Kadın tarihine müzikal bir yolculuk: Stranên keziya sor

- Bêrîtan SARYA
38 views
8 Mart 2024’te kadınlar alanlara çıkarak özgürlük iddialarını haykırdı, egemen sisteme meydan okudular. Dünyadaki kadınlara mücadeleleriyle ilham olan Rojava’da ise kadınlar eylemde olmakla yetinmedi, sanat alanında bu direniş gününe anlamlı bir yanıt verdi.

İsmini, 9 Ocak 2013’te Paris’te 2 yoldaşıyla birlikte katledilen PKK ve PAJK kurucularından Sakine Cansız’dan alan, O’na atfedilen ve Kürt kadın direnişini anlatan ‘Stranên Keziya Sor’ müzikal filmi oldukça ses getirdi. Çalışmayı yürüten Hilala Zêrîn Koordinasyon üyesi Siya Dicle ile proje ile vermek istedikleri mesajı, projeye gelen tepkileri konuştuk.

8 Mart’ta kadın devrimiyle tanınan Rojava’da önemli bir çalışmaya imza attınız. Böyle bir proje fikri nasıl doğdu?Rojava’da bir kadın devrimi yaşandı, yaşanıyor. Evet, DAİŞ çetelerine karşı bir savaş verdik ancak sadece DAİŞ değil, TC başta olmak üzere Suriye ve diğer cinsiyetçi, tekçi, sömürgeci ulus devletler ve kapitalist sistemin bütünüyle mücadele halindeyiz. Kadın direnişinin sembolü olan 8 Mart gibi günlere dair bir dönemdir kapsamlı bir çalışma yapmak istedik. Metin üzerinde araştırmalarımız sürerken Delil arkadaş kendi yazdığı metni bize sundu. Kimi değişiklikler, düzeltmeler ardından Hilala Zêrîn olarak çalışmayı başlattık. Kadın tarihini, köklerimizi şimdiye kadar çeşitli çalışmalarla vermeye çalıştık ama müzikal sinema alanında böyle bir deneyimimiz yoktu. Zaman zaman küçümseyen, imkansız gibi yaklaşan, tekrar olacağını söyleyen yaklaşımlara rağmen kadınlar olarak bunu başaracağımıza inandık. Çok az bütçeyle, büyük bir coşkuyla yol aldık.

Proje ‘Malzarok, Jin û Xwêza, Genim, Teşîdizîn, Dest Direjî, Vejîn ve Jin Jiyan Azadî’ olmak üzere yedi bölümden oluşuyor. Kısaca her bölümün teması ve izleyiciye vermek istediğiniz mesajı anlatır mısınız?Her bölüm kadın tarihinde bir aşamayı ifade ediyor. ‘Malzarok’ bölümünü kuantumik ve felsefik olarak ele almaya çalıştık. Rêber Apo, evrenin oluşumu ile bir çocuğun ana rahminde yaşadığı sürecin benzer olduğunu vurguluyor. ‘Jin û Xwêza’ bölümünde kadının üretimi, emeği, yaşamı yaratma heyecanı ve coşkusunu; aynı zamanda kadın etrafında şekillenen klan yaşamını işlemeye çalıştık. ‘Genim’ bölümü ile kadının üretimi ve kadın etrafında şekillenen yaşamın güzelliğini; ‘Teşîdizîn’ bölümünde ise bu emeğe nasıl el konulduğunu anlatmak istedik.
Kadının erkek egemen saldırılara karşı direnişi, ama daha sonra üst üste saldırılarla düşürülüşü, kendi topluluğundan kopartılarak üzerine üşüşülmesi, cinsel obje olarak kullanılmasını bedeni ve ellerinden bağlanmış haliyle sembolize etmeye çalıştık. ‘Dest Direjî’ bölümüyle de kadına yönelik şiddet, tecavüz vs konu edinirken, bunun tüm dünyada kadına yönelik bir savaş ve kırım düzeyinde yürütüldüğüne dikkat çekmeye çalıştık. Bir Amerikalı kadının da, bir Fars kadının da, Kürt veya başka halktan bir kadının da aynı şiddete maruz kaldığını vermeye çalıştık o sahnelerde… Vejîn bölümüne geçiş yapılırken de her açıdan metalaştırılan kadının, çarşaflara sarılan, hicap duyması istenilen kadının geldiği noktayı görüyorsunuz. Yani aslında buraya kadar olan bölüm, “birinci ve ikinci cinsel kırılmayı” anlatıyor. ‘Vejîn’ bölümünde ise, artık mücadeleden, ismini tarihe yazan kadınlardan, tarih boyunca sergilenen direnişten güç alarak arayışa yönelen kadın var. Öfkeyle üzerine giydirilen giysilerden-kalıplardan kurtuluyor ve en son mücadele eden kadına, kadın gerillalara dönüşüyor.
‘Jin, Jiyan, Azadî’ bölümü aslında ‘serkeftin’, özgürlük bölümüdür. O bölümde mümkün oldukça direnen kadınları kıyafetlerle temsil etmeye çalıştık. Ortadoğu’da direnen Kürt, Arap, Acem, Êzidî, Türkmen, Azeri, Koçer kadınlar ama en önde de, bu mücadelenin gelişimini sağlayan PAJK, YJA STAR kadın gerillaları var. Kadın gerillaların öncülüğünde özgür yaşam şekilleniyor. Bunu vermeye çalıştık.

