Kadınların barışı, özgür ve eşit yaşamı savunmaktır

- Halide Türkoğlu
473 views
Sadece ülkede değil, neredeyse dünyanın her bir köşesinde büyük bir yankı uyandıran Sayın Öcalan’ın Barış ve Demokratik Toplum çağrısı, her kesimin gündeminde bir şekilde konuşulup tartışılıyor. Çağrının her bir cümlesi, geçmişin, bugünün ve geleceğin aydınlatılmasında yol gösterici olurken; “Nasıl bir toplum, Nasıl bir yaşam?” sorularının yanıtlarını da içeren bir perspektifi bizlere sunuyor.

Çağrı büyük bir heyecan yarattı

Demokratik, adil ve eşit bir yaşamın inşasını içeren bu çağrı, erkek egemen bir toplum içerisinde kadın özgürlük mücadelesi yürüten tüm kadınlar tarafından büyük bir heyecanla karşılandı. Erkek egemen sistem ve yarattığı toplumun değişip dönüştürülmesine yönelik olan Barış ve Demokratik Toplum Çağrısı sonrasında yaşanan gelişmeleri sadece izleyen değil, bu gelişmelere yön verecek kadın aklının devreye girdiğini söyleyebiliriz. Barış ve demokratik toplum sürecinin kadınlar açısından ne kadar kıymetli olduğunu, sürecin asli öznesinin ve öncüsünün kadınlar olduğunu söylemekten imtina etmemeliyiz. Her fırsatta bu gerçeği dile getirmek, bir tekrara düşmek değil; bir hakikatin etrafında sıkı sıkıya kenetlenmektir. Bir önceki paragrafa dönersek; evet, kadın aklı çağrının yapıldığı ilk günden beri devreye girdi. Bilen bilir, sözümüz; bilmeyenlere, erkek egemen sistemi besleyenlere, bu sistemin politikalarına sarılıp süreci erkek egemen bir akılla yürütmekte ısrar edenlere ve kadınları sürecin dışında tutmak isteyenleredir.

Kadın perspektifi barışın inşasına yön verecek

Kadınların değişim ve dönüşüm perspektifi de bu sürece akacak ve onurlu bir barışın inşasına yön verecektir. Nitekim, çağrının yapıldığı ilk günden bugüne; kadın örgütleriyle, platformlarıyla, ev ve mahalle ziyaretleriyle yapılan kadın buluşmalarında, onurlu barışta ısrarın iradesi açığa çıkmıştır. Yine, siyasi partilerin kadın yapılarıyla gerçekleştirilen buluşmalar bu iradedeki ısrardan vazgeçilmeyeceğini ortaya koymak açısından kıymetli olmuştur. Bu nedenle sürecin adil, şeffaf ve güvenilir şekilde ilerleyebilmesinin yolu; bu ısrarlı iradenin daha güçlü bir şekilde toplumsallaşmasını sağlamak olmalıdır. Nitekim erkek egemen bir toplum ve erkek egemen bir devletin demokratikleşmesi, değişip dönüşmesi ancak kadınların öncülüğünde barışın dilinin ve sözünün toplumsallaşması ile olacağı aşikârdır. Bugüne kadar yaşanan gelişmeler, bu gerçeği bir kez daha gözler önüne sermiştir. Barış tanımını sadece savaşan iki taraf arasına sıkıştırmak; bu ülkedeki kutuplaştırıcı, ayrıştırıcı, ırkçı, cinsiyetçi siyaseti, dili, politikaları görmemek anlamına gelir ki bu  durum onurlu bir barışın mayasına aykırıdır.

Kadına yönelik şiddet bir sarmala dönüştü

Her gün neredeyse üç kadın katledilirken, kadına yönelik şiddet bir sarmala dönüşmüşken; inançlarından, kimliklerinden dolayı kadınlar her gün hedef alınırken, LGBTİ+’lar nefret suçlarının hedefi olmaya devam ederken, kayyım zihniyeti sürdürülüyorken, burada belki tanklarla, silahlarla, füzelerle, İHA’larla, SİHA’larla değil ama cinsiyetçi medya diliyle, kadın haklarına ve kazanımlarına yönelik saldırılarla, cezasızlık politikalarıyla yürütülen özel bir savaş politikasının tüm aygıtlarıyla devrede olmadığını kim söyleyebilir? Kadınlara, kadınların yaşamlarına karşı açılmış bir savaşın olmadığını ve binlerce yıldır süregelen bu savaşın inkarını kim dile getirebilir?

“Aile Yılı” ve Diyanet’in kadın düşmanlığı

“Aile” içerisinde işlenen kadın cinayetleri, “Aile Yılı” adı altında yürütülen politikaların; kadınların yaşamını korumak bir yana, doğrudan tehlikeye attığını açıkça göstermektedir. Bu gerçeği kimse görmezden gelemez, hiçbir siyaset buna sessiz kalamaz. Kadın yaşamı bu kadar tehdit altındayken, iradesi her gün gasp edilirken; kadınlar bu erkek egemen politikalara sessiz kalamaz, kalmayacaktır. Tüm bakanlıkların işbirliğiyle yürütülen bu saldırıların, Diyanet aracılığıyla pekiştirilmesi; söz konusu politikaları meşrulaştırma çabasıdır. Bunun da erkek egemen siyasi ideolojilerini topluma empoze etmekten başka bir şey olmadığı aşikârdır. Kadınların miras hakkını, boşanma hakkını tartışmaya açan; nasıl giyineceklerinden nasıl konuşacaklarına kadar fetvalar veren ve inancı istismar ederek algı oluşturan Diyanet’in, tek işinin kadın düşmanlığı olması, eşitlik hukukunu yok sayması, bu gerçeğin açık bir göstergesidir.

