Yaşamı yaratan doğal gücün bir parçası olarak görülen hava da Ezdalık inancında kutsaldır. Nefesinde soluklanan toprak, su, ateş, doğa, hayvanlar ve insanlar havanın damarından yaşama bağlanırlar. Güneşin nefesi, yağmurun soluğu, kuşların kanatlarını çırpmasına yardımcı olan rüzgar, kadınların rahimlerinde atan canın nabzı, bunların hepsi havanın tüm canlılar ve nesneler üzerindeki etkisini tanımlamak içindir.
Evrendeki tüm canlıların soludukları havanın büyük mucize olduğuna ve bu mucizeyi hiçbir insan yeteneğinin yaratamayacağına inanılır. Êzidîler havayı rab tarafından yeryüzüne bağışlanan yaşam damarı olarak görür. Êzidîler doğanın bahara açılan zamanında rüzgar ve hava üzerinden qeviller ve dualar okur. Êzidîlere göre her canlı katmanına ait bir rüzgar vardır ve bunlar üzerinden hava tanımlaması yapılır. Ağaçların, yağmurun, güneşin, hayvanların ve hatta kuşlarında rüzgarı vardır. Hepsi kutsal görülür. Yaşama tutunan her şeyin bir rüzgarı ya da havası vardır.
Güneş kutsaldır, herkesin ve her şeyindir
“Ya Şe Şems, bizden bereketini esirgeme, bize güzel ve anlamlı bir gün sun. Senin varlığınla biz varız. Bizi sensiz bırakma Ya Şe Şems” sözleriyle doğan ve batan güneşe dua edilir. Ezdalıkta güneş kutsaldır. Bunun için Êzidîlere güneşe tapanlar da denilir. Güneş tüm kutsalların en üstünde ve varoluşta tam olandır. Her şey yarım olabilir, ama güneş yarım olamaz. Güneş tamamlanmıştır ve evren ile bağı bu tamamlanma üzerinden gelişir. Ezdalık inancında güneşin tamamlanması onu tüm kutsallıkların üstünde tutar. Güneşin dünyanın gökyüzünde 7, yeryüzünde de 7 tabakasına, yani 14 tabakaya kadar ulaşabildiğine, yer ve gökyüzünde bulunan kutsallıkları bir arada tutanın güneş olduğuna inanılır. Güneş kendi başına ne bir topluma, ne bir inanca, ne bir ulusa ne de cinse ait değildir. Güneş tüm evrene, toprağa, suya, havaya, ateşe, aya ve yıldızlara aittir. Güneş hepsinin toplamını bir kadında birleştirir. Kadının 7 kutsalla bağı güçlüdür ve en çok da güneşe yakındır. Ezidîlerde ‘Şe Şems’ adında bir qubbe, yani kutsal mekan vardır. Bu kubbeye aynı zamanda “Ezeli Qubbesi’ de denilir. Bu kubbede güneş ve kadın sembolleri bir arada bulunur. Güneş sonsuzluğun temsilidir ve Ezdaların tüm ritüellerinde vardır. Bayramlar, oruçlar, yaslar, bir kadın ve erkeğin birleşmesi güneşin şahitliğinde olur. Ezda inancının kök hücresi güneştir.
Ay: Gökyüzünün dengesidir
Ezda inancının kutsallarından biri de ‘ay’dır. Ezda inancına göre, güneş güne aydınlık ve sıcaklık verirken, ay da geceye aydınlık ve serinlik verir. Ay güneşe karşı değildir, onu tamamlamak üzerinden zıddıdır. Güneşin görkemine bakılamaz ama ayın güzelliği insanları mest eder. Gökyüzünün dengesi olarak görülür ve Ezdalık bu dengeye inanır. Dengenin de varoluşta hayat yarattığına inanılır. Êzidîler aya benzer bir güzelliği hiçbir tekniğin ya da insan gücünün yaratamayacağını düşünür.
