmalar içinde Avrupa’da zenginleşti ve derinleşti. Ortak perspektif korunurken, her coğrafyanın tarihsel ve toplumsal özgünlüğü kadın hakikatini araştırmanın farklı boyutlarını açığa çıkardı. Yerelde oluşan bu birikim ise farklı deneyimlerin nasıl ortaklaştırılacağı ve ortak bir kadın hafızasına nasıl dönüştürüleceği sorusunu öne çıkardı.

Bir araştırmanın yapılması ile onun toplumsal hafızaya dönüşmesi aynı şey değildi. Araştırmaların paylaşılması, çevrilmesi, eğitimlerde ele alınması, farklı ülkelerdeki kadınların birbirlerinin çalışmalarından haberdar olması ve üretilen bilginin yeniden kadınlara dönmesi gerekiyordu. Bugün Avrupa çapında ortak araştırma ağları, yayınlar, arşivler, tematik çalışma grupları ve akademileşme üzerine yürütülen tartışmaların arkasında biraz da bu ihtiyaç bulunuyor.

Araştırmanın anlamı da böylece genişliyordu. Kadın tarihini açığa çıkarmak yalnızca geçmişin eksik bırakılmış sayfalarını tamamlamak değildi; bugünün kadın mücadelelerinin kendi hafızasıyla ilişki kurmasını, deneyimlerin kuşaklar arasında aktarılmasını ve farklı coğrafyalarda üretilen bilgilerin birbirini beslemesini mümkün kılmaktı. Araştırma, bu anlamıyla hafıza ile toplumsallaşma ve örgütlenme arasında bağ kuran bir alana dönüşüyordu.

Kadın Enternasyonalizmi: farklılıklarla ortaklaşmak

Avrupa deneyimini özgün kılan önemli alanlardan biri farklı kadın hareketleriyle kurulan ilişkiler oldu. Jineolojî Avrupa’ya geldiğinde kadın hareketlerinin ve feminist mücadelelerin uzun bir tarihiyle karşılaştı. Sosyalist feminizmden radikal feminizme, siyah ve dekolonyal feminist düşünceden ekofeminizme, göçmen kadın hareketlerinden farklı yerel kadın mücadelelerine uzanan geniş bir birikim vardı.

İlk yıllarda Jineolojî ile feminizm arasındaki farklar daha fazla tartışıldı. Özellikle liberal feminizmin özgürlüğü bireysel haklar ve temsil sınırları içinde ele alan yaklaşımlarına yöneltilen eleştiriler, zaman zaman Jineolojî’nin feminizmi bütünüyle reddettiği biçiminde algılandı. Yıllar ilerledikçe bu ilişkinin böylesi bir karşıtlığa sığmayacak kadar zengin, çok boyutlu, ilişkisel ve kesişimsel olduğu daha açık görüldü.

Feminist mücadeleler patriyarkanın görünmez kıldığı ilişkileri açığa çıkarmış ve kadınların bilgi üretiminde güçlü bir düşünsel miras oluşturmuştu. Jineolojî bu birikimlerle karşılaşırken kendi özgün kavramsal, ideolojik ve politik yaklaşımından hareketle yeni sorular geliştirdi; aynı zamanda farklı kadın hareketlerinin ırkçılık, sömürgecilik, ekoloji, göç, beden ve kimlik üzerine biriktirdiği deneyimlerle buluştu. Böylece farklı bilgi ve mücadele deneyimleri arasında yeni tartışma ve öğrenme alanları oluştu.

On yılı aşkın deneyimin önemli sonuçlarından biri de burada ortaya çıktı: Bir düşüncenin gücü yalnızca kendisini ne kadar iyi anlattığıyla değil, karşılaşmalardan ne ölçüde öğrenebildiği ve bu karşılaşmalar içinde kendi sorularını ne kadar derinleştirebildiğiyle de ilgilidir.

Rojava Kadın Devrimi bu karşılaşmaları çok daha geniş bir alana taşıdı. Kadınların toplumsal, siyasal ve örgütsel yaşamda kurucu özne olarak yer aldığı bir deneyimin daha görünür hale gelmesi, Avrupa’da Kürt kadın hareketine ve Jineolojî’ye yönelik ilgiyi önemli ölçüde artırdı. Birçok kadın Jineolojî ve Kürdistan Özgür Kadın Hareketi ile ilk güçlü bağını Rojava üzerinden kurdu.

