Nagihan Zilan’la anlamlaşan jineolojî

- Hêja ZERYA
146 views
Sıcak anıları ve etkileri sürerken Nagihanlaşanları, Zilanlaşanları yazmak çok zordur. Seni de böyle gelgitli duygu ve düşünceler içinde yüreğimiz sıkışırken yazmanın, paylaşmanın bir yolunu bulma arayışındayım, arayışındayız. Bu zorluğu aşmamıza yardımcı olan yine sensin… Öyle hızla bütün sınırları aşarak tüm dünyayla kucaklaştın ki, dilimizi çözen, duygu ve düşüncemizin akışına yardımcı olan yine senin akışkan enerjin oluyor… Yaşamaya ve yaşatmaya, sevmeye ve sevilmeye, aydınlanmaya ve aydınlatmaya devam ediyorsun…

İkinci gün taziye çadırının yanında otururken ‘gör beni’ dercesine parıldayan, tozun ve betona çakılı zeminden fırlayarak öne çıkan kahverengi çizgilerle bezenmiş yeşil küçük bir taş olarak geldin yanıma. Taşlarla olan bağımı ve yüklediğim anlamı biliyorsun ve senin taşlara yüklediğin anlamı tarihin iz sürücüsü merakından biliyorum. Taşların dili olsaydı derler ya, dilleri var aslında, ama anlam derinliği ile bakmasını bilenlere… Önce çok heyecanlandım, ancak daha sonra toparlanma ve derinlikli bakma fırsatım olduğunda büyük bir ağırlık çöktü üstüme. Huzur ve huzursuzluk, ölüm ve yaşam, neşe, sevgi ve korku arasında gittim geldim. Üçgene benzeyen taşın aşağı ve sol ucu kırık ya da yarım; yarım kalan ve tüm yapmak istediklerinle seni, tarihini anlatıyor; yine anlamakta, tamamlamakta, ortaklaşarak hızla yol almakta, tedbir almakta geç kalan biz geride kalanları anlatıyor. Ön yüzünde tanrıçaları, Lilith’i andıran dirençli, güçlü, donanımlı ve her tür saldırıyı karşılamaya hazır, yakın direniş tarihimizin Zarifesi’ni de çağrıştıran kadın silüetleri var. Arka yüzünde ise kollarını özgür kırlara, topraklara, gökyüzüne açmış çocukluk zamanlarının coşkusu ve heyecanıyla eteğini rüzgara savurarak salınan saf, temiz, zeki, duygu ve enerji yüklü harika bir kız çocuğu var. Tersinden bakıldığında ise sevgi, güzellik, umut, özlem ve yaşam dolu çocuğun üzerine çullanmış kalın bıyıklı, korku salan, soğuk, katilleri andıran, biri kravatlı üç korkunç, ürkütücü yüz var.