Yıldızlar: Hayatın ışığı, estetiği, aşkı ve sonsuzluğu
Ezdalık inancındaki 7’inci olgu da yıldızların varlığıdır. Onlar da tıpkı ay gibi gökyüzünün bir dengesi olarak kabul edilir. Hayatın ışığı, estetiği, aşkı ve sonsuzluğu simgelerler. Êzidîler çocuklarının güzelliğini yıldızlarla tarif ederler ve çocuklarını yıldızlar gibi tanımlarlar. Tüm canlılar içerisinde yıldızların temizliği ve güzelliğini kendisinde barındıranın çocuklar olduğuna inanılır. Bu yüzden sabah yıldızına karşı durup dua okurlar ve onun günü güzelleştireceğine inanırlar.
Ezdalıkta 7 rakamının anlamı
Êzidîlerde inanılan 7 olgudan kaynaklı 7 rakamı uğurlu ve yapılan birçok ritüelin zaman cetveli olarak kullanılır. Êzidî toplumu yeryüzünün işaretlerinde 7 rakamının olduğunu düşünürler. Örneğin 7 melek, 7 gün, Laleş’te kutlanan bayram 7 gündür, Xıdır İlyas Bayramı 7 tattan oluşur, annelerin yaptığı tandırlar 7 maddeden yapılır, yeni evlenenler anne evini ziyarette 7 gün kalır, güneşin yüzeyinde 7 dağın olduğu ve bunların da yeryüzüne 7 renk yansıttığı söylenir.
Kadın ve erkeğin ortaklığı güneş ile korunur
Ezda inancında kadının yeri kutsaldır. 9 bin yıl öncesine ait olduğu söylenen Pir Afat kubbesi, bir kadın kubbesidir. Pir Afat aynı zamanda yeryüzünün piridir. Pire Avra da bir kubbedir. Ama erkeği temsil ettiği ve her ikisini tamamlayanın güneş olduğu söylenir. Yeryüzünün kadın, gökyüzünün erkek olduğuna, ikisini birleştiren ve tamamlayanın da güneş olduğuna inanılır. Bu yüzden Êzidîlerde güneşin cinsi yoktur, güneş simgesinde kadın ve erkeğin ortaklığı korunur.
Kubbeler Ezdalığa götüren yol haritasıdır
Ezdalık ritüellerinin gerçekleştiği kutsal mekanlar kubbelerdir. En eski kubbenin tarihi bilinmez, çünkü fermanlarla birçok kubbenin ya yeri değiştirildi, ya da yok edildi. Kubbelerde kullanılan sembol ya da isimler Ezdalığın yeryüzünde nasıl hayat bulduğunu gösteriyor. İnsanları Ezda inancına götüren yol haritası gibidir.
Ritüellerde kullanılan semboller
Ezda inancının ritüellerinde Tavus Kuşu, Kubbe, Yılan, Akrep, Horoz, Ceylan ve Hırka (Ezidi din alimlerinin omuzlarına geçirdikleri, ketenden yapılan ve ceviz ağacından çıkarılan suyla siyaha boyanan Hurani gibidir) kullanılır. Kubbelerin içinde yerküre şeklini anımsatan taşlar, adına ‘Peri’ dedikleri renkli kumaş ve çıra bulundururlar.
Saflığın rengi beyaz, Ezda inancının da rengidir
Suyun ayna üzerinden duvara ya da toprağa yansımasıyla ortaya çıkan tüm renkler Ezdalıkta kutsaldır ve doğanın renkleri olarak kabul edilir. Renklerin de yaşam ve evren için gerekli olduğuna inanılır. Dolayısıyla Ezdalıkta her bir rengin dünyada yeri vardır. Ama en çok öne çıkardıkları ise beyazdır. Çünkü beyaz, saflığı ve temizliği temsil eder. Bu yüzden Ezda inancına mensup olanlar beyazı kendi renkleri olarak görür.
Êzidî olunmaz Êzidî doğulur
Ezda inancına göre Êzidî olunmaz Êzidî doğulur. Ezda inancına mensup olanlar 7 kutsala inanır ve onun anlamına göre yaşar. Êzidîler arasında kendi inancı dışında bir inanca duygu, his ve beden olarak gitmek, o kişinin Ezdalık inancından çıkarılmasıyla sonuçlanır. Êzidî toplumu bu türden yaklaşımları hiçbir biçimde kabul etmez ve bu anlamda çok sert ve keskin duvarları vardır.
7 olgu üzerinden hayat bulan Ezdalık günümüzde hala varolma mücadelesini sürdürüyor.