Zamanla bu ilişkinin yalnızca Rojava’yı anlamaya dönük bir dayanışma düzeyinde kalamayacağı görüldü. Kadın enternasyonalizmi, bir coğrafyada geliştirilen modeli başka bir coğrafyada tekrarlamak değildi. Kürdistan’dan doğan bir kadın bilgisi arayışı, Katalonya’da cadı avlarının hafızasıyla, Bask Ülkesi’nin kadın mücadeleleriyle, İrlanda ve İskoçya’nın sömürgecilik tarihleriyle, İtalya’nın mitolojik hafızasıyla ve Avrupa’da yaşayan göçmen kadınların deneyimleriyle karşılaştı. Bu karşılaşmalar kadın enternasyonalizmi ve Dünya Kadın Konfederalizmi üzerine yürütülen tartışmaları da derinleştirdi.

Bu tarihlerin ortaklaşan yönleri kadar kendilerine özgü toplumsal koşulları, hafızaları ve mücadele deneyimleri vardı. Enternasyonalizmin gücü de onları aynılaştırmakta değildi. Her hareketin kendi tarihinden ve toplumsal gerçekliğinden konuşabildiği, fakat başka kadınların deneyiminde kendi özgürlük arayışını derinleştirebildiği bir ilişki geliştirmek daha anlamlıydı.

Böyle bakıldığında Jineolojî açısından enternasyonalizm yalnızca dayanışma değil; birbirinden öğrenme, birlikte bilgi üretme ve farklı kadın hakikatlerini ortak bir özgürlük arayışı içinde ilişkilendirme biçimidir.

Bu karşılıklı ilişki Jineolojî’nin Avrupa’daki düşünsel alanını genişletirken, Kürt kadın hareketinin uzun mücadele deneyimi de başka coğrafyalardaki kadınların örgütlenme, özsavunma, kadın özerkliği ve toplumsal dönüşüm üzerine yürüttükleri tartışmalara farklı bir deneyim sundu.

Ancak enternasyonal karakter güçlenirken başka bir ihtiyaç daha görünür hale geldi: Avrupa’da yaşayan Kürdistanlı kadınlarla yürütülen çalışmalar her yerde aynı ölçüde derinleşmedi. Son yıllarda aile, diaspora, kuşaklararası ilişkiler, kimlik ve aidiyet üzerine geliştirilen çalışmalar bu alanı güçlendirmeye yönelik önemli adımlar oldu.

Burada enternasyonalizm ile kendi toplumsal zemininde köklenmeyi birbirini besleyen süreçler olarak düşünmek gerekiyor. Kendi toplumunun kadın gerçekliğini derinlikli biçimde araştıran ve toplumsallaştıran bir Jineolojî, başka kadın hareketleriyle daha güçlü bir deneyim üzerinden buluşabilir; enternasyonal karşılaşmalar da Kürdistanlı kadınların Avrupa’daki yaşamını başka deneyimlerin ışığında yeniden düşünme imkânı yaratabilir.

Toplumsallaşmak ve örgütlenmek: yeni dönemin arayışı

On yılı aşkın deneyimin ortaya çıkardığı önemli tartışmalardan biri Jineolojî’nin kimlere ulaştığı sorusudur. Şu ana kadarki çalışmalar yüzlerce kadının ortak emeğinin bir sonucudur. Çalışmalar ilk yıllarda daha çok politik, aktivist, feminist, akademik ya da entelektüel tartışmalara yakın kadın çevrelerinde güçlü karşılık buldu. Fakat Avrupa’daki kadın gerçekliği bundan çok daha geniştir. Göçmen kadınlar, işçi kadınlar, yoğun bakım emeği taşıyanlar, farklı diller konuşanlar ve gündelik yaşamın ağır koşulları içinde örgütlü çalışmalara zaman ayırmakta zorlanan çok geniş kadın kesimleri bulunuyor.

