Devrimin fitili ateşlenmiştir

- Ronahi SERHAD
245 views

Yazıma, 4 Ekim’de faşist Türk devleti tarafından katledilen Nagihan Akarsel arkadaş, faşizme karşı  özgürlüğü fedai çizgisinde savunan Sara Tolhildan ile Rûken Zelal ve yine Bêrîvan Zîlan ile Delal Nurhak yoldaşlar şahsında Ortadoğu devrim halkasına bir yenisini ekleyerek özgürlük uğruna şehit düşen Rojhilatlı-İranlı her bir canı saygı ve minnetle anarak başlamak istiyorum. Yine bu yazı vesilesiyle özgürlük gerillalarını ve direnen tüm kadınları selamlıyorum.

Tarihsel nitelikte gelişmelerin yaşandığı bu süreçte Rêber Apo’nun geliştirdiği Jin Jiyan Azadî formülünün yanı sıra, kadın ve yaşama dair birçok öngörü ve fikrinin ne denli hayat bulduğuna tanıklık ediyoruz. Rojhilatê Kurdistan ve İran’da kadın serhildanlarıyla baş gösteren ve giderek toplumsal bir ayağa kalkışa neden olan direnişten tutalım, Nagihan Akarsel arkadaşımızın vahşice bedenine sıkılan 11 kurşuna, gerillaya yönelik devasa askeri saldırılara, Ortadoğu, dünyanın içinde olduğu siyasi, askeri, ekonomik krizlerle bağlantılı görmek gerekir. Kürdistan özelinde Ortadoğu merkezli yürütülen 3. Dünya savaşı kapitalist modernite sisteminin kendini yeniden yapılandırma savaşıdır. Yeniden dizayn etmede cinsiyetçiliği, milliyetçiliği ve dinciliği de kullanarak, ekonomik ambargo dahil savaşla yürüttükleri sömürü politikası ideolojik çizgileriyle açıklanabilir. Kapitalist modernite güçlerinin ve Kürdistan’daki egemen ulus-devletlerin aldığı her kararın, tutumun, ilişki ve ittifakın, taktik hamlelerin hepsi bu çizgiye dayanır. Sistemin ruhu erkek egemenlikli olup neoliberal politikaların da geçersizleşmesiyle 3. Dünya Savaşı olarak aktifleşmiştir. Kürt kadınlarının özgürlük mücadelesi Ortadoğu’yu demokratikleşmeye ittiğinden ve gelişme trendini yakaladığından hem güncel durum hem de ideolojik çizgimizin dayandığı paradigma itibarıyla karşı saldırıların merkezindedir. ABD, İsrail ve yine AB gibi güçler ile Ortadoğu’daki statükocu devletlerin birbiriyle karşıtlaşma ya da birbirini uzlaşıya çekme politikaları hep Kürt sorunu üzerinden belirlenmekte. Nitekim 9 Ekim Uluslararası Komplo’sunun bu kadar çok tarafının olması bu gerçekle izah edilebilir. Rêber Apo’nun çizgisinin yol açtığı gelişmeler, Ortadoğu ve dünya denklemini o denli etkilemektedir ki, bundan dolayı öncelikli müdahale Rêber Apo’ya yapıldı. Hala da İmralı tecrit sisteminin sıkı sıkıya yürütülerek müdahalenin devam ettirilmesi ve Rêber Apo’nun “yok” hükmünde tutulması bununla ilgilidir. Bu oldukça tehlikeli bir stratejidir. Kadını devrimle buluşturan, her şart altında kadın özgürlüğünü savunan Rêber Apo’dan, kapitalist modernite sistemi intikam almaktadır. Avrupa devletleri ve başta CPT olmak üzere ilgili tüm kurumları İmralı tecrit sisteminden sorumludur. Faşist Türk devleti, bu zemine dayanarak İmralı sistemini yürütüyor. Rêber Apo, tüm iç hukuk ve uluslararası hukuk çiğnenerek İmralı tabutluk sisteminde tutulmakta. Bu ciddi ve tehlikeli bir durumdur. Tam 20 aydır Rêber Apo’dan hiçbir bilgi ve haber alınamıyor. Bu, sırf AKP’nin kadın ve Kürt düşmanlığı ile izah edilemez. Faşist AKP-MHP iktidarı uluslararası devletler, bölge güçleri ve işbirlikçi KDP çizgisine dayanmakta. Rêber Apo’nun elli yılda adeta toprağı tırnağıyla kazarcasına yarattığı değerler tek tek ortadan kaldırılmak, 50 yıllık özgürlük tarihi silinmek istenmekte.

