Rêber Apo’nun Barış ve Demokratik Toplum çağrısıyla gündemleşen temel konulardan birisi komün! Aslında komün yeni bir kavram, yeni bir gündem değil. Komün kavramı Rêber Apo tarafından güncellenerek mücadelenin odağına alındı. Komün kavramını biz kadınlar güçlü anlamlandırmalı ve uygulamalıyız.
Komün olgusunu bugüne kadar sergilediğimiz yüzeysel, yanılgılı, dar, eklektik bakış açısı ve tarih bilincinden yoksun yaklaşım ile ele alamayız. Komün, komünalite, komünalizm, komünal yaşam kavramlarının kaynağı toplumsallıktır. Toplumsallığın temel değerleri ve anlam gücü kadınların yaratımıdır. Bu nedenle gerek tarihi gerekse güncellenen yönleriyle komün kavramı ve bu kavram etrafında geliştirilecek tartışma, düşünsel ve yaşamsal etkinliklerde kadınlar öncü olmalıdır. Günümüz dünyasında bu öncülük öz savunma eksenli olmak zorundadır.
Demokratik toplumu inşa etmek: öz savunmayı yenilmez kılmak
Tüm boyutlarıyla demokratik toplumu inşa etmenin kendisi öz savunmayı sarsılmaz ve yenilmez kılmaktır. Öz savunma sadece savaş kapıya dayandığında, topluma düşman güçler saldırdığında olmayacak. Öz savunma sadece, meşru savunma temelinde örgütlenmiş kadın askeri birliklerinin üstleneceği bir sorumluluk değildir. Yakın tarihimizde bunu ispatlayan birçok güncel olayı yaşadık. 3 Ağustos 2014 yılında DAİŞ çeteleri Irak, Türk devleti ve KDP’nin desteğiyle Şengal’e saldırıp binlerce insanımızı katletti, binlerce çocuk ve kadını kaçırıp köle pazarlarında sattı, çoğu hâlâ kayıp. Êzidî toplumu ve kadınlarına eşi benzeri görülmemiş zulüm ve işkenceler yapıldı, onlar muazzam direndi, kendi öz değerleri ekseninde hâlâ direniyorlar. Ancak bu olay Êzidî toplumunun öz savunmasındaki zayıflıkları da gösterdi. Yine böyle bir saldırının öngörülememesi; tarih bilincindeki, güncel politik gelişmeleri, bölge ve Kürt güçlerini zamanında-doğru okumadaki zayıflıkla ilgilidir. Êzidî halkına karşı yapılan bu soykırım, herkesin öz savunmayla ilgili çıkaracağı muazzam derslerle doludur. Aralık 2024 yılından beri Suriye genelinde, sonraki aylarda Alevilerin yaşadığı Suriye kıyı bölgelerinde, Dürzîlerin şehri Süveyda’da yaşanan trajediler büyük derslerle yüklüdür. Suriye’nin farklı bölgelerinde halkların sergilediği örnek alınacak öz savunma pratikleri de yaşandı. Ancak Suriye halkların öz savunmasının ne kadar acil, yaşamsal ve olmazsa olmaz bir örgütlenme, bilinçlenme ve politika alanı olduğunu tüm Ortadoğu ve dünya halklarına gösteren trajik bir deneyim olarak yaşanmaya devam ediyor. Suriye’deki kaos ortamında kadının payına büyük acılar, işkenceler, zulüm düştü, düşüyor. Her gün kadınların halkların onuru, namusu ve direnç odağı oldukları için nasıl tecavüzle, köleleştirme ve işkence ile karşı karşıya kaldıklarına dair haberleri okuyoruz. 2018’den beri Efrîn’li kadınlara uygulanan zulme ve şiddete dünya yıllardır seyirci kaldığı için; bu çeteler aylardır aynı zulmü ve şiddeti Alevi ve Durzî kadınlarına, halklarına uyguluyor. Aylardır Alevi kadınları kaçırılıyor ve tecavüze uğruyor, satılıyor. Suriye Geçici Hükümeti ‘‘Kültür Bakan’’ı olarak belirlenen Mihemmed Yasîn Salih, Temmuz ayında yayınladığı bir videoda Alevi kadınları aşağılayıp onlar için ‘‘köle’’ ve ‘‘suçlu’’ ifadelerini kullandı.
