Barış Demokratik Toplumun inşasını getirecektir!

- Çiğdem Doğu
313 views
Rêber APO’nun 27 Şubat tarihinde “Barış ve Demokratik Toplum” çağrısı, Kürt sorununun çözümü açısından tarihi bir adım olur iken, ilerleyen süreçlerde birçok gelişmeyle birlikte Barış ve Demokratik Toplum Grubu’nun sembolik silah yakma eylemi de önemli bir adım olmuştur. 

Büyük bir anlam yaratım mücadelesi

Kürt halkı üzerinde yaşanan görülmemiş sömürgeleştirme biçimi, mücadele tarzının da farklı gelişmesine yol açmıştır. İnkar temelinde gelişen imha saldırıları, bir soykırım sistemi olarak yüzyıl boyunca fiziksel ve kültürel olarak sistematik bir biçimde uygulanmış, Kürt halkı büyük bir anlam kaybını yaşamıştır. Kürdün anlamsal varlığına ölümcül bir saldırı gerçekleşmiştir. Bu anlamsızlaştırmaya karşı Rêber APO’nun önderlik ettiği elli iki yıllık özgürlük mücadelesi de büyük bir anlam yaratım savaşımı olarak gelişmiştir. Elli iki yıl, yokluğa karşı varlıklaşma, anlamsızlığa karşı anlamlaşma savaşı olarak da tanımlanabilir. Proto Kürtlük, ardından Kürt tarihinin büyük oranda örtülmesi ve akabinde de inkar aşaması, bu savaşın büyük bir anlam savaşı olarak yaşanmasına yol açmıştır. Genel olarak bu tarihin savaş süreci de, “çözüm, barış, ateşkes” vb. ifadelerle tanımlanan süreçleri de çok zorlu, ağır süreçler olarak yaşanmıştır. Hatta belki de en ağır savaş süreçleri “çözüm” ya da “ateşkes” süreçlerinin hemen ardından gelişir iken, en ağır ve karmaşık komplolar, tasfiyecilikler de böylesi süreçlerde gelişmiştir. Özgürlük hareketinin tarihi birçok açıdan derin derslerle dolu iken, bir de böylesi süreçlerin nasıl yaşandığına dair derin derslerle doludur. 

Politik ve ideolojik savaş sürüyor

Güncel olarak şu anda içinde olduğumuz “Barış ve Demokratik Toplum” süreci de bu derslerden bağımsız ve kopuk ele alınamayacak bir süreçtir. Savaşın barışa, barışın da savaşa içerildiği, tehlike ve gelişmelerin sımsıkı sarmal olduğu bir sürecin içinden geçmekteyiz. Sırat köprüsü’nden geçme deyimi, bu süreci hakkıyla anlatabilecek deyimdir. Fiziki savaş dursa bile -ki Medya Savunma Alanlarımıza dönük hala işgalci saldırılar belli düzeylerde sürmektedir- çok yoğun bir politik ve ideolojik savaş sürmektedir. Ve yine TC devlet yetkililerinden tutalım AKP’li hükümet yetkililerine, muhalefetin belli kesimlerine kadar hala bu süreci tanımlarken “Terörsüz Türkiye” söylemi kullanılmakta, Önderliğimize, hareketimize ve mücadele gerçekliğimize dönük çözümcü ve barışçıl olmayan, bilakis özel savaş söylemleriyle savaşı, milliyetçiliği, çözümsüzlüğü derinleştiren politikalar geliştirilmektedir. Sorunun gerçek içeriğine girmeyen, demokratikleşme ve özgürleşme niteliğini tamamen öteleyen ve teslimiyet algıları üzerinden bir takım yüzeysel yasal adımlara indirgeyen bir yaklaşım sergilenmektedir. 