İmralı sistemini parçalamak Jin Jiyan Azadî’yi yaşamsallaştırmaktır

Komplocu güçler, komployu yeni bir aşamaya vardırmak, Rêber Apo’yu mutlak sessizliğe mahkum etmek istiyor. Rêber Apo’suz bir duruma alıştırılmak isteniyoruz. Son derece tehlikeli olan bu kirli konsepte bir de Kürtler adına sahte lider oluşturma arayışları da sürmekte. Kendi Kürdünü yaratmak isteyenler KDP’ye bel bağlamış. Çünkü ihanette hiçbir sınır tanımayan KDP’nin eli özgürlük gerillasının kanına bulaşmıştır. KDP ile bu denli haşır-neşir oluşları bundandır. Kürt özgürlük gerillasına karşı ortak imha saldırılarını planlayıp uyguluyorlar. Türk özel savaş ekibi, daha öncesinde de sahte liderler yaratmayı denedi ama  tutmadı. Yine bazı zayıf duruşlar üzerinden hayale kapılarak özgürlük hareketimiz içersinde bölünme yaratmaya çalıştı, bu da tutmadı. Tümü PKK’nin eleştiri-özeleştiri mücadele çizgisinde tarihi insanlık sınavından geçemedi, elendi. Yeniden bu hayale kapıldıkları görülüyor. Bu, dünyayı kendi aklından ibaret görmekten başka bir şey değildir. Bu konsept sadece faşist AKP-MHP’nin planından ibaret değil, işin içinde NATO ve AB gibi mekanizmalar da bulunmakta. Özgürlük gerillasına karşı yürütülen askeri saldırılar NATO, İmralı Tecrit Sistemi ise ABD ve AB destekli yürütülmekte. Bu politika Kürdistan’ın her yerine bomba olarak yağmakta, sokak ortası infazlar ile zuhur bulmakta, cezaevlerinde ölüm tabutlarına dönüşmekte! Rêber Apo’suz Kürt siyaseti uygulamak, 50 yıllık Kürdistan Özgürlük Mücadelesini tarihten silip kazanımları, mücadele mirasını hanesine geçirmektir. Buna kilitlendikleri açık. Sonuç almak için ise, kimyasal silah kullanmaya kadar her türlü ‘suç’ fiili uygulanmakta. Askeri savaşın yanı sıra, özel savaş bombardımanı iç içe yürütülmekte. Tek bir elden yazılmış haber metinleri, hakimiyetleri altındaki tüm medya kuruluşlarına servis edilerek gerçekler çarpıtılıp karartılmakta. Şovenizm, ırkçılık, cinsiyetçilik, dincilikle işgal ve sömürü propagandası gece gündüz yapılarak Türkiye toplumu nefessiz bırakılmakta. Toplumsal hafıza ve mücadele değeri adına ne varsa hepsi ortadan kaldırılmak, tepkisiz bir toplum yaratılmak istenmekte. AKP-MHP faşizminin birincil saldırı odağında kadın mücadelesi de yer alıyor. Erkek egemen sistem olarak Türkiye rejiminde tüm baskı, zor ve savaşa rağmen özgürlük mücadelesinin sesi, eylemi, ruhu olan kadın mücadelesi geriletilemedi. Bunu başaramamanın hıncı ve kini ile saldırıyorlar. Kadınlara yönelik şiddete, salt baskı ve engelleme, tutuklama olarak bakılamaz. İçte ve dışta yürütülen savaşın kendisi en örgütlü şiddettir. Kürdistan’da yürütülen düşük yoğunluklu savaş, yerini topyekün savaşa bırakmıştır. AKP’nin Çöktürme Planı bunun ilanıydı. Topyekun savaş, en kirli tezgahlanmış saldırılarla, özel savaş dili ve araçlarıyla yürütülüyor. Ama direnen kadınlar, Kürt halkı, demokrasi güçleri şehadetlerden korkmuyor, her şehidini büyük bir mücadele kararlılığına dönüştürerek cevap veriyor. İmralı kapıları açılıncaya kadar daha radikal eylemlerin yapılması şarttır. Kürdistan’ın tüm şehirlerinde ve yurt dışındaki tüm kadınlar, Kürdistan gençliğiyle birlikte ayağa kalkarak 25. yılına varan İmralı sistemini parçalamalıdır.

