Enternasyonal mücadelenin örülmesini sağlamak

- Nazan ÜSTÜNDAĞ
343 views
Dünyanın tümünde kendini gösteren otoriter neoliberalizm, faşist yükseliş, savaş rejimleri ve toplumsal bağların zorla çözülmesi, kendini en fazla kadın yaşamlarında gösterdiği çokça söylendi ve belgelendi.

Aynı zamanda kadın düşmanlığının faşist ideolojilere içkin olduğu da devletlerin ve elitlerin iş birliği içinde kadınların kazanımlarına saldırmasıyla gün yüzüne çıktı. Öte yandan iklim krizi, ekolojik yıkım ve bunların sebep olduğu afetlerin de en çok kadın tarım ve fabrika işçilerini etkilediği çeşitli araştırmalarla kanıtlanıyor. 

Demokrasi mücadelelerinde ön saflarda yer almak

Buna karşı kadınların örgütlenmediğini söylemek elbette büyük bir yanılgı olur. Özellikle kadın kazanımlarına yönelik saldırıların açıkça, yani bağıra bağıra yapıldığı ve kadınların üreme özgürlüğünü hedef aldığı bölgelerde, Polonya’dan, Meksika’ya, Arjantin’den Birleşik Amerika Devletleri’ne kadar birçok yerde kadınların örgütlenmeleri dikkat çekici sokak eylemleriyle gündeme geliyor. Aynı şekilde, kadınların kadın kırımına karşı yürüttüğü hukuki mücadeleler-ki bu mücadele, kadın kırımı olgusunun nefret cinayeti olarak kabul edilmesinden devletin bunu ulusal öncelik olarak ele almasına kadar geniş bir yelpazeyi kapsamaktadır-Afrika’dan Amerika’ya, Asya’ya kadar birçok ülkede görünürlük kazanmaktadır. Kadınlar, Sudan’dan Kenya’ya, Bangladeş’ten Kore’ye kadar sokaklarda verilen demokrasi mücadelelerinde de ön saflarda yer almaktadır. Kırsal alanlarda ise tarım ve yerleşim alanlarının yok olmasına, borçlanma yoluyla mülksüzleştirmeye karşı küçük ve büyük çapta yaratıcı direniş girişimlerinde bulunulmaktadır.
Öte yandan dünyada yadsınamaz bir biçimde artan ve kendini gösteren kadın bilinci, özgürlük isteği ve irili ufaklı, örgütlü ve yaratıcı direnişlerin kadınlara yönelik bu saldırıları durdurduğunu hatta yavaşlattığını söylemek dahi hayalperestlik olacaktır. Kadınlar yukarıda saydığım hemen her cephede geri püskürtülüyorlar. Özellikle de en örgütlü gibi gözüktükleri kadın kırımı ve üreme özgürlüğü alanlarında. Ya da uluslararası örgütlerin ve STK’ların, sözde kadın yoksulluğunun giderilmesini ilk amaç haline getirdikleri, borçlanma ve mülksüzleşme alanlarında…
Tarih boyunca, iktidarın ve kapitalizmin kendini örgütlemesinde, kadınların toplumsal üretim ve öz savunma araçlarını yağmalaması ve çalmasının çok önemli bir rol oynadığını biliyoruz. Kadın kırımı, kadınlara yönelik savaş ve barış zamanı toplu tecavüzler, kadın üremesinin kadının kendi kontrolünden çıkartılması, kadının borçlandırılarak proleteryalaşması ve yaşam alanlarını terk etmeye zorlanması, kapitalizmin erkek egemen ideoloji ve pratikle iş birliğine girerek toplumları dağıtmasının en temel yolu. Ancak ne yazık ki şu ana kadar dünyada, bu kapitalist-ataerkil-faşist enternasyonale cevap olacak bir örgütlenme oluşmuş durumda değil. Bu sebepledir ki uzun zamandan beri demokratik kadın konfederalizmi fikrini tartışıyoruz. 