Jineolojîyi tanımlayan bilge kadın onuruna eriştin

Taşların dili, tarihin dili ve senin peşinden koştuğun anlam ve yaşam dili, bilimi arasında bir bağ kurdum. Bu kadar gerçekçi olmak zorunda mı diye isyan etti beynim ve yüreğimin bir yanı, diğer yanı ise takıldı özgür ruhlu çocuğun özgürlük oyunlarının ve koşusunun peşine. Sende korkular büyük, sende hissiyat derin, sende düşünce tarih-şimdi diyalektiğinin deryasına akan sel gibiydi. Bu bir anlam deryasına, yaşam enerjisine, direniş gücüne dönüşen evrensel enerjinin tüm engelleri aşan, an’da oluşan, xwebûn’laşarak özgürleşen ve özgürleştiren sezgi-duygu-akıl-düşünce seliydi. Hep önü erken alınacak bir sel gibi her yere ve zamana ulaşma, yaşama telaşıyla doluydun. Sen hep böyle oluş halinde, sezgili, duyarlı; kadının duygu, düşünce ve bedeninin hapsedildiği, kıyımdan ve kırımdan geçirildiği kafesleri, kalıpları, dogmaları, sınırları, engelleri aşan coşkun bir sel gibiydin. Bu oluş biçimi seni hep ilklere, başlangıca, öze ve özgürlük zamanlarına, diyarlarına ve gerçekleşme anlarına çekerdi. Bu yüzden jineolojî sana sen jineolojîye en çok yakışan, bütünleşen oldunuz. Jineolojîyi tanımlayan bilge kadın onuruna eriştin. Êzidî kadınların elbiselerinin beyazındaki anlam, kutsallık, yürekleri üzerinde taşıdıkları sırlı bilgi ile büyülendin. Hala İştar’ın izini taşıyan Efrîn’i adım adım keşfederken kendini keşfettin ve bir kadın kenti olarak tanımladın. Şimdi küresel hegemon güçler ve işbirlikçisi TC’nin yerle bir ettiği, işgal ettiği, insanını, taşını, ağacını, toprağını, zeytin ağaçlarını incittiği, katlettiği bir yere dönüştü. Bugün taş üstünde taş bırakılmayan Eyn Darê-İştar Tapınağı önündeki İştar’ın ayak izleri üzerine ayaklarınla hassasiyetle bastığında hem karartılan hem aydınlanan kadın tarihini aynı anda hissettin. Dağlara, taşlara, sulara, toprağa sevdalı beynin ve yüreğin yaşam kuran, toplumsallığın özgür oluşlara tüm kapıları aralayan bilgisi ve sezgiselliği ile buluşma özlemi ve arayışı ile tutuşan bir meşale gibi yolunu, yolumuzu aydınlattın. Devlete ve iktidara bulaşmamış sezgi yüklü kadın aklıyla örülen bilgi ve yaşam özünü açığa çıkarmanın aşk işçiliğine koyuldun… Jineolojînin özgür kadın kişiliğini-kimliğini-dünyasını, kadın devrimini, demokratik moderniteyi besleyen bilim olma gücünü, özelliğini geliştirdin, yeniden yeniden keşfettin ve yeni keşiflere koyuldun…

Sevgi paradigmasına aşkla bağlandın

Kurnaz, komplocu, katliamdan beslenen devlet ve erkek aklının kurguladığı korku paradigmasına karşı anlamlı yaşamın büyük eylemin sahibi kadınların ördüğü sevgi paradigmasına aşkla bağlandın. “Hakikat aşktır, aşk özgür yaşamdır” diyen Önder Apo’nun aşk sentezine yürekten katıldın. Sevgi, aşk, hakikat paradigmasının jineolojîk eylemcisi oldun. Beynini, yüreğini ve bedenini Sara, Beritan, Zilan ve Sema çizgisinde 8 Martlar’dan 21 Martlar’a ulaşan, meşaleleşen köprülere dönüştürerek aydınlattın. Kendini aydınlatan insan tüm insanlığı aydınlatır, kendini sadeleştiren insan tüm insanlığı, duygu ve düşünce dünyalarını sadeleştirir ve yaşanır kılar. Sen bize bu sadeliği ve bu mütevazılıkla örülen yaşam gücünü, enerjisini akıttın, tadını tattırdın. Anlamı ve tadı kalmayan yaşama ve dünyaya tat ve anlam katmanın zorlu yolunu aydınlattın ve anlamlandırdın.