Kadınları savunma ve özgürleştirme savaşı

Sadece küresel güçler ve dünya ulus-devletleri dünyanın gidişatını belirlemiyor. Artık belirleyen taraf olan üçüncü çizgi kadın direnişiyle vücut bularak yükseliyor. Kadın özgürlük sorunu etrafında kadın mücadelesiyle birleşen halk hareketlerinin, Kürt sorunu ve Ortadoğu’nun demokratikleşmesi ve kapitalizm karşıtlığında birleşen sistem karşıtı toplumsal güçlerin ortak mücadelesi belirleyici roldedir. Sistem karşıtı tüm dinamiklere 3. çizgi olarak mücadele yolunu gösterdiğinden dolayı Önderliğimize öfkeleri büyüktür. Rêber Apo’nun kadın kurtuluş ideolojisini ve kadın özgürlükçü demokratik, ekolojik paradigmasını tehlikeli gördüklerinden elbirliğiyle İmralı tabutluk sisteminde tutulmasında ısrar ediyorlar. Kapitalist sistem güçleri, kadın ve toplum kırımı stratejisinin sonuç alması için Kadın Hareketimize ve Kürt Özgürlük Hareketimize askeri imha ve tasfiyeyi şiddetle dayatmakta. Tüm kadınların ve Kürtlerin varlığı tehlike altında, Ortadoğu’nun demokratik geleceği de risk altındadır. Kürdistan’a askeri, siyasi olarak daha yoğun yerleşmeye çalışmaları, cinsiyetçilik, milliyetçilik ve dincilikle örgütlenmiş faşizmi Türkiye’de kalıcılaştırmaya çalışmaları bununla ilgilidir. Ortadoğu’nun en dinamik, örgütlü gücü Kürdistan Kadın Hareketi ve PKK Hareketi’dir. Özgürlük gerillası bu anlamda tüm kadınların, halklarımızın özgür demokratik yaşam hakkı adına direndiği için imha edilmek isteniyor. YJA Star-HPG saflarında savaşan özgürlük gerillaları insanlık onurunu koruyor ve tarihin en amansız savaşını yürütüyor. Kürt, Türkiye ve dünya kadın hareketlerinin ve yine halkların diktatör Erdoğan iktidarını yıkması odaklı mücadele etmesi en başat görevdir. Çünkü Erdoğan iktidarı bütün kadınlar ve dünya için tehlikedir. Kadın düşmanlığı AKP’nin zihniyetidir, ruhudur, politikasının mayasıdır. 21. yüzyılda kadınsız ve Kürtsüz bir Ortadoğu’nun şekillenmesi için her şey yapılmakta. İşte, YJA Star-HPG gerillalarının bugün Kürdistan dağlarında faşist diktatör rejimle tarihin en çetin saldırılarına karşı direnişi kadınları savunma ve özgürleştirme savaşıdır. Bu savaş aynı zamanda tüm kadınların savaşıdır da. Sadece gerilla ile faşist Türk rejimi arasındaki bir savaş değildir. Salt askeri bir savaş olarak algılamak büyük yanılgı olur. Ataerkilliğe, sömürgeciliğe, faşizme, kapitalizm vahşetine karşı kadınların, halkların haklarını savunma savaşıdır. Toprağı, doğayı korumanın savaşıdır. Bu savaş, insanlığın temel değerlerini savunma savaşıdır. Dünya demokratik insanlığının, kadınların, gençlerin tüm sistem karşıtı hareketlerin, tüm toplumsal kesimlerin, özgür yaşam için rol oynayan tüm aktörlerin özgürlük gerillasının direnişiyle bütünleşmesi sosyalist, demokratik, özgürlükçü, anti-kapitalist duruşun ve tutumun gereğidir. Özgürlük gerillasını sahiplenmek sistem karşıtı bütün