Kürdistan’da kadınların mücadelesi ivme kazandırdı

- Yurdusev ÖZSÖKMENLER
51 görüntüleme
Bu yıl da 8 Mart Kadınlar Günü’nü, dünyanın pek çok yerinde çatışmaların sürdüğü, derinleşen ekonomik krizin faturasının emekçilere ve en çok da kadınların sırtına yıkılmaya çalışıldığı, erkek egemen zihniyetin, cinsiyetçiliğin, milliyetçiliğin ve kadına yönelik şiddetin arttığı bir dönemde kutluyoruz. Kadınların bu mücadele ve dayanışma gününe doğru giderken nereden geldik ve nereye gidiyoruz diye kısa bir bakmak iyi olacaktır.

Adına ister Dünya Kadınlar Günü isterse Dünya Emekçi Kadınlar Günü diyelim en başta bugünün, esas olarak emekçi kadınların mücadelesinden kaynaklandığını unutmamak gerekir. 1900’lü yılların başında Amerika’da 19 saat son derece kötü koşullar altında çalışan Amerikalı kadın işçiler, iş saatlerinin düşürülmesi ve eşit işe eşit ücret talepleriyle pek çok kez greve gittiler. Bu grevler sırasında yüzlerce kadın işçi polisin saldırıları ve işçilerin  kilitlenmesi sonucu çıkan yangınlarda yaşamını yitirdi. Uzun süre devam eden bu grevlerin yıl dönümü olan 28 Şubat 1909’da, Amerika’da ilk kez Ulusal Kadınlar Günü olarak kutlandı.

Sosyalist Kadınlar Konferansı’nda önerildi

Dünya Kadınlar Günü’nün uluslararası bir gün olarak kutlanmasını öneren ise Clara Zetkin’dir. 1910’da Kopenhag’da gerçekleştirilen İkinci Enternasyonal’e bağlı Sosyalist Kadınlar Konferansı’nda Clara Zetkin’nin kadınlar için bir mücadele günü belirlenmesi önerisi kabul edildi. Kadınların seçme ve seçilme hakkını alması, kadın-erkek eşitliğinin sağlanması ve emperyalist savaşa karşı mücadele, bütün dünya kadınlarının ortak mücadele ilkelerinin başında yer almaktaydı. Uluslararası anlamda ilk kadınlar günü 19 Mart 1911’de düzenlendi. Avusturya, Danimarka, Almanya ve İsviçre’de on binlerce kadın eşitlik talebiyle sokağa çıktı ve protesto eylemleri gerçekleştirdi. 8 Mart tarihi ise Rusya’da kadın işçilerin mücadelelerine dayanıyor. Rusların o dönem kullandığı Jülyen takvimi ile 23 Şubat, bugün bizim kullandığımız miladi takvimle 8 Mart’ta, Petrograd şehrinde 90 bin kadın işçi, fabrikalardan çıkarak ekmek ve barış talebiyle eylemlere başladı. Kadınlar, Çar polisinin saldırılarına barikatlar kurarak ve direnişi genişleterek cevap verdiler. Kadın işçilerin grevine ekmek kuyruklarında bekleyen kadınlar ve diğer işçiler de katıldı. Askerler, Çar’ın emrine rağmen halka ateş açmayı reddedip göstericilerin saflarına katıldılar. 4 gün sonra ise, Rusya’da Şubat devrimi gerçekleşti ve Çar tahttan çekilmek zorunda kaldı.

Onlarca isim devrimsel adımlar atılmasına yol açtı

Dünya Kadınlar Günü etkinlikleri, farklı ülkelerde iki dünya savaşının yol açtığı kesintiler hariç devam etti. Birleşmiş Milletler Genel Kurulu, 16 Aralık 1977 tarihinde 8 Mart’ın Dünya Kadınlar Günü olarak anılmasını ve kutlanmasını kabul etti. Dünyanın pek çok ülkesinde eşitliği sağlamak ve kadına yönelik şiddeti engellemek için kadınların mücadelesi sonucunda kabul edilen haklar ve gerçekleşen kazanımlar ülkelerin yasalarına girdi ve uluslararası belgelerde de yer aldı. Kürdistan’da kadınların bütün alanlardaki mücadelesi de hem genel olarak Kürt özgürlük mücadelesine hem de kadınların özgürlük mücadelesine büyük bir ivme kazandırdı. Zekiye’nin, Rahşan’ın, Sema’nın, Beritan’nın, Zilan’ın, Binewş Agal’in, Sakine’nin, Arin Mirkan’ın, Nusaybin ve Cizre’de serhildanların en önünde yürüyen kadınların, bugün hala cezaevlerinde direnen kadın politikacıların, adını buradan sayamayacağımız kadar çok kadının mücadelesi Kürt kadınlarının dünyaya örnek olan devrimsel adımlar atmalarına yol açtı. Ancak 2020 yılında ortaya çıkan Kovid-19 pandemisi sürecinde eve kapanma ve ekonomik kriz, hem kadın yoksulluğunu hem de kadına yönelik aile içi şiddeti dünya çapında arttırdı.  Bütün kriz dönemlerinde olduğu gibi bu kez de ilk işini kaybeden kadınlar oldu. Evde, okula gidemeyen çocuklar, bakıma muhtaç olan yaşlılar gibi yoğunluklu olarak kadınlar tarafından üstlenilen karşılıksız bakım hizmetlerinin yükü de bir anda arttı.