Bizi arkaik bilginin ve sözün büyülü gücüyle buluşturdun

Korku ve sevgi paradigmasını yaratanlar büyük bir hesaplaşma içinde ve bu hesaplaşma giderek derinleşiyor. Bir yanında yıkım, kıyım, ölüm, silah, savaş, işgal, ruhsuz mekanik-teknik, kölelik, sömürü kusan, beyin, yürek ve bedenlere kıyan, kurutan erkeklik paradigması, diğer yanında ise yaşam, güzellik, sevgi, paylaşım, emek ve özgürlük değerleri ile coşkulu, moralli, sezgili-sevgili yürek ve beyinlerle yükselen, direnen kadın-toplum paradigması var. Senin her tartışmada her eğitimde ısrarla jineolojînin demokratik modernitenin bilimi olduğunu vurgulaman bu paradigmalar savaşını derinden hissetmen, bilmenden kaynaklıydı. Çözüm ve anlam gücü ile donanmış bilgi ve eylemin yaşam gücü ve enerjisini açığa çıkaracağına olan sınırsız inancın ve kararlılığın kadının özgür düşünme, yaşama arayışına katkı sunan evrensel bir güce, enerjiye, bilgi ve bilmeye dönüştü. Derin hissiyatınla inandığın evrensel enerjinin gücüne katılarak tüm dünya kadınlarını bu enerjinin etki alanına çeken ve “Jin Jiyan Azadî” sihirli formülü etrafında kenetleyen yaşam ve anlam paradigmasına dönüştün. Bilimsel, felsefik, etik ve estetikten beslenen bilginin aydınlatıcı ve yaşatıcı gücünü açığa çıkardın. Bizi arkaik, eski ama eskimeyen ilksel bilginin, sesin, sözün büyülü gücüyle buluşturdun. Hatırlıyorum yine Êzidî kadınların yüreği üzerinde taşınan sırlı bilginin peşine düştüğün jineolojîk kazıda büyük bir coşku, anlam ve aydınlanma ile büyülü bir söz, tanım yakalayarak yanımıza dönmüştün. Êzidî bir kadının “Siz bilmiyorsunuz, peşine düştüğünüz siyaset kelimesinin asıl kökü ‘siyasîtî’den geliyor. Eski zamanlarda kadınlar büyük bir ağacın altında oturup toplumsal sorunları tartışıp çözer, yaşamlarını örgütlerdi” cümlesini aktarmıştın. Çok bilgece ve köklü bir bilgiye dayandığını düşünmüştün. Kadın eylemine ve diline dayanan bir tanımlama senin o kadar ilgini çekmiş ve büyülemişti ki, büyülü bir aydınlanma ile tarihi ve bugünü buluşturmuş tarihsel bilginin, kadın ve toplum hafızasının gücünü bir kez daha keşfetmiştin. Bizler ise biraz da pozitivist bilimciliğin etkisini de taşıyan bir tepki ile olguya, araştırmaya, farklı tez ve tespitlerle temellendirmeden bu tür bilgileri paylaşmamaya işaret eden tarafta durmuştuk.

‘Sezgisel bilgi, ilk ve yanılmayan yaşam bilgisidir’

Hayat ağacının kutsallığını biliyorduk, ama daha sonraki tarih, kadın ve toplum bilgisine ulaşmaya dair araştırma, okuma ve sohbetlerimizde farklı halkların tarihleri, kültürleri ve dillerinde ağaç kesmenin lanetlendiğini, kadınla özdeşleştirildiğini gördük. Hindistan’da yetişen, dallarını yere salarak tekrar köklenen ve geniş yaşam alanları yaratarak uzayan banyan ağacı gibi ağaçların altında toplulukların yaşadığı, bu ağaçların ve kadınların sohbetlerinin şifası ile toplumsal sorunların çözüldüğü ve yaşam örgütlenmelerine gidildiği bilgilerine ulaştık. Kürt, Çeçen, Arap, Hint, Kafkas ve birçok halk, coğrafya mitolojisi ve bugüne taşınan bilgi paylaşımlarında bu hafızanın canlı olduğunu ve korunduğunu gördük. Yaşamın çözüm ve özgürlük dili olan siyasetin kadın beyni, yüreği ve emeği ile şekillendiğini daha derinden hissettik. Önder Apo sezgisel bilginin ilk ve yanılmayan yaşam bilgisi olduğunu söyler. Senin sezgi ve algıyı duygu ve akılla sentezleme gücün bu tespitin ne kadar önemli ve hakikate ulaştıran olduğunu gösteren sayısız örnekle dolu mücadelen, bilgiye ulaşma yöntemin jineolojînin yol göstericisidir. Sonsuz seçenek içinde bağlantılar kuran, birini diğerinin önüne geçirmeden bu evrensel bağlantının sınırsız enerji ve gücünden yararlanabilme yeteneği başka bir bakışı, bilmeyi, hissetmeyi gerektiriyor. Bu toplumsal zekanın esnek gücünden yararlanabilme becerisi, yol ve yöntemine ulaşmakla, öz kaynakla sentezlenen beyin ve yürekle olabilir ancak. Sen bunu başardın ve bize de başarma tecrübesini, yol ve yöntemini keşfetmeye koyulmanın aşk emekçisi olma yolunu aydınlattın.