toplumsal güçlerin görevidir. Çünkü gerilla meydanlarda, sokaklarda yükselen özgürlük çığlığının ve direnişinin en örgütlü yapısı ve iradesidir. Kadınların, halkın öz savunma gücüdür. Bu gücü imha edip ezdikten sonra toplumu rahatlıkla teslim almayı hedefliyorlar. Zor, baskı ve şiddet politikalarının yanı sıra silahlı saldırıyı günlük olarak uygulayan faşizm karşısında silahlı direniş hayati önemdedir. Ortadoğu’da savaş sadece siyasi baskı ve ekonomik ambargoyla yürütülmüyor. Bu yüzyılda askeri şiddet temel politika olarak uygulandığından her ulus-devlet daha fazla silahlanıyor, her sorunu silahın zoruyla bastırmaya, kazanmaya çalışıyor. Bu durumda kadınların, gençlerin mücadele çizgisinin yolu, gerilla etrafında kenetlenerek toplumsal eylemleri yükseltmekten, yönünü özgürlük dağlarına vermekten, bulunduğu yerde bu refleks ve duyarlılıkla faşizme karşı tavır koymaktan geçer. Elbette faşizme karşı savaşmak sadece gerillanın görevi değildir. Gerillayla güçlü birleşmiş bir toplumsal duruş gereklidir. Kadınlar, toplum her yerde faşizme karşı öz savunmasını etkili yöntemlerle geliştirmelidir. Zaten faşist AKP-MHP iktidarı tüm demokratik siyasetin önünü kapatmış, demokratik mücadeleye zemin bırakmamıştır. Demokratik mücadelede ısrar etmek kadar kadınların ve gençlerin farklı eylemlerle faşizmi darbelemeleri de elzemdir. Faşist Türk devletinin tetikçileri Nagihan Akarsel’i, Şükrü Serhad arkadaşı, Mehmet Zeki Çelebi’yi ve birçok  devrimci, yurtseverleri katlederken herhangi bir çekince taşımamıştır. Çünkü onları yargıya taşıyacak, hesap soracak küresel bir yargı mekanizması ile politikasının  olmadığını biliyorlar. Bu katliamları işlerken güç aldıkları ve dayandıkları şey de budur. En temel kriter olarak yaşam hakkının ihlalinden tutalım da temel hak ve özgürlüklerin katliamla ortadan kaldırılması sıradanlaştırılmakta. Nagihan Akarsel yoldaşımızın katledilmesinde bir kez daha görüldüğü gibi Türk devleti mücadeleci kadınlara, Kürt halkına karşı katliam dışında başka bir seçenek tanımıyor. İmralı Tecrit Sistemi hukuk tanımayan özel uygulamayla tesis ediliyorsa, tüm siyasi çevrelerin siyasi mücadelelerine de hukuksuz yaklaşmak, terörize etmek elbette ki bu politikanın bir parçasıdır. AKP’nin izlediği politikalarla peyder pey tüm muhalifler ve toplum tecrit altına alınmış durumda. Sanatçısından siyasetçisine, gazetecisinden işçisine kadar AKP iktidarına karşı ses çıkaran herkes hedeftedir.  Herkes buna feryat figan ediyor. Çözümün tek yolu faşist AKP-MHP iktidarını hep birlikte devirmekten geçmektedir.  Bunun yolu ise İmralı kapılarını kırmaktan ve kesintisiz mücadeleyi başarıya ulaştırmaktan geçmekte. Rêber Apo, tecridi tanımlarken tüm toplumun tecrit altında olduğuna işaret ederek Kürt halkına ‘varlığını koruma ve özgürlüğünü savunma’ çağrısı yaptı. Şimdi, bu çağrının örgütlülüğe dönüştürülmesi zamanındayız.