Enternasyonal kadın mücadelesinin örülmesini sağlamak

Kanımca adına demokratik kadın konfederalizmi diyelim-demeyelim, enternasyonal bir kadın mücadelesinin örülmesini sağlamak, bugün dünyayı değiştirmek için olmazsa olmaz araçlardan biridir. Adına illa demokratik kadın konfederalizmi deyip dememek konusundaki ikircikliğim, bu fikrin bir merkezinin olması, yani Öcalan ve Kürt Kadın Hareketi’nden çıkmış olmasıyla ilgili. Dünyanın çokluğu içinde, aşırı fedakârlık ve emekle örülen kadın örgütlenmelerinin, ilişkilenme ve birlikte hareket etmeye doğru yürüyecekleri yolda öncülük kimde olursa olsun, kendi isimlerini kendilerinin koymasının daha anlamlı olacağını düşünüyorum. Enternasyonalist bir kadın örgütlenmesinin bir model değil, bir hayal üzerinden biçimlenmesinin daha davetkar olduğuna inanıyorum. Hayal derken de örneğin, aklımda bugün kuşkusuz olarak kadın katliamının, tecavüzünün, yoksulluğunun, esaretinin sembol haline geldiği iki bağlam var: Biri Filistin, biri Sudan. Kadınların şu soruyu sorarak hareket etmeleri gerekiyor: Nasıl olur da bunu durduramayız?  Kendi coğrafyalarının ötesine geçerek dünya meselelerine müdahil olabileceklerini tasavvur etmeleri, (başka bir örnek düşünürsek) kendi ülkelerindeki yoksullukla mücadele etmenin ötesinde-eğer örgütlenirlerse-borç ekonomisini reddedecek güçleri olabileceğini düşlemeleri gerekiyor. 

Hayallerin yeşermesi 

Bu hayallerin yeşermesi için ise yeni bir ilişkilenme zemini kurmak gerekiyor. Kadınların enternasyonalist örgütlenmesi hakkında kafa yorarken ve Sri Lanka’da buna katkı sunmaya çalışırken beni etkileyen birkaç şey oldu. Bunlardan birincisi, her ne kadar çok benzer sorunlar ve kavramlarla hareket etsek de birbirimizi neredeyse hiç tanımıyor olmamız. Özellikle Batı dışı kadın mücadeleleri arasındaki ideolojik ve pratik kopukluk, küresel kadın özgürlük mücadelesinin tarihini oldukça yanlış algılamamıza ve yansıtmamıza sebep oluyor. Batı feminist mücadelesine tercüme olmamış deneyimler marjinalleştirilerek, kadın mücadele eksenlerini yanlış tarif etmemize yol açıyor.
Örneğin kendi adıma ben, en basitinden kadın mücadelesinin silahla olan ilişkisini, gerillacılık deneyimi sırasında kurduğu dostluk ilişkilerini ve doğa ile yakınlığı gerçekten sadece Kürt Hareketi’ne ait bir şey sanarken, bu deneyimin Tamiller’den, Zimbabwe’ye, Mozambik’e kadar birçok ülkede yaşandığını ancak birkaç senedir öğrendim. Elbette bu deneyimlerden devşirilen güç Kürt kadın hareketi ile karşılaştırılamaz. Ancak feminizmle yakın olarak bağdaştırdığımız şiddet karşıtlığının nasıl bir liberal ithal olduğunu görmek önemli. 

Toplumla birlikte özgürleşme pratiği

Aynı şekilde annelik üzerine kafa yormak ve yeni annelik ilişkileri oluşturma çabası, eş yaşamın nasıl kurulabileceğini düşünmek, geleneksel ritüelleri dönüştürerek kadın erkek birlikteliğine yeni anlamlar vermek, sürekli kendinden çalınan tarihini tiyatrodan müziğe çeşitli araçları kullanarak yeniden yazma çabası; bütün bunlar ortak bir hat oluşturuyor. Üstelik Batı dışı ülkelerin tarihlerinde kadın özgürlük mücadelesini, toplumsal özgürlük mücadelesinden ayrı düşünmek imkânsız. Buralarda liberalizmin tersine kadın mücadelesi topluma karşı değil, toplumla birlikte bir özgürleşme pratiği.
Türkiye, öyle ya da böyle ekonomik alanda diğer ülke deneyimleriyle karşılaştırdığınızda hem ciddi olarak kapitalistleşmiş hem de kadın yoksulluğuna dair çeşitli politikalar üretmeyi 2000’lerin ortasından beri öncelemiş bir ülke. Oysa birçok Batı dışı ülkede kadınlar için yoksulluk ve yoksunluk hayatlarının temelinde duruyor ve ne yazık ki çoğu zaman kadınların yoksulluğu bir türlü feminist mücadelenin merkezine oturamıyor. Bunun hayati önemine ve kadınların siyasette temsil edilmemesine rağmen ekonomik alanda kurdukları örgütlü mücadeleleri, başlı başına öğrenilmesi ve merkeze alınması gereken başka bir konu.
Enternasyonalizmin bir modelden çok bir hayal çerçevesinde büyüyebileceğini söyledim. Bana göre başkalarını öğrenmek, anlamak, kendinizi radikal bir biçimde merkezden uzaklaştırmak ve radikal hayaller kurmak için çok önemli. Kadın mücadelesi için en büyük engellerden biri ideolojik. Batı dışı kadın mücadelelerini kavramsallaştıran bir meta teori dolaşıma henüz girmemiş durumda. Enternasyonalin bir yandan çoklu yatay ilişiler kurarken, bir yandan da bu ideolojiyi üretmesi ve herkese mal etmesi, kanımca tüm kadınların bir enternasyonalde buluşmasından daha önemli.