Jineolojîk yol göstericimiz olacak

Bir taşa, bir kadına, bir coğrafyaya, ağaca, suya, karıncaya, kültüre, topluma, tarihe ve doğaya özgürlük yüklü gözle bakışın, evrimsel ve evrensel diyalektikle örülü bağını keşfetmenin gücünü yaşamsallaştırdın. An sosyolojisi, an’da oluşma, özgürlük sosyolojisi, xwebûn, özgür eş yaşam, devrim anının tüm yaşam anlarına nüfuz etmesi ve bu anlarda örülmesi, kadın devrimi, tarihi, doğal toplum ve kadın kültürü ile özdeşleşme biçimin bu diyalektiğin yaşam ve oluşum diliydi. Demokratik uygarlık ve moderniteye, kadın uygarlık çağına iradeli, inançlı ve özgür zihniyetli, duygulu, coşkulu katılımın bu diyalektiğin yaratıcı gücüne işaret ediyor. Bu olumlu diyalektiği anlama, anlamlandırma, kadın ve halkların özgür zihniyet ve yaşam oluşumlarının kaynağına dönüştürme sorumluluğumuz var. Jineolojînin ve Jineolojî Akademisi’nin temelleri sağlam atılmış, binlerce yıllık kadın bilgisi, kültürü, binlerce yıllık ataerkil uygarlık ve moderniteleri karşısındaki direniş ve son elli yıllık Kürdistan özgürlük mücadelemiz kadar köklü, yaşamsal ve özgürleştirici. Seninle beraber kök bilinci ve öze dönüş arayışı Rojava devrimi ile birlikte gelişen, ama bu bağlantıları kurdukça, algıladıkça genç yaşına rağmen jineolojî çalışmalarına katılan, aydınlanan, yüzlerce kadını ve erkeği hakikat bilimi, sevgi ve aşk paradigması ile aydınlatmaya koyulan ilk şehidimiz Malda Kuse’yi düşündüm. Senin köylün ve bizi örgütleyen, ilk öğretmenimizdi dediğin ve hiçbir egemenlik, iktidar hırsı taşımayan, demokratik ekolojik kadın özgürlükçü paradigmaya yürekten bağlı, beyni ve yüreğini aydınlatmanın derin yoğunlaşmaları içinde olan, kadınla yoldaş, doğal toplum erkeği Alişer Konya’yı hatırladım. Jineolojînin çağları aydınlatacağına; kadın çağlarına, paradigması ve aydınlanmasına, özgür toplumsallığın gelişimine katkısının büyük olacağına sonsuz inanan Delal Nurhaqlar’ı, Leyla Agirîler’i ve bu uğurda yola çıkanları ve yolumuzu aydınlatan nice starları hatırladım. İlk kez kadın biliminden bahseden Şilan Kobanê’nin mağrur, direngen, kök kültüründen beslenen bilgeliğini düşündüm. Bizi xwebûn gücü ve yaratıcılığına yönelten sırlı ve kutsal bilginin peşinden yılmadan, usanmadan, engel tanımadan, yaşamı pahasına yola düşmeyi öğreten sana ve sizlere bağlılığımızı yineliyoruz. Kadın Kurtuluş İdeolojisi ile derinleşmeye, jineolojî ile tekil ve evrensel aydınlanmaya, özümüzle buluşturan yaşam ve anlam bilgisine ulaşmaya, özgür toplumsallığın kaynağına dönüştürmeye devam edeceğiz. Nagihan Zilan’lar sevgi ve anlam paradigmamız, jineolojîk yol göstericimiz olacak…