Kürt-Türk ilişkilerinde yeni dönem

Çokça söylenen bin yıllık Kürt-Türk ilişki mirası, tarihin önemli dönemeç noktalarında Kürdün Türk’ü, Türk’ün de Kürd’ü stratejik ittifak temelinde birbirini tamamladığı ve her iki gücün de kazandığı bir miras olarak yaşanmıştır. Bu tarih, belgelerle kanıtlanan, bilinen bir tarihtir. Bu ittifakla, Türk kadar Kürt, Kürt kadar Türk de kazanmıştır. Ancak son yüzyılın faşist milliyetçi Türkçü çizgisi bu ilişkiyi tersine çevirmiş, Kürdün yok sayılıp Türkün hakim hale getirildiği bir mayınlı ilişki alanı haline getirmiştir. İnkar ve imha politikaları “öl ve öldür” politikalarına, “yenme-yenilme” nutuklarına yol açmış, bu stratejik ilişkiyi zehirlemiş, kirletmiş, kopma noktasına getirmiştir. Bu anlamda özellikle de son on yılda çok zorlu ve ağır bir savaş süreci yaşanmış, NATO’nun her açıdan destek verdiği TC ordusu gerillamızı ve hareketimizi tasfiye edememiş, halkımızın iradesini kıramamış, yaşanan süreçle bağlantılı olarak durum daha kritik bir düzeye kavuşmuştur. Geçen yılın Ekim ayında Bahçeli’nin çağrısına Rêber APO’nun tarihi yanıt vermesiyle birlikte, bu kopma noktasına gelen ilişkinin yeniden düzeltilmesi, tamir edilmesi, mayınlardan temizlenip zehirden arınması şansı ortaya çıkmıştır. 3. Dünya savaşı konjonktüründe çoklu seçenekler mevcut iken, Rêber Apo bin yıllık mirasa sahip çıkma temelinde Kürt-Türk stratejik ilişkisini yeniden geliştirme tercihini yapmıştır. 

Rêber Apo’nun konjonktüre hakim siyaset tarzı

Yaşanan 1. Ve 2. Dünya savaşları, dünya çapında çalkantılara yol açmış, dönemin siyaset tarzını, ekonomisini, yaşam biçimini, hatta ülkelerin sınırlarını büyük oranda değiştirmiştir. 3. Dünya savaşı da, özellikle de Ortadoğu’da büyük çalkantılara yol açmaktadır. ‘90’lı yıllarla birlikte başlayan 3. Dünya savaşı süreci, gelmiş olduğu aşamada giderek daha netleşen politik oluşumlara, siyaset biçimleri ve ittifaklara yol açmaktadır. Ortadoğu’da insanın aklına gelmeyecek gelişmeler bir anda patlak vermekte, hiçbir biçimde bir araya gelemeyecek kesimler bir araya gelmekte, dönemsel veya uzun süreli ittifaklar geliştirerek siyaset yapmaktadır. Aslında herkes ve her şey derin bir değişim ve dönüşüm sürecinden geçmektedir. Böylesine tarihi dönüşümlere yol açan bir sürece kendini dönüştürme temelinde olumlu yanıt verenler, bu sürecin kazananı olacaklardır. Bu doğru, günlük ve anlık olarak gözlerimizin önünde kendini her defasında yeniden yeniden ispatlamaktadır.  Rêber Apo’nun büyük öngörüsü ve konjonktüre hakim olan siyaset tarzıyla biz hareket olarak bir dönüşüm sürecine girmiş olduk. PKK 12. Kongresi, bunun açık ifadesi oldu. 3. Dünya savaşının bu yeni aşamasında, elli iki yıllık mücadeleyi bir dönüşüm ve yeniden yapılanma sürecine tabi tutma kararlaşması ortaya çıktı. Bu temelde demokratik siyaset stratejisi, hukuk ve öz savunma taktiği temelinde bir dönüşüm kararı aldık. Bu kararlılık, hem PKK’yi fesh etme ve hem de silahlı mücadele stratejisine son verme kararlılığı olarak somut ifadesini buldu. Her şeyin bir dönüşüm sürecine girdiği bu tarihi dönemde, Rêber Apo’nun ortaya koymuş olduğu özgür irade ve özgür tercih temelinde biz de hareket olarak özgür irademizle özgür tercihimizi yapmış olduk. Bu tercihin hem insani ve hem de politik değeri, anlayan açısından çok çok büyüktür. Gerek reel sosyalizmin etkilerini ve kalıntılarını aşmak açısından ve gerekse de çağımızın yeni sosyalizm anlayışını demokratik siyaset temelinde geliştirmek açısından çok tarihi bir açılım yapılmıştır. Yetersiz ve yanlış yanlarından arınmış bir sosyalizmde ısrar ederek, Kürdistani, Türkiyeli ve bu anlamda Ortadoğulu bir devrimsel gelişmenin önü açılmıştır. Bu değişim ve dönüşüm sürecinin anlamı çok ama çok derindir, ne kadar üzerinde yoğunlaşarak bir dönüşüm gerçekleşirse o kadar demokrasinin ve özgürlüklerin kapısı aralanacak ve kadınlar, halklar nefes alarak mücadelelerini daha da boyutlandıracakladır.

