Biz de mi mahkemeye silahla dalalım?

- KAKTÜS
466 views
Takım elbise ve kravat ile mahkemeye çıkan pedofililerin, çocuk katillerinin nasıl “saygınlık” kazanıp, cezalarında indireme gidildiğini hiç anlayamıyorum. Keramet; takım elbise ve kravatta mı, yoksa cidden bu sefil yaratıkların değiştiklerine duyulan inançtan mı? Düşünüyorum ve “buldum” diyemiyorum. Ama birkaç fikrim var. Bu fikirler içerisinde bana en mantıklı gelen yargılayanların yargılananlarla aynı fikirde olması. Yani mahkeme heyeti, failden farksız düşünmüyor.

 

Farklı olan tek şey teori ile pratik arasındaki uyumsuzluk herhalde. Yoksa ne diye her fırsatta aynı suçu işleyen adamların cezalarında indirime gidip bıraksınlar ki? Geçenlerde Giresun’da Sıla Şentürk davasında fail mahkemede “saygılı” tutumu nedeniyle ceza indirimi aldı. “Saygılı” tutumun sahibi, 16 yaşındaki Sıla’nın başını keserek öldürdü. Yani ben faili tarif edecek bir tanım bulamazken, mahkeme heyeti “saygılı” olmaktan cezada indirime gitmiş. Şimdi Sıla’nın anne-babası ya da ailesi bu duruma nasıl bakıyor bilmiyorum. Ama böyle sayısız olay var. Mahkemeler, “iyi hal”den, “saygılı” olmaktan, takım kıyafet giymekten, asker olmaktan, suçu ilk kez işlemekten, “tahrikten”, “namus”tan vs vs sebeplerden ya ceza indirimi yapıyor ya da katilleri salıveriyor. Dolayısıyla kanun, yasa, adalet, ahlak, insani değerler yerlerde sürünüyor. Bazen kendi kendime “Dalacaksın mahkeme salonuna, Marianne Bachmeier gibi boşaltacaksın adinin kafasına bir şarjörü, bak ne oluyor!” diye düşünmekteyim. Ama işte gel gör ki katiller, tecavüzcüler “saygı”da sıraya girmişler, hangisini vuracaksın. Eee bir de herkes Marianne Bachmeier mi? Peki kim bu Marianne Bachmeier? Ne yapmıştır? İşte size onun hikayesini anlatacağım. Belki bilenleriniz vardır. Fakat ben Marianne Bachmeier’den yeni haberdar oldum. Marianne hakkında öğrendiklerimi sizinle paylaşmak istiyorum. Zaten bu hayatta en değerli şey paylaşmaktır, insanı mutlu eder. Şimdi, her insanın öğretici bir yaşamı olduğuna inanıyorum. Ama bazılarımızın yaşamı bazılarımıza göre daha bir sıra dışıdır. Yaşam deneyimleri keskindir ve o deneyim insanın suratına çarpar, sarsıntıya yol açar. Kısaca şok edicidir. İşte o insanlardan biridir Marianne Bachmeier. Kimileri ona “intikamcı anne” diyor. Kimileri de kanun sağlayıcı bir kadın olarak görüyor. O bir kahraman. Annelerin kalbine taht kurmuş adalet savaşçısı. Kendi adaletini kendi sağlayan kadın…