Kadınlara ve farklı kültürlere karşı sınırsız çoğalan nefret söylemi
21. Yüzyılda tüm kıtalarda ve ülkelerde kadınlara yönelik bu zihniyet potansiyel olarak mevcuttur. Kadınlara ve farklı kültürlere karşı nefret söylemi sınırsız çoğaltılıyor. Bu söylem mezhepsel, sınıfsal, cinsel, ırksal ayrımlar üzerinden dünyanın her yerinde geliştiriliyor. Günümüzdeki iletişim teknolojisi sayesinde bu nefret söylemi hızla yaygınlaşıp insanları etkiliyor. Kadınlar; dünyanın her yerinde, günün her anında bir bu biçimde nefret, aşağılama, şiddet içerikli söylem ve davranışlara maruz kalabiliyor. Suriye, Nijerya, Sudan, Libya, İran, Irak, Hindistan, Türkiye, Afganistan, Abya Yala ülkelerinde yıllardır kadınlara yönelik çok yönlü saldırılar devlet destekli çete, mafya, vekâlet güçler tarafından yürütülüyor. Suriye’nin Humus şehrinde 20 Ocak 2025’de evinden üniversiteye giderken kaçırılan, işkence yapılıp cenazesi sokağa atılan Alevi yazar ve üniversite öğretim görevlisi Dr. Rasha Ali, 15 Temmuz 2025’de Süveyda’da başından vurularak katledilen Dürzi doktor Faten Hilal, toprağını savunurken 7 HTŞ çetesini öldürüp şehit düşen Fewziye Fexredîn Eş Şaranî yakın zamanda bildiğimiz en son örneklerden. Suriye’de Aralık ayından itibaren ülkenin farklı şehirlerinde yüzlerce sivil kadın-çocuk katledildi, her gün katledilmeye devam ediyor. Bu katliamlar normalleştirilmek, kabul ettirilmek isteniyor. Sanki bunlar üç-beş yabancı uyruklu kural tanımaz çetenin işi gibi gösterilse de devletler, uluslararası kuruluşlar izliyor, istatistik tutuyor ama engellemiyor. İstanbul Sözleşmesinin feshedilmesinden sonra artarak devam eden kadın cinayetlerinin son halkası olan Ayşe Tokyaz cinayeti; kadın kırımının geldiği vahşet düzeyini çarpıcı olarak gözler önüne serdi. Kadın kırımı son hızıyla, şiddet ve tecavüz kültürü ekseninde yürütülüyor.
Kadın kırımını engellemek: öz savunma eksenli binlerce komün oluşturmak
Yazımın başındaki komün ve öz savunma eksenli komün konusuna dönersem, bu kadın kırımını engellemek; öz savunma eksenli binlerce komün oluşturmaktan geçiyor. Dünyanın birçok bölgesinde kadınlar anlık olarak tehdit ve tehlikelerle yüzleşiyorlar, katlediliyorlar, çocukları ve tüm yaratım değerleriyle birlikte. Bunun için kadınların öz savunma eksenli komünleri örgütlemeye ekmek su kadar ihtiyaçları var. Bu Rêber Apo’nun belirttiği ‘‘felsefe komünü’’ olmakla başlamalı belki de. Bir zamanlar feministlerin bilinç yükseltme olarak isimlendirdikleri deneyimleri de aslında özünde kadınların oluşturdukları düşünsel, politik felsefi komünlerdi, çok önemliydi. Bu deneyimi öz savunma eksenli güncellemeliyiz. Çünkü bilinçsizliğin kendisi en büyük savunmasızlıktır. Tarihsel, kültürel, felsefi, politik, etik-estetik bilinçteki yüzeysellik, yarı bilme halleri biz kadınları her zaman hedef haline getiriyor.
İhtiyaçlarmız doğrultusunda komünleşmek hayatidir
21. Yüzyılda yaşıyoruz ama hâlâ ganimet olmaktan kurtulamamışız. Bu gerici bir gücün bize bu gözle bakmasıyla ya da İslamî coğrafyayla sınırlı değil. Dünyada en büyük sektörlerden biri olan fuhuş ve bunun etrafındaki çeteleşme, mafyalaşma kadınları ganimet olarak gören zihniyetin ürünü olarak bin yıllardır var. Kadınlara köleliği ve hakareti reva görme; ‘‘hegemonik erkekliğin’’ kadın bakış açısının ana eksenidir. Tehlikelidir, saldırgandır, sinsidir, komplocu ve yalancıdır; dünyanın birçok yerinde yaşamın birçok alanına mevzilenmiştir. Bu anlamda Suriye’de Alevi, Dürzi ya da Efrînli Kürt kadınlarının, Şengal’de Êzidî kadınların başına gelenler Avrupa ülkesinde, Asya’da, ABD’de ve Avustralya’da yaşayan kadına çok uzak bir kader değildir. Modern kılıflar altında dayatılan ganimet olma hali, kölelik, sömürü de az değildir. Bu anlamda kurmamız gereken komünler ganimet olmaktan çıkmayı, kölelikten kurtulmayı ve şiddet ve tecavüz kültürüne son vermeyi hedeflemelidir. Binlerce yıldır ganimet olmaktan neden çıkamadığımızı tarihselliği içinde kavramamız çok önemlidir. Bu yüzden düşünsel komünlerin kurulmasına öncelik vermeliyiz, varolanları büyütüp yaygınlaştırmalıyız. Bu komünlerde kazandığımız bilinç gücüyle ekonomi, sanat, siyaset, sağlık, eğitim, hukuk gibi yaşamın birçok alanında ihtiyaçlarmız doğrultusunda komünleşmek hayatidir. Tüm komünlerimiz doğru temelde örgütlendiğinde zaten öz savunma eksenli olacaktır ve öz savunmamızı yenilmez kılacaktır.