Buradaki mesele yalnızca “daha fazla kadına ulaşmak” değildir. Eğer kadınların yaşam deneyimi bir bilgi kaynağıysa, bazı kadınların araştırma ve tartışma süreçlerinin dışında kalması aynı zamanda üretilen bilginin eksik kalması anlamına gelir. Bu nedenle Jineolojî’nin toplumsallaşması, kavramların ve fikirlerin yaygınlaşması kadar kadınların kendi yaşamlarını araştırabilecekleri, kendi sözlerini bilgiye dönüştürebilecekleri ve bu bilgi etrafında ortak mücadele ve örgütlenme alanları geliştirebilecekleri zeminlerin çoğalması anlamına geliyor.

Bu yaklaşım çalışma yöntemlerini de doğrudan etkiliyor. Dil, çeviri, çalışma saatleri, çocuk bakımı, ulaşım, eğitim yöntemleri ve toplantı mekânları teknik ayrıntılar olmaktan çıkıyor; kadınların bilgi üretimine ve örgütlü yaşama katılımının toplumsal koşullarına dönüşüyor.

Genç kadınlarla ilişki de bu tartışmanın giderek daha önemli bir parçası haline geliyor. Özellikle Avrupa’da doğan ya da büyüyen genç Kürt kadınların deneyimleri önceki kuşaklardan birçok bakımdan farklı. Kimlik ve aidiyet sorunlarına dijital yaşam, sosyal medya, yalnızlaşma, gelecek güvencesizliği, beden üzerindeki yeni baskılar ve hızla değişen ilişki biçimleri ekleniyor.

Bu gerçeklik karşısında yalnızca “Jineolojî’yi genç kadınlara nasıl anlatacağız?” diye sormak yeterli değil. Soruyu başka bir yönden de kurmak gerekiyor: Genç kadınların yaşadığı dünya Jineolojî’ye hangi yeni soruları soruyor?

Xwebûn dijital çağda ne ifade ediyor? Özsavunma, insanın dikkatini, duygularını, beden algısını ve ilişkilerini sürekli biçimlendiren dijital kapitalizm karşısında nasıl düşünülebilir? Toplumsallık, giderek bireyselleşen ve sanal ilişkiler içinde parçalanan bir kuşağın yaşamında nasıl yeniden kurulabilir?

Yeni kuşakların Jineolojî’yle daha derinlikli buluşması yalnızca çalışmanın devamlılığı açısından değil, onun düşünsel canlılığı ve uzun vadeli mücadelesi açısından da önem taşıyor. Her kuşak kendi sorularını getirdiğinde Jineolojî’nin hakikat arayışı da yeni boyutlar kazanıyor.

Bugün yeni örgütlenme modeli, tematik çalışma grupları, akademileşme, yerel çalışmaların güçlendirilmesi ve Avrupa çapında daha canlı bir ağ oluşturulması üzerine yürütülen tartışmalar bütün bu deneyimlerin sonucudur. Komiteler yıllar içerisinde önemli bir yerel birikim oluşturdu; şimdi bu birikimin birbirinden kopmadan nasıl ortaklaştırılabileceği ve yeni çalışma biçimleriyle nasıl geliştirilebileceği tartışılıyor.

Burada ihtiyaç duyulan şey ne her alanı tek merkezden yöneten bir yapı ne de birbirinden habersiz çalışan yerel gruplardır. Farklı coğrafyaların özgünlüğünü koruyan, fakat ortak araştırmalar, eğitimler, yayınlar ve tematik çalışma alanları üzerinden birbirini besleyen daha güçlü bir Avrupa ağı geliştirilebilir.

Akademileşme tartışması da bunun bir parçasıdır. Jineolojik anlamda akademileşmeyi kadınların araştırma yapabildiği, düşünsel yoğunlaşma geliştirebildiği, kuşakların birbirinden öğrenebildiği, araştırma ile eğitim arasında süreklilik kurulabildiği ve toplumun içinden üretilen bilginin yeniden topluma dönebildiği alanların geliştirilmesi olarak düşünmek gerekir.

Araştırma, eğitim, kamp, basın-yayın ve örgütlenmenin birbirini nasıl daha güçlü besleyebileceği de önümüzde duran temel sorulardan biridir. Araştırılan kadın hafızasının eğitime, eğitimde gelişen soruların yeni araştırmalara, araştırmanın yayına, bütün bunların da yerel örgütlenmeye geri döndüğü bir dolaşım kurulabildiği ölçüde bilgi gerçekten toplumsallaşabilir.