Kadınlarla barışmak, toplumla barışmaktır!

İşte bu yüzden, barış sadece savaşan iki taraf arasında değil; toplumun her kesimiyle birlikte inşa edilmelidir. Bu kesimlerin başında ise kadınlar gelmektedir. Kadınlarla barışmak, toplumla barışmaktır. Kadınlarla barışmak, kadınlara yönelik işlenen şiddet ve katliamların önlenmesini sağlamaktır. Bu sorumluluk siyasi iktidarındır. Kendi yaklaşımını sorgulamadan, siyasetine dokunmadan, değişim ve dönüşümü kendinden başlatmada, her türlü şiddet mekanizmasını besleyen politikalar üretmeye devam ettiği sürece; barışın önündeki engelleri kaldırmak her zamankinden daha zor olacaktır. Mecliste kurulan komisyonun bu anlamda yürüteceği çalışmalar elbette kıymetlidir. Ancak her şeyi yalnızca bu komisyondan beklemek, biz kadınlar açısından büyük riskleri es geçmek anlamına gelmektedir. Sayısal olarak erkek egemen bir Meclis’in ve dolayısıyla erkek egemen bir komisyonun insafına bırakılamayacak kadar hayati olan bu süreci, çok yönlü ve çok boyutlu mücadele alanlarımızı güçlendirerek örmemiz gerektiğinin farkındalığıyla, çalışmalarımızı yürütmek zorundayız. Ortada erkek egemen bir tablo vardır, fakat kadınların bu tabloya nasıl müdahale edeceği; dönemin temel mücadele dinamiğinin kadınlar etrafında şekilleneceğini göstermektedir.

Kadınlar ortak mücadele ile başarıyor

Çünkü 90’lı yıllardan bu yana Kürt kadın hareketi, Türkiye kadın hareketi, feministler ve sosyalist kadınlar; savaşa karşı barış mücadelesini kesintisiz her süreçte birlikte deneyimlediler, paylaştılar. Savaş karşıtlığı ile barışın inşasında seslerini yükseltmeye, sokaklarda, eylemlerde birlikte mücadele ederek toplumsal hareket olarak bir adım geri atmayan ortak bir gelecek tahayyülüne sahipler. Savaşın her halini yaşayan kadınlar, artık yalnızca “mağdur” olarak görülmekten çıkmış; mücadeleleriyle toplumsal barışın, eşit ve özgür bir yaşamı inşa etme pespektifinin öznesi olmuş ve olmaya devam etmektedir. Meclis’ te olduğu gibi komisyonda da kadınları dışlayan erkek egemen, cinsiyetçi, militarist siyaset; aslında çözümü kendi sınırları içerisinde aradığını açıkça ortaya koymaktadır. Bu nedenle, biz kadınların hiç olmadığı kadar mücadeleye ve örgütlülüğe ihtiyacı var. Oluşturulan komisyonun yapacağı her çalışmanın, demokratikleşme adımlarının önünü açması için yolu da yöntemi de en iyi belirleyecek güç kadın gücüdür, kadın perspektifidir diyoruz. Çünkü kayyım zihniyetinin kadınların yaşamlarından nasıl çaldığını, kadına yönelik şiddeti nasıl beslediğini en iyi bizler biliyoruz. Yerel demokrasinin kadınların yaşamlarını nasıl güvence altına aldığını, şiddetsiz ve sömürüsüz bir kentin nasıl inşa edilebileceğini deneyimleyerek öğrendik. Bu nedenle bu konudaki ısrarımızı bir kez daha yineliyoruz.

Özgürleşen kadın ve toplumla onurlu barış mümkün

Demokratikleşmenin önündeki engellerin kaldırılması, kadın bakış açısıyla sağlanabilir! Demokratikleşme adımlarının atılması için yapılması gereken en temel şeylerin başında; Sayın Öcalan’ın özgür ve eşit koşullarda çalışmasını sağlayacak adımların atılması, bu ortamın sağlanmasındır. Barış ortamının sağlanması, önündeki engellerin kaldırılması aynı zamanda hakikatlerle yüzleşmeyi mümkün kılacak mekanizmaların oluşumuna da zemin hazırlayacaktır. Demokratik bir toplumun inşası, örgütlenme özgürlüğünden ve iradesinden geçmektedir. Kadınların her alanda örgütlenmelerini güçlendirmesi, erkek-devlet şiddetine karşı özsavunmalarını geliştirmeleri, özgürlüğü ve eşitliği mümkün kılar. Her yönüyle bir kırım politikasına dönüşen kadına yönelik şiddet ve kadın katliamlarına karşı durmak, ev ev, mahalle mahalle, iş yerlerinden okullara, yaşamın her alanında kadınların örgütlenmesi demektir. Demokratik, eşit ve özgür bir yaşam zihniyeti; örgütlenme olmadan ne inşa edilebilir ne de sürdürülebilir.  Erkek egemen iktidarların, kadınlara ve toplumun tamamına yönelik yürüttüğü savaşta örgütlü kadın iradesini, örgütlü toplum bilincini sistematik olarak hedef almasının nedeni tam da budur. Bizim mücadelemiz, özgürleşen kadınla birlikte özgürleşen toplumla; onurlu bir barışın inşası olacaktır.