Marianne Bachmeier 1950’de dünyaya geldi. Ebeveynleri boşanan Marianne, 16 yaşında anne oldu. İlk çocuğu doğar doğmaz evlatlık verildi. 18 yaşında bir daha hamile kalan Marianne doğum öncesi tecavüze uğradı. Ağır bir travmayla yüz yüze kalan Marianne, ikinci çocuğunu da doğar doğmaz evlatlık verdi. 1972’de üçüncü çocuğunu doğuran Marianne Bachmeier, ona Anna ismini verdi. Almanya’nın Lübeck kentinde Tipasa adında bar işleten Marianne, 5 Mayıs 1980’de bazı söylentilere göre kızıyla tartıştı. Anna o gün okula gitmedi. Aynı yaşta olan bir arkadaşını görmek için evden çıkan Anna, 35 yaşındaki kasap komşuları Klaus Grabowski’nin eline düştü. Bazıları Anna’nın kedileri çok sevdiğini, Grabowski’nin onu kedilerle kandırmış olabileceğini söylüyor. Ama olay nasıl olursa olsun sonuçta Klaus Grabowski, Anna’yı evine götürdü. Birkaç saat sonra da onu boğarak öldürdü. Olayı Grabowski’nin kız arkadaşı ifşa etti. Çevresinde neşeli ve konuşkan bir çocuk olarak bilinen Anna’yı öldüren Klaus Grabowski, iki kıza cinsel tacizde bulunmaktan daha önce hüküm giymiş bir pedofiliydi. Hapishanedeyken 1976’da hadım edilmişti. Ancak Klaus Grabovski iki yıl sonra gizlice hormon tedavisi görmüştü. Gözaltına alınan Grabowski sorgu sırasında Anna’yı öldürdüğünü itiraf etti. Grabowski duruşmada 7 yaşındaki Anna’nın kendisine para vermemesi halinde annesine kendisini taciz ettiğini söylemekle tehdit ettiğini söyledi. Grabowski’nin “şantaj” nedeniyle çocuğu öldürdüğünü söylemesi anne Marianne Bachmeier’in tepesini attırdı. Kızının ölümünü sindiremeyen annenin ne zaman ve nasıl intikam almaya kilitlendiğini bilemiyoruz ama Klaus Grabowski 1 yıl sonra mahkemeye çıktığında artık annenin bu katil ve sapığa zerre kadar tahammülü kalmamıştı. 1981’de Lübeck bölge mahkemesinde görülen davanın üçüncü gününde Marianne, çantasından çıkardığı 22 kalibrelik Beretta tabancasıyla katile mahkeme salonunun ortasında 8 el ateş etti. Atışlardan 7’si doğrudan Grabowski’ye isabet etti. Klaus Grabowski olay yerinde öldü. İddiaya göre Marianne Bachmeier “Yüzünden vurmak isterdim ama sırtından vurabildim. Umarım ölmüştür” dediği belirtilir. Tabi olay Almanya’da sansasyon yarattı. 1983 yılında Bachmeier, Klaus Grabowski’yi öldürmekten suçlu bulundu. Altı yıl hapis cezasına çarptırıldı. Bunun üçte ikisini yattı. Hayatının geri kalan bölümü inişli çıkışlı olan Marianne, 17 Eylül 1996’da pankreas kanserinden hayatını kaybetti. Onun için ‘İntikamcı anne’ denildi. Adalet savaşçısı, kahraman denildi. Fakat o sadece bir anneydi. Evladını koruyamamanın acısını yaşadı. Tabi Marianne’nin hikayesini daha fazla anlatmak mümkün. Fakat burada anlamamız gereken; biz kadınların, annelerin payına düşen nedir? Elimize silah alıp mahkemelere dalmak mı? Yoksa buna gerek kalmadan çocuklarımız için güvenlikli alanlar oluşturmak mı? Ya da çocuklarımıza art niyetle yaklaşanlara tüm yırtıcılığımızla dehşet saçmak mı? Belki de hepsini yapmalıyız. Anneler bu düzene, bu adaletsiz yapıya, bu kanunsuzluğa, bu cezasızlığa hükmü kendisi versin. Bakalım kafa kesenlere, çocuklara tecavüz edenlere, dokunanlara, dokunmaya teşebbüs edenlere annelik hukuku gereği cezanın yüklüsünü vermede kusur eder mi? Bence etmez. Fakat sorun şu ki; ne zaman harekete geçecek? Yaaa Star deyip çocuğu koruyacak? Peki siz, ne zaman çocuğunu koruyan bir annenin yanında duracaksınız? Çocuğunu korumak için özsavunmada bulunan anneyi ne zaman selamlayacaksınız? De hayde, illa bana söylettireceksiniz. Söylüyorum; çocuğu için özsavunmada bulunarak canını ortaya koyan anneye bin selam… Star rahmetini esirgemesin, kadınlar dayanışmada seni yalnız koymasın….