Müthiş bir öz savunma örneği: Fewziye Fexredîn Eş Şaranî
Bir doktor olmak muazzam bir emek sürecidir. Ama bir çete kafasına kurşun sıkıp onu bir saniyede katlediyor. O zaman doktor olurken, öğretmen olurken, siyaset yaparken öz savunmasız olamayacağımızı bir an bile unutmamalıyız. Fewziye Fexredîn Eş Şaranî müthiş bir öz savunma örneği oldu hepimize. Ancak kadınlar ve onların öncülüğünde toplumların öz savunması kesintisiz olmak zorundadır, savaşta ve barışta. Her an ve her yerde geliştirilmelidir, boşluk kabul etmemelidir. Yeri geldiğinde silah kuşansa da çoğu zaman silahsızdır, tüm katledilme ve saldırı zeminlerini tespit eden ve zamanında bunu önlemeye odaklanan bilinç ve farkındalığa sahiptir. Önemli olan toplumsallığa ve kadın varoluşuna ve kimliğine yönelik potansiyel tehlikelere yönelik sürekli farkındalıkla yaşamaktır. Bu da sürekli eğitim, araştırma ve örgütlenme ile ilgilidir. Cinsiyetçilik ve tüm iktidar ideolojileri örgütsüzlükten ya da yanlış temelde örgütlenip donuklaşan, kullanılmaya açık hale gelen enerjilerden güç alırlar. Büyüyüp şiddetlenirler.
Düşünce komünlerimiz olmalı
Bugün de dünyanın birçok yerinde hâlâ onbinlerce insan özellikle kadınlar din adına, inanç adına katlediliyor. Birçok zaman katledilenler, adına katledildikleri ideolojiyi, tehlikeyi yeterince tanımıyorlar. Sonuç olarak ne zaman, nereden, nasıl vurulacaklarına dair bir sezgi, his, öngörü ve aktif savunma refleksinden yoksun kalıyorlar. Örneğin Ortadoğu’da Alevilik, Dürzilik, Êzidîlik siyasal ve gerici İslam’ın gözünde potansiyel suçlulardır. Bu bakış açısının bölgesel düzeyde tarihi-kültürel arka planı kadar, son iki yüzyılda Avrupa ülkeleri tarafından Ortadoğu’da yürütülen milliyetçilik, dincilik, bilimcilik ve cinsiyetçilik operasyonlarıyla da bağı vardır. Ortadoğulu kadınlar olarak bu tarihsel-sosylojik bilinci kazanmazsak, bunun güncele yansıyan kodlarını okuyamazsak, kim tarafından, nereden ve nasıl olduğunu anlamadan vuruluruz. Yine kadınların mahkûm edildikleri çaresizlikler vardır, bunlar derindir. Ancak bunların ne kadarı öğrenilmiş, şartlandırılmış çaresizliklerdir? Sorgulamalıyız, düşünce komünlerimiz olmalı bu yüzden. Her bölgenin, her ülkenin kendi koşullarına göre bunları tartıştığı platformlar, konferanslar oluyor. Ancak bunların elit ve marjinal kalma, toplumdaki her kesimden kadını kapsamama gibi bir yönü var. Kadınları mahkûm edildikleri çaresizliklerden kurtarmak için komünlerimizi yaşamın her alanında örgütlemeliyiz. Hukuk, sağlık, eğitim, ekonomi, diplomasi, sanat, edebiyat ve daha pek çok yaşamsal alana dair komünleri örgütlerken; öz savunmanın aklını, duyarlılığını, farkındalığını, örgütlülüğünü ve siyasetini kazanmayı bir an bile aklımızdan çıkarmamalıyız.
Öz savunma kadın ağının oluşturulması acil ihtiyaçtır
Bir ülkede öz savunma kapsamında ne kadar örgütlenme, birey, inisiyatif, dernek vs. varsa bunlar kendi içinde bir ortak ağ oluşturmak kadar; ülke düzeyindeki bu ağın dünya genelindeki kadınlarla iletişim, etkileşim, koordinasyon, destek ve tamamlama süreci ve yaklaşımı içinde olması hayatidir. 2014 yılında Şengal’de bugün Suriye’nin sahil bölgesinde, Süveyda’da yaşanan trajediler, bir kez daha böyle bir dünya öz savunma kadın ağının oluşturulmasına acil ihtiyaç olduğunu göstermiştir. Bu ağ kadınları bilinçlendirme, örgütleyip ortak harekete geçirmede stratejik rol oynayabilir. Kadınların enerjisi ortaklaştığında sinerji gelişir ve bu sinerjinin etkilemeyeceği, değiştirmeyeceği ve güzelleştirmeyeceği bir olgu yoktur bence. Rêber Apo’nun İmralı’dan kadın hareketine gönderdiği mektupta ‘‘Çok kaybınızın farkındayım. Tek tesellim zalim ve yalancı egemen külte alet olmaya, yem olmaya fırsat tanımamalarıdır. Yaşayan güçleri olarak dönemin yeniden inşasında başarının sizlere bağlı olacağı kesindir.’’ tespitleri kadın enerjisine ve sinerjisine olan güvenin somut ifadeleridir.
