Jiyan ve Tolhildan

- Hêja ZERYA
118 görüntüleme
Yaşam ve öç almanın ne zamandan beri yan yana durduğunu sorgulatan bir isim. Birbirine karşıt iki kavram, iki anlam ne zaman, nerede ve nasıl yan yana geldi? Yaşam öç alma üzerine değil, varlığını sürdürme duygusu, düşüncesi ve eylemi üzerine kurulan toplumsal paylaşım alanıdır.

Yaşam gücü toplum gücü; toplumsal güç ortak yaşam, üretim ve paylaşımdan beslenen karşılıklı bir diyalektik içinde birbirini besleyen özelliğe sahiptir. Özgürlük ahlakı gücünü toplumsallığından, birbirini düşünme, tamamlama ve yaşatma arayışında olmaktan alır, bu arayıştan beslenir. Kapitalist modernite kültürünün pompaladığı ‘toplumsallıktan ne kadar uzaklaşırsan o kadar varoluşunu gerçekleştirirsin’ liberal bireyci özgürlük anlayışının tam tersidir.

Öç almadan yaşayamamak

Demek ki yaşamdan ve toplumsallıktan alabildiğine bir uzaklaştırma ve uzaklaştırılma durumu, yaşama dayatılan derin bir tahribat söz konusu ki, jiyan ve tolhildan diyalektik bir birlikteliğe dönüştü. Öç almadan yaşayamamak, yaşamın tehdit altında olduğunu gösterir. Ölümcül zihniyet kalıpları, dayatmaları ve saldırıları ile tehdit altında yaşayan, cinsiyetçiliğin, dinciliğin, milliyetçiliğin paramparça ettiği hayatlar söz konusu. Kadın kimliğinin parçalanması, yaşamı anlamsızlaştırma, ölüm-hiçlik, bireycilik sınırlarının gerisine çekme operasyonları ile paralel yürütülmektedir. Bu operasyonların merkezine konulmuştur. Cinsiyetçi-sınıfçı kalıplarla emeği çalınan, erkeğin sınırsız hizmetine sunulan, başka bir varlık ve anlam gerekçesi bırakılmayan kadın, dinci dogmalarla evinin, ailenin hizmetlisi, ailecilik-hanedanlık ideolojileri ile erkek çocuk doğurma nesnesine, milliyetçi zihniyetle ‘ulusun anası’na dönüştürülür. Vatan ve ulus için asker, işçi, ille de erkek doğuran bir kuluçka makinesi derekesine indirgenir. Yaşam kaynağı olmaktan çıkarılarak ölüm makinelerinin, devlet, ordu, sermayedar çıkarlarının sözcülüğüne yükseltilir.

Kapitalizmin erkek maskeli kadınları

Günümüzde olduğu gibi NATO, CIA, BM gibi hegemon devletlerin ve sert-yumuşak kurumlaşmalarının, yüzlerinin, hükümet-devlet-sistem temsilciliği payesi verilir. Savaş, işgal, yok etme planları ve bilançoları erkek maskeli kadın eliyle duyurulur ve yürütülür duruma gelir. Hegemonik, küresel bu tür örgütlenmelerin, hükümet ve temsillerinin sözcülerinin, görünen yüzlerinin kimler olduğuna kısa bir araştırma, bir ‘internet gezintisi’ yaptığınızda ne demek istendiği çok hızlı ve rahatlıkla anlaşılabilir. Bu temsil o düzeye vardırılmıştır ki, son dönem yapılan Amerikan filmlerinde dünyanın başına felaket getiren, gezegenimizi yok oluşa götürenin sorumlusu kadın olarak kurgulanır, ama yine de cinsel obje olmaktan kurtulamayan, erkeğin oyuncağı olan kadın… Egemen erkeğin oyununa gelen, ortağı-işbirlikçisi olan, ama hiçbir zaman egemenlik-sömürü üretmeyen ilişki ve mekanizmalara yaklaşamayacak olan, toplumsal kimliğinden arındırılmış olan kadın…