On yılı aşkın Avrupa deneyimine bu noktadan baktığımızda ortaya çıkan tabloyu yalnızca başarılar ya da eksiklikler üzerinden okumak yeterli değil. Konferanslar düşünsel bir alan açtı; bu alan daha derin öğrenme ihtiyacını doğurdu. Kamplar bilgiyi kolektif yaşamla buluşturdu; süreklilik ihtiyacı komiteleri ve araştırma gruplarını geliştirdi. Yerel çalışmalar çoğaldıkça ortak hafıza ve koordinasyon ihtiyacı belirginleşti. Enternasyonal ilişkiler Jineolojî çalışmalarını yeni karşılaşmalarla derinleştirirken kendi toplumsal zeminimizle bağın güçlendirilmesi gerektiğini de gösterdi. Toplumsallaşmadaki sınırlar ise bizi yeniden bilgi sorusuna götürdü: Kim konuşuyor, kim araştırıyor, kimlerin deneyimi bilgiye dönüşüyor?

Belki on yılı aşkın deneyimin en değerli yanı da burada bulunuyor. Her aşama bir cevap üretirken yeni bir soru açığa çıkardı. Jineolojî’nin Avrupa’daki gelişimi tamamlanmış bir modelin uygulanmasından çok, kadınlarla ve yaşamla kurduğu ilişki içinde kendisini sürekli yenileyen bir arayışa dönüştü.

Bugün artık ilk yılların başlangıç noktasında değiliz. Konferanslardan kamplara, araştırma gruplarından yerel komitelere, kadın hafızası çalışmalarından farklı kadın kesimleri ve hareketleriyle, feminist ve akademik çevrelerle kurulan ilişkilere kadar önemli bir düşünsel, toplumsal ve örgütsel birikim oluştu.

Şimdi yeni bir dönemdeyiz

Jineolojî’yi daha fazla kadına ulaştırmak elbette önümüzde duran görevlerden biri olmaya devam ediyor. Fakat bugün daha temel olarak, on yılı aşkın sürede oluşan bilgi, hafıza, yöntem ve ilişkilerin daha kalıcı bir toplumsal güce nasıl dönüşeceğini tartışıyoruz. Yerelde köklenen fakat Avrupa çapında birbirini besleyen; Kürdistanlı kadınlarla bağını derinleştirirken farklı halklardan kadınlarla birlikte düşünmeye devam eden; akademiyle ilişki kurarken yerleşik bilgi anlayışına yeni sorular yönelten ve onu yeniden düşünmeye çağıran; genç kadınların sorularıyla kendisini yenileyen; araştırmayı örgütlenmeden, örgütlenmeyi yaşamdan ayırmayan bir Jineolojî çalışmasının imkânlarını arıyoruz.

On yılı aşkın deneyimin bize öğrettiği belki de en temel şey şu oldu: Jineolojî Avrupa’da yalnızca anlatılmadı. Karşılaştı, öğrendi, araştırdı, ilişki kurdu, kendi yöntemlerini geliştirdi ve yeni yollar açtı. Kürdistan’dan taşıdığı kadın özgürlük birikimi Avrupa’nın farklı kadın hafızalarıyla buluştukça çoğaldı; her karşılaşma ona yeni sorular kazandırdı.

Bugün yeniden başlangıçtaki en sade ama en güçlü arayışa dönüyoruz: kadın bilgisini yaşamın bilgisi haline getirmek.

On yılı aşkın deneyimden sonra bunun anlamını daha somut biliyoruz. Kadın bilgisini açığa çıkarmak kadar onu paylaşacak toplumsal alanları yaratmak; hafızayı araştırmak kadar onu kuşaklara aktarmak; özgürlüğü düşünmek kadar onun ilişkilerini kurmak; bilgiyi üretmek kadar onun etrafında örgütlenmek gerekiyor.

Belki Avrupa’daki Jineolojî çalışmalarının yeni dönemi tam da burada başlayacaktır: biriktirdiğimiz bilgi, hafıza ve deneyimi daha güçlü bir kadın toplumsallığına ve ortak özgür yaşam arayışına dönüştürebildiğimiz yerde.