Sayın Öcalan’ın 27 Şubat’ta yaptığı “Barış ve Demokratik Toplum Çağrısı” ardından PKK’nin kongresini yaparak, kamuoyuna fesih kararını açıklaması yakın tarihimiz açısından çok önemli bir eşik. Tanıklık ettiğimiz bu tarihi gelişmelerin barışla neticelenmesi ise başta karşılıklı atılan adımları büyütmek ve bu süreçte demokratik siyasetin inisiyatif alması ile ancak mümkün kılınabilir.
Barışın tesisi, öncelikle savaşan öznelerin yani devletin ve PKK’nin yürüteceği diyalog ile sağlanabilir. Bu diyalog ve müzakere sürecinin ilerleyebilmesi, pozitif yönde derinleşebilmesi için esaslı görev demokratik siyasete düşüyor. Sürecin başından beri, DEM Parti olarak bunun bir öznesi olmaya gayret ediyoruz. Durgun görünen, ilerleyip ilerlemediğine dönük sıkça kaygıların dile getirildiği ve sürecin tıkandığına dair endişelerin mevcut olduğu bu dönemde; tüm demokratik siyasetin sürecin bir parçası/öznesi olması hayati önemde. Demokratik siyasetin tüm kılcal damarları, toplumun tüm dinamiklerini doğrudan etkileyen bu sürecin aktif öznesi olmalıdır. DEM Parti gibi, muhalefet partileri, parlamentoda temsili olan ya da olmayan tüm siyasi partilerin/bütün siyasi aktörlerin; sivil toplum kuruluşlarının, kadın örgütlerinin vs. rol üstlendiği bir süreç barışa giden yolun ta kendisi olacaktır.
PKK’nin fesih kararı ve silahsız mücadele gibi attığı adımların ardından devletin atması beklenen adımların başında Sayın Öcalan’ın özgürlüğü ve Türkiye’de demokratikleşmeye ilişkin belli başlı somut düzenlemeler/tutumlar gelmekte. Yasal ve hukuki bir sürecin işletilmesi, silahsızlanmanın başlayabilmesi için bütün demokratik siyasetin görevi işte bu adımların karşılıklı atılmasını her iki taraf için sağlamaktır.
Barışın yolunu açmak
Sürecin aralanan kapısından başımızı uzatabilmek için şimdiye kadar sınırlı kalan demokratik siyasetin daha aktif bir rol alması gerekmektedir. Bunun için atılan çok değerli adımlar oldu, 22 Haziran’da İstanbul’da birçok farklı öznenin bir araya geldiği ‘Barışın Yolunu Açmak Konferansı’ bunların başında geliyor. Konferansın Sonuç Bildirgesinde altı kalın çizgilerle çizilen tam da buydu: “Bu tarihi eşikte konferansımız barış ve demokrasiden, hayattan yana tüm toplum kesimlerine, ülkenin geleceğini ilgilendiren gelişmelerin olduğu bu dinamik sürece bütün imkânlarıyla müdahil olma, barışın öznesi olma, barış ve demokrasi talebini yükseltme çağrısı yapıyor.” Barış İçin Toplumsal Girişim adını alan oluşumun vurguladığı gibi; 3. Dünya Savaşı tehlikesine karşı demokratik siyaset alanının geliştirilmesi, barış içinde bir arada yaşayan bir toplumun varlığı en büyük güvencedir. Kürt sorununa çözüm ise Türkiye’nin demokratikleşmesi yaklaşımı ile mümkündür. Güvenlikçi anlayış yerine çoğulcu/katılımcı bir demokrasi ile barışın tesisi sağlanabilir.
Barışın toplumsallaşmasına aracılık edecek bir komisyon
Bahsettiğimiz demokratik siyaset alanının geliştirilmesi, ona giden yolların açılması ile mümkün olabilir. Tıpkı uzun zamandır dillendirilen ve henüz somut adım göremediğimiz mecliste ilgili komisyonun kurulması gibi. Sürecin başından beri ifade ettiğimiz üzere parlamentoda kurulacak işlevli bir komisyon, 100 yıllık Kürt sorununun ve demokratikleşme meselelerinin çözümüne somut anlamda katkı verecek tarihi önemde bir adım olacaktır. Komisyonun, gerçekten atılacak somut bir adım olup olmadığı ise ancak rutin komisyonlardan farklı işleyişi olan, karar alabilen, yetkilendirilmiş ve etkili bir mekanizma olup olmayacağı ile görülecektir. Sadece görüşleri derleyip toplayıp rapor sunacak, 100 kişiden oluşacak ve temsiliyeti parlamento temsiline endeksli (temsil sayısına göre belirlenen), teknik bir komisyon amaca hizmet edemez. Sivil toplumun yer aldığı, kadın temsilinin gözetildiği ve salt çoğunluk aranmayan bir komisyon sürece olumlu hizmet eder. Kürt sorunu, savaş nedenleri ortaya konulmadan siyasal ve toplumsal bağlamda değerlendirilemez. Bu nedenle savaşa sebep olan nedenlerin ortadan kaldırılmasına, barışın toplumsallaşmasına aracılık edecek bir komisyon kurulmalıdır. Bu da ancak toplumun tüm dinamiklerinin sürece katılımı ile mümkündür. Aynı şekilde demokratik bir Anayasa da ancak en geniş toplumsal mutabakatla yapılabilir. Toplumun tüm zerrelerinin kendini içinde bulduğu bir anayasa yapım süreci ile herkesin eşit yurttaşlık hakkının tesis edildiği bir demokratik anayasa mümkün kılınabilir.