Kadın hareketleri iktidar yapılarıyla hesaplaşmakta

Kadınların çeşitli yol ve yöntemlerle sistematik bir biçimde siyasi, toplumsal, askeri nedenlerle katledilmesi ideolojiktir. İktidarlar tarafından işlenen kadın cinayetlerinin mahiyeti bellidir. Cinsiyetçiliğe, milliyetçiliğe karşı mücadelede iktidarların aşılmasını, yıkılmasını sağlamak temel mücadele hedefidir. Mücadeleci kadınların yaşamına kast eden iktidarların yanı sıra toplumda erkeklerin işlediği kadın cinayetleri de tekil ele alınamaz. Mevcut sistemin yaratımıdır. Yaşanan kadın kırımıdır, kadın soykırımıdır. Dünya genelinde günlük yaşanan kadın katliamlarının verileri toparlanırsa, ürkütücü bir sonuç açığa çıkacaktır. Nitekim birçok ülkede günlük olarak öldürülen kadınların sayısı en az 3 ile 5 arasında değişmekte. Bunun normalleşmemesi için reddimizi bir kez daha 25 Kasım’da daha güçlü yapmalıyız. Biliyoruz ki, erkek egemen iktidarların hükmünde yaşam, dehşet düzeyindedir. Şiddet ile yaşama alıştırma politikası bilinçli üretilip örgütlendirilmekte. Sistemin kendisi şiddet üreterek yaşamı şiddet sarmalına çevirmiş. 25 Kasım’ın tüm kadın hareketleri ve örgütlerince eylemlerle karşılanması, devlet, erkek şiddetinin protesto edilmesi bununla ilgilidir. 3. Dünya Savaşı’nın yaşandığı Kürdistan, Ortadoğu ve dünyadaki tabloya, kadınlar açısından bakıldığında savaş dehşet düzeyinde yürürken ataerkil sisteme karşıtlık büyümektedir. Bir taraftan erkeksilik şişirilirken, öte yandan toplumsal dejenerasyon teşvik edilmekte. 3. Dünya Savaşı gerçeğinde iktidarlar, sarsılan otoritelerini yeniden tahkim etme amaçlı kadınların başkaldırısını ezmeyi bir savaş stratejisi olarak yürütmekte. İktidarların otoritelerini kökten sarsan temel güç kadınlardır, kadın özgürlük mücadelesi etrafında büyüyen toplumsal hareketlerdir. Ataerkil zihniyet ve kültürle mücadele eden kadın hareketleri günümüzde daha radikal bir karakterde sistem ve sistemin bekçileri olan iktidar yapılarıyla hesaplaşma içindedir. Tıpkı Rojava’da, Rojhilatê Kurdistan-İran’da, Bakurê Kurdistan, Şengal ve Başûr’da ve dünyanın başka yerlerinde ayağa kalkmış kadınların isyanında gördüğümüz üzere mücadele gerçek rotasına kavuşmuştur. Yani toplum kadın özgürlüğü temelinde ayağa kalktığında gerçek değişim ve devrim ortaya çıkar. 3. Dünya Savaşı’nın çoklu argümanı, aracı, taktiği ifade edildi, ediliyor. Küresel savaş, medeniyetler savaşı, yeniden paylaşım ve yeni dünya düzeni kurma savaşı, vekalet savaşı denildi, deniliyor. Rêber Apo bu tanımları reddetmemekle birlikte eksik bularak ‘paradigmalar savaşı’ olarak tanımladı. Kadın lehine olabilecek yeni bir yüzyılı inşanın mücadelesi olarak tanımlayarak 21. Yüzyılın kadın yüzyılı olabileceğinin paradigmasını oluşturdu. Kadınlar bu savaşta salt hedef ve kurban değildir. Diğer dünya savaşlarından farkı; kadınlar bu yüzyılda örgütlü ve program sahibidir. 