11 Temmuz tarihi eylemi 

İşte Bese Hozat arkadaşımızın öncülüğünde 15 kadın ve 15 erkek arkadaşın silah yakma eylemi de bu stratejinin yeniden kök salması, köklerini güçlendirmesi ve giderek gövdesini geliştirerek hayat bulması açısından tarihi nitelikte bir eylem olmuştur. PKK 12. Kongresinde silahlı mücadele yöntemine son verme kararını böyle nitelikli ve kararlı bir gerilla grubumuzun bu eylemle hayata geçirerek ispatlamış olmaları çok anlamlı ve görkemli olmuştur. Büyük bir ciddiyet, olgunluk ve disiplin içerisinde silah yakma merasimini gerçekleştirmeleri, büyük bir politik iddia ve anlamı ifade etmiştir. Dağların gizemli yüceliklerinden aşağılara doğru süzülerek gelen gerilla grubumuz, 21. Yüzyılın yeni mitolojilerine ilham veren bir estetik ve etik değerde hedefine yürümüştür. Gururlu, hedefine başarı temelinde kilitlenmiş keskin gerilla duruşu, tüm yoldaşlarımızın yüz ifadesine, hal-hareketlerine, yürüyüşlerine yansımıştır. Bu tören eyleminin büyüsü, onu izleyen dost veya karşıt herkesi sarmış, hemen herkes izlenimlerinde tam da ifade edemedikleri farklı, mucizevi bir olaya tanık olduklarını ifade etmişlerdir.  

Demokratikleşme gelişmezse, çözüm olamaz

Tabii ki bu eylem, hareketimizin yeni dönem stratejisini sahiplenme ve doğru bir biçimde hayata geçirme kararlılığını ortaya koymuştur. Silahların yakılması, Kürtler’in bundan sonraki özgürlük mücadelesini demokratik siyaset, hukuk ve öz savunma temelinde yürüteceğinin bir sözleşmesi, ifadesi olmuştur. Fakat tabii ki bu durumun nihai bir sonuca ulaşması, karşılıklılık ilkesini, paralel ve eşzamanlı adımlar atma ilkesini gerektirir. Öyle “silahlarını teslim etsinler, teslim olsunlar” gibi teslimiyetçi söylem ve dayatmalarla çözüm olamaz. Yine Kürt sorununun çözümünden yola çıkarak Türkiye’deki tüm kesimler açısından demokratikleşme gelişmezse, çözüm olamaz. Savaş, tarafların şiddet temelinde iradesini ortaya koyması ise, bu şiddetin bir çözüme, barışa doğru ilerlemesi süreci de tarafların barışçıl, demokratik iradesini ortaya koyması ile gerçekleşebilir. Tek taraflı adımlarla barış ve çözüm gelişemez. Bu nedenle Türk devletinin ve mevcut AKP hükümetinin bu kararlılığı görerek, içinde bulunduğumuz sürecin hassasiyetini en fazla da kendileri açısından hissederek adımlar atması, karşılıklılık ilkesi temelinde sürece yaklaşması hayati bir öneme sahiptir. 