Cinsiyet eşitsizliğine karşı eşbaşkanlık sistemi

Kovid 19 pandemisi, yasalarda var olan eşitliğin hayatın kendisinde de eşitlik anlamına gelmediğini; kadınların mücadeleye devam etmemesi durumunda hayattaki eşitsizliğin ve kadına yönelik şiddetin her zaman artabileceği tehlikesini bir kez daha gözler önüne serdi. Tam da bu noktada ‘cinsiyet eşitsizliğine ve şiddette karşı kalıcı kazanımlar için neler yapılmalı’ sorusu bir kez daha gündeme geldi. Uzun mücadeleler sonucu olarak ortaya çıkan kadın kazanımlarını kalıcılaştırmak için erkek egemen toplumsal yapının ortaya çıkardığı bütün sonuçları (güce, erke, hegemonyaya, zora, baskıya ve tekçiliğe dayanan tüm yapıları) dönüştürecek mekanizmalara duyulan ihtiyaç her zamankinden daha fazla ortaya çıktı. Türkiye ve Kürdistan’da uygulanan eşbaşkanlık sistemi bu ihtiyaca verilen en önemli cevaplardan biridir. Çünkü eşbaşkanlık, varolan toplumsal cinsiyet eşitsizliğine dayanan iş bölümünü red eder ve hayatın bütün alanlarında cinsiyetçiliğe son vermeyi esas alan bir sistemdir. Kadınların yaşamın bütün alanlarında politika üretme ve uygulama süreçlerine eşit katılımın yolunu açar. Sadece yönetimde bir kadın ve erkeğin yer aldığı vitrine yönelik şekilsel bir değişiklik değildir. Eşitliği, paylaşımı, çoğulculuğu ve ademi merkeziyetçi yatay örgütlenmeyi amaçlayan bir sistemdir.

Çok önemli devrimsel bir aşama

Bu açıdan eşbaşkanlık sistemi, sadece iktidarcı erkek egemen uygulamalarla mücadele etmez, iktidarı dağıtma ve sönümlendirmek için hayata geçirilmiş bir uygulamadır. Çünkü kadınla erkeğin iktidarı paylaşmasını değil, bu iktidar zihniyetini yıkmayı amaçlar. İktidar, erkek egemenliğinin süregeldiği bugünkü toplumlarda her zaman ve her durumda güce, hegemonyaya, zora, baskıya, tekçiliğe ve merkeziyetçiliğe dayanır. Bu, Türkiye’de olduğu gibi bazı toplumlarda otokratik diktatörlükler biçiminde, bazılarında ise daha demokratik biçimlerde olabilir ama özü pek değişmez. Eşbaşkanlığı siyasal bir ilke olarak kabul edip yerel yönetimlerde, belediyelerde, sivil toplum örgütlerinde, sendikalarda ve meclislerde uygulamak; yasal ve meşru bir hak olarak hayata geçirilmesini sağlamak çok önemli devrimsel bir aşama ve kadınlar için büyük bir kazanımdır. Ancak nasıl ki yasalardaki eşitlik henüz gerçek hayattaki eşitliği sağlamaya yetmiyorsa ilkesel olarak eşbaşkanlığı uygulamak da sistemi tam olarak hayata geçirebildiğimiz anlamına gelmiyor. Özellikle de bugün ülkede tek adam diktatörlüğünün bilinçli olarak kışkırttığı cinsiyetçilik, militarizm ve milliyetçilik ile dünyada yükselen kadına yönelik şiddet ve toplumsal cinsiyet eşitsizliği biz kadınları bu konuda daha dikkatli olmak zorunda bırakıyor.

Birbirinin önünü açan kadın yoldaşlığı

Bulunduğumuz her alanda ve meclislerde eşbaşkanlık sistemini gerçek anlamına uygun biçimde hayata geçirebiliyor muyuz? Eşitlik politikalarını tam olarak uygulayabiliyor muyuz? Kadın meclislerimiz bu politikaların uygulanmasına güçlü bir destek verecek düzeyde mi? Eşbaşkanlık uygulamaları sırasında hangi sorunlar ortaya çıkıyor ve bunları doğru yöntemlerle çözebiliyor muyuz? Birbirini destekleyen, önünü açan kadın yoldaşlığını tam olarak yaşayabiliyor muyuz? Binlerce yıldır devam eden erkek egemen sistemin kadın ve erkek kişiliklerinde yarattığı tahribatları, çarpık şekillenmeleri aşmak; eşit yaşamın öznesi olacak özgür kadın ve erkek kimliğini yaratmak için gerekli çabayı gösterebiliyor muyuz? Bunları sorgulayarak ve eksiklerimizi tamamlayarak yol almak hayati önemdedir. Çünkü biz kadınlara yoksulluk, yoksunluk, şiddet, gözyaşı ve hatta ölümden başka bir şey getirmeyen bu düzeni değiştirmek ve dönüştürmek, yeni bir dünya yaratmak biz kadınların elindedir. 8 Mart’ı yaratan kadınların mücadelesi bize bu gün de yol göstermektedir.