Ekofeminizmin öncüsü: Maria Mies

- Fidan YILDIRIM
470 views
Maria Mies; Alman sosyoloji profesörü, Marksist feminist, kadın hakları aktivisti ve yazar olarak yaşamına önemli çalışmalar sığdırmış bir kişilikti. Öğretmen olarak bulunduğu Hindistan’da kadınların yaşam koşullarını incelemenin yanı sıra, 1960’ların sonlarından itibaren çalışmalarının odağına kapitalizm, ataerkillik ve sömürgecilik arasındaki kesişimi koymuş; kapitalizm altında kadın emeğinin nasıl değersizleştirildiği ve sömürüldüğü, kadınların kurtuluş mücadelelerinin sosyal ve çevresel adalet için daha geniş mücadelelerle nasıl içiçe geçtiği konularında kapsamlı yazılar kaleme aldı. Kafa yorduğu ana konulardan biri; metodoloji ve ekonomide alternatif, feminist ve sömürgecilik dışı bir yaklaşımın geliştirilmesiydi. Öncü çalışmaları ile uluslararası alanda tanındı.

Eğitmen olarak Hindistan’a gitti

Maria Mies, 6 Şubat 1931’de Hillesheim’da dünyaya geldi. Vulkaneifel’de bir köy olan Auel’de kırsal bir yaşam içinde büyüdü. Çiftçi bir ailenin on iki çocuğundan yedincisiydi. Köyündeki tek odalı okulda ilkokulu okudu, kardeşleriyle birlikte tarlada çalıştı. Bir aile dostlarının evinde yatılı kalarak Gerolstein’de ortaokulu bitirdi. Köyünden ortaokulu bitiren ilk öğrenciydi. Ardından Prüm’deki Regino-Gymnasium’da eğitim görmeye başladı ancak okul Eylül 1944’te savaş nedeniyle kapatılınca eğitimi uzunca bir süre kesintiye uğradı. 1947’den itibaren eğitimine Trier’de devam eden Mies, ilkokul öğretmeni olmak için Koblenz’deki Pedagoji Akademisi’ne kaydoldu. İki yıllık eğitimin ardından Auel ve Worms’ta ilkokullarda öğretmenlik yaptı. 1955’te tayinini istedi ve Trier’e gönderildi. Orada İngilizceyi hem öğrendi ve hem de öğretti. 1962’de orta öğrenim öğretmenliği sertifika sınavını başarıyla vererek Morbach’ta İngilizce ve Almanca öğretmenliği yaptı. Ortaokul öğretmeni olarak devam etmeyi istemeyerek Goethe Enstitüsü’ne başvuran Mies, Asya veya Ortadoğu’da görevlendirilmeyi talep etti. Goethe Enstitüsü Mies’in talebini kabul ederek onu beş yıl süreyle ders vermek üzere Hindistan’ın Pune şehrine gönderdi. Orada Almanca dersleri veren Maria Mies, erkek öğrencilerin mühendislik okuma becerilerini geliştirmek üzere derslerine kaydolurken kadınların ise, orta sınıf kadınlarında olduğu gibi, bir lisans derecesini tamamlayana kadar evlenmeye mecbur olmadıklarından bağımsızlıklarını sürdürmek için derslerine devam ettiklerini gözlemledi. Öğrencilerinden Saral Sarkar ile 1976’da hayatını birleştirdi.