3. Dünya Savaşı görünürde her ne kadar uluslararası güçlerin, ulus-devletlerin birbirine karşı yürüttükleri çıkar savaşı olsa da daha özelde kendisini günlük mücadele ile ören kadın devrimine yöneltilmiş bir savaştır. Yine Kürtlerin bu yüzyılda statü kazanmasının önünü alma savaşıdır.  3. Dünya Savaşı’nın gerçek tanımını Rêber Apo yaptı. Çöken, iflas eden erkek egemen paradigmaya karşı kadın özgürlüğü odaklı demokratik, ekolojik paradigmanın hayat bulması, toplumsallaşması sistem güçlerini korkutuyor. Çözümsüzlüğe karşı demokratik ulus anlayışıyla çok uluslu ortak vatanda demokratik yaşamın mümkün olduğu Kürdistan’nın Rojava sahasında görünür kılındı. Erkeğin damgasını taşıyan ulus-devlet iktidar rejimleri yerine demokratik konfederalizm rejimi tezi geliştirildi. Kürdistan Kadın Hareketi olarak, 3. Dünya Savaşı’na kadın zihninden bakarak mücadele startı verdik. Kadın sorunu çelişkilerin ilki, ana halkası, toplumsal sorunların birikimi ve toplamı olarak toplumların patlama noktasını bağrında taşır. Bu nedenle kadın serhildanları, artık tüm toplumu harekete geçirecek bir kapasite ve alan kazanmıştır. Rojhilatê Kurdistan ve İran’da yaşanan bunun göstergesidir. Beş bin yıllık erkek egemen zihniyet, kültür ve yapılarıyla sürdürülemez duruma geldiğinden devrimci durum aralığı oluşmuştur. Tarihsel devrim aralığında devrimin öznesi olan kadınlar ve kadınların harekete geçirdiği ezilen diğer toplumsal kesimler, ezilen sınıflar, halklar, inançlar, ötekileştirilmiş kimlikler, adalet, özgürlük, demokrasi yoksunu tüm kesimler temel aktördür. Yani sistem karşıtı güçleri en geniş paydada buluşturan, bütünleştiren, birleştiren nirengi noktası kadın özgürlüğü ve kadınlar olduğundan devrimci kuvvet olarak açığa çıkmıştır. Bu nedenle kapitalist sistemin iktidarları kadın mücadelesinin ezilmesi, tasfiye edilmesi ya da eklemlenmesi için arayış içersinde.  Kadınlar, sistemin içinden çekilirse sistemden geriye boş bir kabuk kalır. Kadının durumu olumlu-olumsuz her şeyi belirleyen asal güçtür. Ataerkil sistem sahipleri bu gerçeği çok iyi bildiğinden her zaman kadınlar öncelikli hedefleridir. Sistem karşıtı güçlerin başını çeken ve yeni bir dünya sistemi öngören kadınlar ve toplumsal hareketlere karşı savaş açmaları anlaşılırdır. Kadın mücadelelerini ezerlerse toplumsal mücadelenin öncüsüz ve dayanaksız kalacağını öngörüyorlar. Sistem, modernitesini kadın üzerinden oturtarak topluma yedirmiş, benimsetmeye çalışmıştır.  Kapitalist sistemin acenteleri olan ulus-devlet iktidarlarıyla kadın arasındaki çelişki uzlaşmaz çelişkidir. Egemenlik ve kölelik uzlaştırılamaz. Ya egemenlik vardır ya özgürlük. Hem egemen olma hem özgür ve demokratik yaklaşım bir arada yürütülemez.

