Erkeğin üzerinde yükseldiği dağ: Kadın bilimciler

- KAKTÜS
9 views
Merhaba güzel kadınlar! Güzelliğini bilgelikle, emekle, sevgiyle harmanlayan kadınlara buradan binbir selam olsun! Bu hayata hoş geldiniz, hoş kıldınız, yaşadınız, yaşanılır kıldınız…

Bu insanlık “size minnettar” diyeceğim emme velakin değer bilmez, götü göğe değen, oradan baş aşağı bakan bir nankör! Bana öyle cin çarpmış gibi bakmayın, kızıyorum vallah. İnsanlığın yarısıyız ama sadece erkeklerin adı başarıyla anılıyor, tarihin “altın” sayfasına yazılıyor. Bu arada tarihin sayfaları altından mı gerçekten? Bir şıngırtı duyamıyorum!? Sahte olmasın sakın!?!

Margaret Hamilton ve Katherine Johnson

Şimdi size sorsam, “Neil Armstrong ve Yuri Gagarin kimdir?” Hemen cevap vereceğinizi biliyorum. 60’lı yılların Ay’a giden yolcularını kim tanımaz ki? Yuri Gagarin, 1961’de uzaya giden ve dünyanın etrafını turlayan ilk adımdır. Peki ya Neil Armstrong? Neil Armstrong da 1969’da Ay’ın toprağına ilk ayak basan adamdır. “Bir insan için küçük, insanlık için büyük bir adım” sözü ona aittir.

Peki, Margaret Hamilton kimdir? Bilen var mı? Ya Katherine Johnson? Hadi ama yapay zekâya sormadınız inşallah! Dürüst olalım, bilmiyoruz değil mi? Hatta, “Amannn, kimse kim? Onu da mı biz bileceğiz?” diyen vardır şimdi… Hayır canım, bileceğiz, tanıyacağız. Çünkü bu kadınlar hayatın akışını değiştiren kadınlardan. Hani şu Neil Armstrong var ya, işte onun Ay’a ayak basmasını sağlayan iki kadından biridir Margaret Hamilton. O ve Katherine Johnson olmasaydı, Neil zırt inerdi Ay’a! O söylediği söz de ağzından değil, anca bir hava olarak bağırsaklarından teperdi. Güzel Soranicemizin bize armağan ettiği bir sözle tarif edecek olursam; anca fişe (boş) olurdu. Amed halkımızın ağız şivesiyle de, “berdeee, bine tê ardê”den öteye gitmezdi. Bu kadar net yani.

Demem o ki Ay’a çıkmakla, uzaya uzunmakla övüne övüne, kendini methede ede biteremeyen, aklının büyüklüğü, zekâsının kıvraklığıyla sarmaş dolaş, ben bana hayran, ben bana kurban, kendiyle pek bir sevişen erkeğin üzerinde yükseldiği dağ kadındır. Bilmem bazılarının hipokampusunda elektriklenme oldu mu?

İnsanlığı uzaya göndermeyi başaran kadınlar

Sadede gelelim; Margaret Hamilton, Apollo 11 astronotları Neil Armstrong ve Buzz Aldrin’in Ay’a güvenli bir şekilde inişini sağlayan tüm uçuş içi yazılımları yazan ve test eden mühendis ekibinin lideriydi. Apollo 11’in Ay’a sağ salim inmesini sağladı. Katherine Johnson da Apollo 11’in Ay’a iniş rotasını elle hesaplayan kadındı ve 2020’de hayatını kaybetti. Margaret Hamilton ise 30 Eylül 2026 günü hayata veda etti. Çalıştığı şirket, “Hamilton’ın bir öncü olduğunu, zamanının çok ilerisinde olduğunu söylemek, durumu çok hafife almak olurdu” açıklamasını yaptı. Ayrıca yazılım mühendisliği henüz yaygınlaşmadan önce bu alanda çalıştığını da açıkladı.