Doktora tezini Hintli kadınlar ile ilgili yaptı

1967 yılında annesinin ağır hastalanması üzerine daha sözleşmesi bitmeden Hindistan’daki görevinden ayrılan Maria Mies Almanya’ya döndü. Annesi kısa sürede iyileşti. Mies, 1949 yılından sonra Batı Almanya sosyolojisi üzerinde büyük etkisi olan René König’e bağlı olarak sosyoloji okumak üzere Köln Üniversitesi’ne kaydoldu. Hindistan’da görevli olduğu dönemde kadınların davranışları ile toplumun onlardan beklentileri arasındaki çelişkiler hakkında yaptığı gözlemlerinden yararlanarak, “Eğitimli Hint Kadınlarının Rol Çatışmaları” (Rollenkonflikte Gebildeter İndischer Frauen) adlı doktora tezini hazırladı. 1972’de derecesini aldı ve tezi ertesi yıl kitap olarak yayınlandı. Küresel bir protesto dönemi olan 1960’ların sonu ve 1970’lerin başında Maria Mies eylemliliklerde yer almaya başladı. Her yıl düzenlenen Paskalya Yürüyüşü’nde Vietnam Savaşı ve nükleer silahlara karşı protestolarda bulundu. Kadın özgürlük hareketine bağlı ve ataerkil yapılar ile kadınların değersizleştirilmesini protesto eden yerel bir kadın grubu olan Köln Kadın Forumu’na (Frauenforum Köln) katıldı. Yeni kurulan Köln Uygulamalı Bilimler Üniversitesi’nde öğretmenlik yaptı. Ardından 1974’te Frankfurt Üniversitesi Sosyal Araştırma Enstitüsü’nde dersler verdi. Üniversiteyi bir kadın çalışmaları kürsüsü kurmaya ikna etmek umuduyla üç yıl boyunca tarihi uluslararası kadın hareketi üzerine seminerler verdi. 1975 yılında Mexico City’de katıldığı Dünya Kadın Konferansı’nda kadın tarihi hakkında çok az şey bilindiğini fark etti. 1976’da diğer aktivistler ve ağırlıkta kendi öğrencileriyle Almanya’da Köln’de ilk kadın sığınma evini (Frauenhaus) kurmak üzere bir araya geldi. Kadınlara şiddete karşı koymanın pratik ve politik yollarını öğretmek için sığınma evinde dersler verdi. 1977 yılında Uygulamalı Bilimler Üniversitesi’ne geri döndü fakat ertesi yıl Hindistan’da bir araştırma projesi yürütmeyi kararlaştırdı.
Maria Mies, 1978 yılında, ev ve çiftlik emeğinin yanısıra küçük ev endüstrisinin ailelerin hayatta kalmasına nasıl izin verdiğini ve aynı zamanda toprak sahipleri ve endüstriler için servetin genişlemesine nasıl yol açtığını analiz etmek için Hindistan’a gitti. 1979’a kadar orada kaldı ve Haydarabad’da Goethe Enstitüsü öğretim görevlisi olan eski öğrencisi Saral Sarkar ile de vakit geçirdi. Kırsal endüstri üzerine yaptığı çalışmanın sonuçları, 1982’de “Narsapur Dantel Yapımcıları: Hintli Ev Hanımları Dünya Pazarı İçin Üretiyor” adıyla kitap olarak yayınlandı.

“Feminist Araştırmalar İçin Bir Metodolojiye Doğru”

Maria Mies, Lahey’deki Uluslararası Sosyal Bilimler Enstitüsü’nde görev almak üzere Avrupa’ya döndükten sonra, gelişmekte olan ülkelerin kadınları için bir yüksek lisans programı oluşturdu. Öğrencilerin ortak projeler üzerinde çalışabilmeleri için yerel feminist gruplarla ilişkilendi. Kadın çalışmalarının ve feminist bilimin nasıl ilerlemesi gerektiği konusundaki düşüncelerini ilk olarak Frankfurt’ta bir konferansta sunduğu “Feminist Araştırmalar İçin Bir Metodolojiye Doğru” (Towards a Methodology for Feminist Research) adlı 1977 tarihli makalesinde geliştirmişti. Akademik ortamda teori ve pratik uygulama arasındaki kopuklukla mücadele için mevcut öğretim yöntemlerini tamamen yeniden yazmayı amaçladı. Feminist araştırma için, mevcut araştırma modelleri yerine, araştırmayı yararlılık ve konuya saygı ile tamamen yeniden tasarlamak için yedi adım önerdi. Bu konudaki makalesi 1983’te yayınlanan “Kadın Çalışmaları Teorileri” kitabında bir bölüm olarak yer aldı. 1981’de Köln’deki Uygulamalı Bilimler Üniversitesi’ne dönmeye karar veren Mies, orada ekofeminist hareketle ilişkilenmenin yanısıra, kadınların doğum yapma hakkının gaspı ve insan üretiminin ticarileşmesi olarak değerlendirdiği genetik mühendisliği ve üreme teknolojisine karşı aktivizme dahil oldu. “Feminist Uluslararası Üreme ve Genetik Mühendisliği Direniş Ağı”nın kurucuları arasında yer aldı. Bu örgütte ve çalışmalarında, Dünya’nın Kuzey’indeki kadınların çocuk doğurma oranlarını artırmak için yardımlı dölleme ve taşıyıcı annelik gibi istilacı teknolojileri kullanmaya teşvik edildiğini, buna karşılık dünyanın Güney’indeki kadınların ise nüfus artışını kontrol etmek amacıyla doğumları sınırlaması için baskı altına alındığını savundu. Ayrıca, sağlık sağlayıcıları ve hükümet yetkilileri tarafından tasarlanan, kontrol edilen ve yönetilen sistemler tarafından kadınların bedenleri hakkında karar vermelerinin sınırlandırıldığına dikkat çekti.