Komutan Jiyan

Jiyan Tolhildan bu oyunları bozan kadınların komutanıdır, öncüsüdür. Erkek egemen sistemin oyunlarını, komplolarını bozandır. Ölme ve öldürme, anlamsızlık-hiçlik-bireycilik dışında yaşamanın ve yaşatmanın özgür yaşam alanlarını yaratma mücadelesinde varoluş, cins ve toplumsal kimliğini tanımlamanın peşindedir. İnsan, toplum, kadın ve yaşam büyük bir tanımsızlığa sürüklenirken, insanı, toplumu, kadını ve yaşamı hakikatiyle buluşturmanın mütevazı emekçisidir. Büyük tanımsızlık, anlamsızlık savaşlarına karşı büyük tanımlama ve anlamlandırma gücünün, savaşının temsilcisi, öncüsüdür. Yaşama dayatılan büyük tehlikenin farkındadır. Yaşamı ‘an’da yaşama -öldürme- liberalizmine karşı, yaşamı ‘an’da yaratma, anlamlandırmanın sosyalist emekçisidir. Köksüzlüğün, kimliksizliğin en büyük düşmanıdır.

Jinan ve Tolhildan kimliği…

Jiyan Tolhildan yaşam avcılarına, kırım-katliam sistemine karşı, toplumsal gücüne kavuşan kadının yaşam ve özgürlük pınarına dönüşeceğinin yüksek bilincine sahiptir. Ataerkil sistemin temelini atan ve en modern biçimiyle küresel kapitalizmin köle kadın-egemen erkek ikileminden kurtulmanın büyük mücadeleleri gerektirdiği, erkek egemen sistemden öç almayan kadının yaşamın temsilcisi olamayacağının bilincindedir. Bu yüzden jiyan ve tolhildan kimliğini kuşanmıştır. Yaşam örücüsü, kurtarıcısı, özgürlük sosyolojisinin mihenk taşlarından biri olarak mücadelesi ve yiğitliği ile tarihe geçmiştir. Bu sisteme kin duymadan, iktidar güçleri tarafından cilalanarak sunulan kölelik biçimlerine, cinsel metalaşmaya, emek-beden sömürüsüne ‘dur’ demeden iyiliğin, doğruluğun ve güzelliğin yaşam bulamayacağının tarihsel ve toplumsal bilgisine, bilincine sahiptir. Jiyan sömürgeciliği ve sömürüyü kadına, halklara, Kürdistan ve Ortadoğu’ya bir kader gibi dayatan küresel savaş güçlerinden öç alan tolhildan kişiliğidir. Ataerkil sistemin ve egemen erkeğin kadından nefret ettiği, intikam aldığı kadar nefret ve intikam duygularıyla doludur. Bu intikamını bütün dünya kadınlarını ve özgürlük arayışçılarını buluşturan bir özgürlük mücadelesine, bir kadın devrimine dönüştürmüştür. Erkek sistemin en büyük korkusu bu intikam gücünedir. Sözde kalmayan, yaşam bulan ve yaşam enerjisini, coşkusunu, sevincini yeniden açığa çıkaran, direnen kadın özgürlük damarı, tarihi ve savaşçılığınadır.

Yaşam kaynağını ‘av’lama!

Ataerkil sistem bekçiliğine soyunan TC ve DAİŞ-KDP, beş bin yıllık kin ve bu kinden kaynağını alan saldırganlığı kuşanarak Kürt halkını ve kadınlarını ‘avlama’ peşine düşmüştür. Ortadoğu’da ve dünyada özgürlük ve yaşamdan yana olan herkes ‘av’ konumundadır. Avcılık kültürü erkeği kurtarmadı, tam tersine devletin kucağına bir ok gibi fırlattı. Şimdi birbirini kanatan bir yara olarak devletli sistem ve egemen erkek kan kaybetmektedir. Bunun bedelini devlete koşmayan, kendi kültürü, emeği, güzelliği, toplumsallığı üzerinde iyi ve doğru yaşamı örmek isteyen herkese ödetmek istemektedir. Kürt kadını ve halkının en ağır bedeli ödüyor olması, tarih boyunca devlet kucağına alışkın olmayan ve hep özgür mekanlarında toplumsallığını yaşama eğiliminde olma gerçeğinden kaynaklıdır. Jiyan Tolhildan bu gerçeğin en yalın, güzel, direniş temsiline hasredilmiş bir yaşam kaynağıdır. Devletli uygarlık sisteminden öç almadıkça varlığının ve özgürlüğünün tehdit altında olduğunun yaşam bilgisine sahiptir. Bu yüzden kadın özgürlüğünde, kadın devriminde ısrar kişiliğidir. Bu devrimi ve kişiliği savunmanın, yüceltmenin ve yücelmenin dışında bir varlık gerekçesi tanımayandır. Köleci yok oluşlara kapıyı kapatan özgür varoluşlara hep-sınırsız akan demokratik uygarlık nehridir.