Senaryo nasıl şekillendi. Nasıl bir eleme ayıklama yapmak zorunda kaldınız. ‘Şurası eksik kaldı’ dediğiniz oldu mu? Tepkiler nasıl oldu?
Birden şekillenmedi elbette. Defalarca üzerinden geçildi. Senaryo ve müzik beraber yol aldı. Bu süreçte Şêro Hindê, Mehmûd Berazî ve Rojda Dildara’nın katkıları çok oldu. Elimizde kaba bir taslak vardı. Bazen müziğe göre dansın hareketleri belirlendi, bazen de vermek istediğimiz mesaja göre ritimler… İç içe geçen, son ana kadar görüşlerle değişen yerler oldu. İstenilen mesajı tam olarak veremeyebiliriz kaygısıyla çekimlerini yaptığımız ama projeye koymadığımız kısımlar da oldu. Örneğin küçük yaşta evlilikleri teşhir eden bir bölüm çekildi ancak bu projede işlenmedi. Eksik kalınan yerler çok tabii. Kadın tarihi devasa bir tarih, 20 dakikalık bir müzikalle tam anlatılamaz. Tepkiler genelde olumluydu, elbette eleştiriler vardı; bunlar bize güç veriyor. Bu eleştirilerle ileride yapacağımız projelerde dikkat etmemiz gereken noktaları daha fazla görüyoruz. DAİŞ zihniyetiyle kendini donatan Hudaparlılar vb kesimler de projemize saldırdı. Bu durum bizi mutlu ediyor, çünkü onların zihniyetlerine dokunduk ve bu köhnemiş zihniyetlere daha da dokunacağız.

Bin yılların sömürüsü ve buna paralel yürüyen kadın direnişini müzikalle anlatmanın, buna sığdırabilmenin zorlukları nelerdi? Neden böyle bir türü tercih ettiniz?
Elbette elimizde yazılı bir materyal olsaydı senaryo da, sözler de şekillenirdi. Filmi çekilmeyen, kitabı yazılamayan bir müzikal yapmak zor. Hep “Nasıl ele alınacak, tepkiler ne olacak, kadınlar kendini içinde görecek mi?” kaygısını yaşıyorduk. Ancak işimizi kolaylaştıran, güç kaynağımız olan Rêber Apo’nun savunmaları oldu. Dansın Avrupa çıkışlı olduğunu vurgulayarak eleştirenler oldu. Bu görüşün yanlış olduğunu düşüyorum. Dans doğal toplumda ritüellerle şekillenen ve zamanla gelişim kaydeden, ardı sıra folklore dönüşen bir şey. Dans, Hilala Zêrîn’de yapılan ilk dini ritüellerdir. Dolayısıyla orjini Avrupa değil tam tersine bu topraklardır, bu toprakların figürleriydi müzikalde öne çıkan.