Savaş karşıtı kampanyalara katıldı

Maria Mies 1983 yılında, NATO’nun Almanya’da nükleer savaş başlıkları yerleştirme planını protesto amaçlı bir direniş kampında yer aldı ve pasifist faaliyetlerde daha da aktifleşti. Alman feminist Alice Schwarzer’in kadınların, erkeklerin sahip olduğu şiddet araçlarının aynısına sahip olmaları durumunda özgürleşebileceklerine dair fikrine karşı çıkarak pasifist düşüncesini pekiştirdi. Savaş karşıtı Mies’e göre, kadınları değersizleştiren hiyerarşik sistemin üstesinden gelme kadınların erkeklerle basit eşitliğiyle mümkün olmayacaktı. Bu konularda yoğunlaşarak, 1980’lerin ortalarından itibaren, kadınların sömürülmesi ve boyun eğdirilmesinde ataerkillik, kapitalizm ve sömürgecilik arasındaki bağlantıları irdeleyen en önemli eserlerini yayınladı. 1993 yılında öğretmenlikten emekli oldu. Bundan sonra kadın hareketinde ve diğer toplumsal hareketlerde aktif olarak yer almayı sürdürdü. Döviz işlemleri üzerinde bir vergi oluşturulmasını teşvik etme amacı güden aktivist kuruluş Attac’ın kadın liderlikli ağı olan feministAttac’ın üyesiydi.
Maria Mies 1950’de Almanya’da seyahat eden Zülfikar isimli Pakistanlı bir Müslüman turistle tanıştı. Bu ilişki yaşamı üzerinde derin bir etki yarattı. Dinlerinin farklılığı nedeniyle Pakistanlı gencin evlilik teklifini reddetmesi Mies’i dini doktrinler ve ataerki üzerine kapsamlı incelemeler yapmaya sevketti. Bağımsızlık tutkusuyla uzun süre bekar kaldı. 1976’da, eski öğrencisi Hintli Saral Sarkar ile ziyaret evliliği yaptı. Bu tarz evlilikte, birlikte yaşamak zorunda kalmayacak ve her biri kariyerini kendi ülkesinde sürdürebilecekti. 1982 yılında Sarkar Köln’de onunla yaşamaya başladı. Mies, “Köy ve Dünya” (Das Dorf und die Welt) adını verdiği bir otobiyografide yaşamını anlattı. Artık eşini tanıyamadığı son yıllarını bir bakımevinde geçirdi. Eşi her gün ziyaretine gitti. Mies, 15 Mayıs 2023’te hayatını kaybettiğinde 92 yaşındaydı.
Maria Mies Almanya’da kadın çalışmalarının öncüsü olarak kabul edilmektedir. Ortaya attığı orijinal “ev kadınılaştırma” kavramı akademisyenler tarafından yaygınca kullanılmaktadır. Bu kavramı, “Ataerkillik ve Birikim” (Patriarchy and Accumulation) eserinde tanıtmış ancak Hindistan’daki dantelciler üzerine kaleme aldığı çalışmada geliştirmiştir. Ona göre, “ev kadınlığı” kadınların üretici ya da serbest meslek sahibi olarak görülmelerini engelleyip sömürülmelerine olanak sağlamaktadır. Mies, sosyo-ekonomik hiyerarşilerde kadınların konumu ile sömürgeleştirilmiş insanlar arasındaki benzerlikleri analiz eden ilk feminist akademisyenlerdendi. “Ecofeminism” adını taşıyan kitabı uluslararası alanda etkili oldu ve Türkçe de dahil birçok dile çevrildi. Birçok feministin aksine, kadının kapitalist toplumda daha iyi bir konuma gelmesi değildi amacı; o yeni bir toplumu hedefliyordu.