Barış inşasında kadınlar
Savaşları çıkaran erkek egemen anlayışa karşı dünyanın her yerindeki kadınlar barış için mücadele ediyor. Özellikle bölgemizde yoğunlaşan savaşlarda ortak noktamız, biz kadınların verdiği yaşam mücadelesidir. Erkek-devlet şiddeti karşısında kadınların sokaklara taşması; adalet, eşitlik ve barış için seslerini yükseltmekten asla vazgeçmemesi elbette tesadüf değildir. Çünkü kadınlar yaşanan tüm yıkımların, saldırıların, şiddettin bizzat muhattaplarıdır. Savaş karşısında yürütülen barış mücadelelerinde/müzakerelerinde kadınlar hep ön saflarda yerini aldı. Dünyanın pek çok yerine yayılan Siyahlı Kadınlardan, Filistinli kadınların kurduğu Barış İçin Kadın Koalisyonuna; İrlandalı kadınların Kadın Destek Ağından Kolombiyalı kadınların Güzel Rotasına; Türkiye’de yıllardır barış mücadelesi yürüten Kürt Barış Annelerine ve Türkiyeli Barış İçin Kadın Girişimine… Güzel bir örnek olarak; Liberya kadın barış hareketi, iç savaşın taraflarını masaya oturmaya ikna ederek ve Liberya’daki barışın mimarı oldu.
Toplumsal bir dönüşüm süreci olarak barış
Kadınlar olmadan bir toplumsal barış inşasından söz etmek mümkün değildir. Barış süreçlerinde kadınların aktif rol aldığı, müzakere süreçlerinde masada yer aldığı deneyimler ancak başarıya ulaşabildi. Ayrıca toplumsal adaletin sağlanması adına da kadınların barış süreçlerinde aktif katılımı elzemdir. Toplumsal cinsiyet perspektifi içermeyen barış süreçleri kadük kalacaktır. Kadınların barış süreçlerinde dahil ve aktif olması, sadece barışın sağlanması değil, aynı zamanda sürdürülebilir bir barışın temellerinin atılması açısından da kritik bir öneme sahiptir.
2013-2015 sürecine göre farklı ilerlese de bugünkü süreçte kadınların toplumsal barışın inşasındaki rolü değişmiyor. Kadınların barış sürecine daha etkin katılımı sağlanabilirse şayet, barış; sadece silahların susması olarak değil, toplumsal bir dönüşüm süreci olarak ele alınabilir. Tam da bu nedenle bu dönemde kurulan ve çalışmalarını başlatan “Barışa İhtiyacım Var Kadın İnisiyatifinin” önemi büyüktür.
Bizler biliyoruz ki; çatışmaların kadınlar üzerindeki etkileri (zorla yerinden edilme, militarizmin kadın emeğine etkileri, bakım yükünün artması, yoksullaşma, cinsel şiddet gibi) ancak kadınların sesi güçlü olduğunda görünür hale gelebilir. Kadınların sürece katılımı sivil inisiyatiflerin birer parçası, siyasi aktör, birey olarak katılması çok anlamlı ve mutlaka olmalı ama kadın hareketinin sürece katılımının etkisi/katkısı çok önemlidir. Barışın kalıcı olabilmesi için kadın aklının, bilincinin mutlaka barışa güçlü bir şekilde değmesi lazım.
Barış politikasını oluşturacağız
Bu sürecin demokratik siyaset zemininde etkin bir şekilde yürütülmesi için, değiştiren ve dönüştüren demokratik toplum anlayışının örgütlü gücünün kadınlar olduğunu çok iyi biliyoruz. Yeni dönemin demokratik siyasetini ve dilini biz kadınlar hep birlikte kuracağız. Bu topraklarda barış ve demokrasinin Türkiye’den Ortadoğu’ya yayılacak barış politikasını oluşturacağız. Kimsenin kimliği, dili, inancı veya cinsel yönelimi yüzünden şiddete uğramayacağı adil, eşit bir yaşam ancak barışla mümkün olabilir. Savaşın ölüm, acı, göç, yoksulluk, şiddet, sömürü gibi sonuçlarını en fazla ve birinci dereceden yaşayanlar olarak; biz kadınların ekmek kadar su kadar “barışa ihtiyacımız var.” Barışa giden yolun taşlarını yan yana birlikte döşemek; kadınlar olarak barışın konuşulduğu her masada yer alarak, meclisten sokağa her alanda barışın toplumsallaştırılması için atılacak her adımda özne olarak mümkün.