O, öyle birilerinin dediği gibi “İnsanlığı uzaya göndermeye yardımcı olan biri” değil, göndermeyi başaran kişiydi. Tabii alışmışlar kadınlardan “yardımcı” diye söz etmeye. He canım, “erkeğin kaburgasından” yaratılmış kadının önceliği mümkün mü? Kadın “insan mı”? vs. vs… Tabii canım, öncelik erkeğin, ne de olsa onun “saçı kısa.” (!!!) Gene sinirlendim. Neysem, devam edelim.

İlk bilgisayar programcısı

Peki sevgili kadınlar, Ada Lovelace ismini hiç duydunuz mu? Ada Lovelace, Augusta Ada Byron olarak 1815’te doğdu. Lovelace Kontesi olarak da bilinen Ada Lovelace, dünyadaki ilk bilgisayar programcısı kabul edilen İngiliz matematikçi ve yazardır.

1833 yılında, henüz 17 yaşındayken, dönemin ünlü matematik profesörü Charles Babbage ile tanıştı. Charles Babbage, Ada Lovelace’ın matematiksel yeteneğinden o kadar etkilendi ki, ona “Sayıların büyücüsü” dedi. Babbage tasarladığı Analitik Motor’u o geliştirdi. Ha, hayat bulmadı, o ayrı bir mesele. Ada Lovelace, Analitik Motor’un karmaşık bir matematiksel dizi olan Bernoulli sayılarını nasıl hesaplayabileceğini kalem kalem yazdı. Makinenin hangi çarkları döndüreceğini, hangi delikli kartları kullanacağını belirten bir kod şeması hazırladı. İşte bu şema, tarihin ilk bilgisayar programı (algoritması) olarak kabul edildi.

Ada Lovelace, bilime şiirsel bir pencereden bakıyordu. Onun için makine sadece sayılarla değil, sembollerle de çalışabilirdi. Lovelace’a göre, “Eğer müzik notaları veya dil kuralları matematiksel sembollere dönüştürülebilirse, makine beste yapabilir, grafikler çizebilir ve metinler üretebilirdi.” Nitekim düşündüğü gibi de oldu. Haa, iyi mi oldu, kötü mü oldu, onu da konuşuruz. Fakat bir kadının kendi çağının çok ötesinde sayılar ve sembollerle çığır açılabileceğini öne sürmesi, bunu öngörmesi muhteşem bir şey…

Bilim dünyasına damgasını vuranlar

Evet, bilim dünyasına damgasını vuran birçok kadın var. Ama hiçbirinin adı tarihin altın sayfalarında parıl parıl parlamadı. Ha, bir Marie Curie var. Ona da Nobel verilmiş diye az biraz hatırlanıyor. Peki ya Hipatia, daha yakın tarihten Lise Meitner, daha daha yakın tarihten Chien-Shiung Wu bilir misiniz? Chien-Shiung Wu, “Fiziğin birinci hanımefendisi” olarak tanımlanıyor.

Ya Vera Rubin’e ne dersiniz? Galaksilerin dönüş hızlarındaki anormallikleri inceleyerek “Karanlık Madde”nin varlığına dair ilk güçlü kanıtları sunan astronomdur. Evrenin bilmediğimiz devasa bir kütle tarafından bir arada tutulduğunu keşfetmiştir.

Soruyorum, bu kadınları tanıyor muyuz? Düşünüyorum, parmakla saydığımız bu kadınların sayısını neden çoğaltamıyoruz? Düşünen kadın mı yok? Tabii ki hayır. Ama erkeği okutmak için çabalayan akıl, kadının gözlerini bile peçeyle kapatıyor. “Okuyup da hemşire mi olacaksın?” Ya da “öğretmen mi olacaksın?” sözü pek çok kadının ruhunu kemiriyor.

Hayat bana ikinci bir şans daha verseydi, kadının aklını küçük gören, erkeğin kaburgasından yaratıldığını iddia eden, “erkeğin hizmetlisi” kabul eden, onu burkalara hapseden aklı tel tel söküp, makaraya sarıp, onu örer, ayağıma çorap diye giyerdim. Kapıma paspas yapar, gidip gelip ayağımı silerdim.

İşte ikinci kez doğarsam Star’ın kudretiyle bunu gerçekleştirecek makineyi icat edeceğim. Bekleyin, hepinizi kucaklamaya geliyorum.

Hadi öpüldünüz…