Ütopik feminist toplum hayali

İlk dönem eserlerinde ve “Dünya Çapında Ataerkillik ve Birikim: Uluslararası İşbölümünde Kadınlar” (1986) adlı kitabında Mies, kadınların emeklerinin nasıl görünmez kılındığını ve kocalarının gelirine muhtaç gösterildiklerini irdeledi. Ona göre; “ev kadınılaştırma” süreci Batı’nın sermaye birikimi ideallerinin bir ürünüydü. Kadınlar mülk haline getirilerek erkeklerin üretken sermaye elde edebilmeleri sağlanıyor ve zenginlik biriktirilebiliyordu. Aile içi şiddet eski toplumun bir kalıntısı değil, modernleşme süreçlerinin bir parçasıydı. Aynı eserde, sosyalist gelişmenin benzer sosyal yapılar yarattığına dikkat çekerek ütopik bir feminist toplum yaratılmasını savundu.
Maria Mies’in Veronika Bennholdt-Thomsen ve Claudia von Werlhof ile birlikte kaleme aldığı “Kadınlar: Son Koloni” (1988) kitabı, daha önceki tespitlerine sömürgeleştirilmiş insanları da dahil ederek, kadınların görünmez kılınması gibi, boyun eğdirilen insanların da ana akım toplumdan izole edildiğini ve sömürülecek doğal bir kaynak muamelesine tabi tutulduğunu ortaya koydu. 1993 yılında Mies ve Vandana Shiva tarafından yazılan “Ecofeminism” kitabı, üretim sistemleri ve birikimin toprak ve kültür mülksüzleşmesine nasıl yol açtığını, dünya açlığı gibi sorunlara nasıl neden olduğunu irdeledi ve değişik dillere çevirilerek önemli tartışmaları ateşledi.
Mies ve Bennholdt-Thomsen tarafından yazılan 1999 tarihli “Geçim Perspektifi” (The Subsistence Perspective) adlı eserde, “Buzdağı modeli” kullanılarak, geleneksel bir kapitalist toplumda görünen tek emeğin resmi işgücü olduğu; ücretsiz ev işleri, bakım ile mikro girişimciler, çocuk işçiler, diğer aile üyeleri için çalışan aile üyeleri ve geçici işçiler gibi vergilendirilmemiş emeğin çeşitli biçimlerini içeren kayıtdışı emeğin yüzeyin altında gizli kalan buzdağının tabanını oluşturduğu ortaya konuldu. Bilimsel-tarihsel bağlamda kadın bakış açısının geliştirilmesine önemli katkılarda bulunan Maria Mies, bugün Kuzey ve Doğu Suriye’de, Rojava’da hayata geçirilmekte olan ekofeminizmin öncülerindendi. 2000 yılının başında Kürt kadın hareketi kendisiyle diyaloğa geçmiş; Almanya ve Avrupa’daki kadın örgütlerine karşı eleştirel bir bakış açısına sahip olan Mies, Rojava’daki kadın devrimini yeni bir umut kaynağı olarak değerlendirmişti.
Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan kadın tarihi ve kadının sömürgeleştirilmesi teorilerini geliştirirken onun eserlerinden yararlanmış ve o da bunu öğrenmişti. Kürt kadın hareketinin teori ve pratiğini geliştirirken ilham aldığı değerli bir düşünür ve aktivistti Maria Mies. Dünya kadınlarının tarih bilincinin gelişmesi ve feminist bakış açısıyla yaşamın yeniden örülmesinde önemli katkıları olan bir öncüydü.