Rêber Apo’nun fiziki özgürlüğü için hukuki karar şart

Bunun en önemli adımı da kuşkusuz Rêber Apo’nun fiziki özgürlüğünün gerçekleşmesi için hukuki kararlara gitmektir. Eğer gerçekten Türkiye açısından yeni bir paradigma, Kürt ve Türk halkları başta olmak üzere tüm halkları ve inanç gruplarını kapsayan demokratik, eşit ve adil bir yönetim sistemi geliştirilecekse, bu anlamda önümüzdeki yüzyılı, bin yılı belirleyecek kardeşlik tohumları ekilecekse, bunun için en tarihi adım şüphesiz Rêber Apo’nun fiziki özgürlüğüne kavuşması olacaktır. Ki Rêber Apo, sahip olduğu muazzam siyaset tecrübesi, bilimsel, felsefik ve ideolojik birikimiyle, demokratik ve özgürlükçü karakteriyle, sadece Kürtler açısından değil Türkiye ve Ortadoğu açısından da kurucu ve siyasi önderlik rolünü daha etkili ve güçlü bir biçimde oynayacaktır. 

Komisyon kardeşlik sözleşmesini yasallaştıracak mı?

Bununla birlikte TBMM bünyesinde kurulan Milli Birlik Dayanışma, Kardeşlik ve Demokrasi Komisyonu da eğer ciddiyetle, tarihsel sorumluluk bilinci, bilimsel adalet ve titizlikle yaklaşıp Kürt sorununu, şiddet potansiyelini her açıdan çözme temelinde yasaların çıkarılmasına, yine Türkiye coğrafyasında yeni bir kardeşlik sözleşmesinin gelişmesine öncülük ederse, bu sadece yeni bir sürecin değil yeni bir dünyanın da kapılarını açacaktır. Fiziken de özgür olan Rêber Apo, bu sürecin daha sağlıklı ve hızlı ilerlemesi açısından rolünü her türlü oynayacaktır. Bu nedenle bu sürecin teminatı ve samimiyet ölçüsü olarak, Rêber Apo’nun özgürlüğünü, demokratik siyaseti, hukuku ve öz savunmayı garantileyecek yasaların çıkarılmasını görmekteyiz. Barış ve Demokratik Toplum Grubumuz da nihayetinde tüm bu süreçlerin önünü açmak ve bu konudaki kararlılığımızı ortaya koymak açısından bu tarihi eylemi gerçekleştirmiştir. 

Sürecin garantörü kadındır

Bu grubun öncüsünün bir kadın arkadaş olması ve yine grubun kadın ve erkek sayısının eşit temsiliyet temelinde olması, aynı zamanda bu sürecin her açıdan garanti gücünün de kadın olduğunu göstermekte, yeniden ispatlamaktadır. Geçmişten çıkardığımız dersler temelinde; stratejik tercih yapmakla birlikte, karşı tarafın bu tercihi yanlış kullanması, komplovari temelde ele alması olasılığı karşısında da çoklu seçenekleri hep göz önünde bulundurmak önemlidir. Ve yine her şeyi devletten, iktidar güçlerinden beklemeden, asıl olarak demokratik toplumu inşa ederek barışı yaratma stratejisiyle hareket etmek, bunun için eğitim, örgütlenme, komünleşme, kadın özgürlük çizgisinde derinleşerek hamle yapma belirleyici bir önemdedir. Devleti, iktidar güçlerini, norm devletini de norm dışı devleti de hizaya getirecek olan, kadınların ve halkların demokratik temelde komünal örgütlenmelerini en yaygın ve etkili bir biçimde geliştirmek olacaktır. Süreci bu bakış açısıyla karşılamak ve görevlerini başarıyla hayata geçirmek; dönüşüm temelinde yeni ve anlamlı bir dünyanın kapılarını sonuna kadar açmak ve hep birlikte neşeyle bu anlamlı yolda yürümek demektir. İşte bu sihirli kapının anahtarı da şimdi kadınlar olarak bizlerin elinde, kapıları açalım ve başarıyla bu yolu yürüyelim!