Rojava, Kuzey Doğu Suriye kadın devriminin her alanda geliştiği sisteme kavuştuğu bir yer olarak, kültür sanat alanında kadınların yerini, üretkenliğini nasıl değerlendiriyorsunuz?
Hemen her gün sivil yerleşim alanlarına, hastanelere kadar TC devletinin başta olmak üzere saldırılar var. Bu da çalışmalarımızı etkiliyor elbette. Elimizde tüm saldırılara rağmen muazzam imkanlar var. Ve buna denk bir üretim içinde olmak durumundayız. Çünkü devrimimiz tüm dünya kadınlarına ilham oluyor. Sanatsal üretimimizle de kadınlara ışık olmalıyız. Ancak Rojava devrimi yeni bir devrim. Gelişim sancıları var. Çalışmalarımızın yüzde 90’ını genç kadınlarla ve yeni yeni gelişme kat eden ekiple yürütüyoruz. Bu proje onlar açısından da büyük moral oldu.

Önümüzdeki dönemde buna benzer projeleriniz olacak mı?
Müzikal filmin galasındayken, bu çalışmada emek harcayanlar yanımıza gelerek bir dahaki çalışmanın ne zaman olacağını sordular. Tartışmalarımız devam ediyor, şimdiden bir şey söyleyemem ama bu ekibi daha güçlendirmek için çabalıyoruz. Sinejin Rojava adıyla kadın sinema ekibimizi oluşturduk.  Aynı zamanda özgün ses stüdyo ekibimizi büyütüyoruz. Durmak yok yola devam…

Detay gibi görünebilir ama kostümler de dikkat çekici…
Evet kostüm süreci sancılı bir süreçti. Özelde tecavüz ve ana rahmi kostümlerine dönük epey tartışma yürüttük. Mümkün oldukça tüm kadınları kapsayan bir yelpazeyi esas almaya çalıştık. Kadın yaratımlarının çalınması sahnesinde giyilen kıyafetler birbirine eklenerek bir araya getirilen kıyafetlerdir. Etek farklı, üst farklı, danteller farklı, saça takılan kepler ve keplere asılan renkler hepsi farklı coğrafyaların temsilini oluşturmak üzere biraraya getirildi.

Projenin yedi ay gibi bir süreyi aldığını biliyoruz. 200 kişilik bir oyuncu kadrosu var. Yüzlerinde sanki o tarihin içindeler ve o anları yeniden yaşıyorlar gibi bir his okunuyor. Müzikalin oyuncular açısından nasıl bir anlamı oldu?
Aslında oyuncu kadrosu 200 değil, 500’ü aşkındı. Sadece son çekimde 220 civarı bir oyuncu kadrosu vardı. Son çekimde ekibi, çalışanlar vs. neredeyse 350 kişi oradaydı. Başta oyuncuları bulmakta zorlandık. Aylarca aralıksız prova yapmak zorunda kalmaları zorladı ancak zamanla yapılmak istenen çalışmanın içeriği anlaşılınca ve yoğun bir ilgilenme ile bu zorluklar aşıldı hatta ‘ben de yer almak istiyorum’ dayatmasında bulunanlar oldu. Oyunculara başta bölümle verilmek istenen mesaj anlatılıyordu. Biz kadınlar tarihimizi hala yaşıyoruz ve öfkelerimiz de, sevinçlerimiz de hala diri. Eğer bunu hissederse gerisi zaten geliyor.