Ataerkil kadın kalıpları tek tek yıkılıyor

Uzun bir mücadele mirası geçmişine sahip sayısız kadın örgütlenmeleri dünyanın her yerinde var. Bu örgütlenmeler önemli başarılar sağlamakta. Esas üzerinde durmamız gereken konu, eğer kadına yönelik şiddet hem sistemsel hem de savaş biçiminde yürüyorsa bunun karşısında öz savunma örgütlenmesini daha fazla konuşmaktır. Tepeden tırnağa kadar cinsel objeye dönüştürülen, metalaştırılan kadının, tüm varlığıyla özgürlüğün sembolü haline gelmesi, toplumun hep bir ağızdan Jin Jiyan Azadî sloganı haykırması sadece bir slogan olmayıp zihniyet devrimini ifade etmekte. Erkek egemen sisteme köklü bir darbedir. Cinsel kırılmaya uğrayarak hiçleştirilen, ev kölesi olarak karılaştırılan, kapitalizmin meta kraliçesi olan kadın, özgürlüğün kraliçesi olarak toplumsal devrimleri örüyor, tetikliyor, büyütüyor ve gerçekleştiriyor. Kadın cinsinin yükselişi toplumun arzuladığı yaşamın değeridir. Yıkılan erkeklik, yükselen kadınlık kimliği toplumsal özgür yaşamın kimliğidir. Demokrasi ve özgürlük projelerinin kadın özgürlüğü dışında kurgulanamayacağı bir kez daha ortaya çıkmıştır. Rêber Apo’nun, ideolojik olarak ‘erkeğin öldürülmesi’nden başlayarak kadın özgürlüğü kuramını geliştirmesi sosyalizm bilimine köklü bir değer katmıştır. Toplumsal devrimi Jin Jiyan Azadî olarak şekillendiren yeni bir dünya kadın devrimler tarihine tanıklık ediyoruz. Bu tarihin yapıcısı Rêber Apo’dur. Kadınlar zamanın ruhunu yaşıyor. Zaman özgürlük zamanıdır. Rojhilatê Kurdistan ve İran’ın genelinde 90’dan fazla yerde yaşanan isyan, geriye dönülemez tarihi yeni bir dönemi başlatmıştır. Artık devrimin fitili ateşlenmiştir. Devrimsel sürecin ilk günleri, ayları oldukça kritiktir. Gerçekte direniş halkların ve kadınların öncülüğünde, gençliğin katılımıyla radikal bir tutumla sürdürülmektedir. Protestoyu çoktan aşmış yeni bir karakterle karşı karşıyayız. Kadın sorunu, toplumsal sorunların temelini oluşturup kapsadığından tüm toplumun katılımını sağlamış, toplumsal patlamaya yol açmıştır. Devrimci dalga dipten harekete geçmiştir. En dipteki cins, sınıf, ulus olarak kadınların başkaldırması, sistemi sarsmıştır. Yaşanan devrimdir. Ancak devrimsel gelişimin kökleşmesi için ayağa kalkan herkesin, bulunduğu yerde inisiyatif kurarak direniş komitelerini, komünlerini örgütlemeli. İsyan bu kadar büyükse, bu kadar cesur ve radikalse; bu, kadınlar geri dönülemez bir yola baş koydukları içindir. Ya demokratik değişim ya devrimle iktidarı devirme yoluna girmedir. Artık kadınlar boyun eğmeyecektir! Tüm toplum, kadınlar öncülüğünde ve Jin Jiyan Azadî sloganıyla ayaktadır. Kürdistan ve dünyayı ayağa kaldırmayı başarmıştır. Şimdiden, ‘sonuç ne olursa olsun kadınlar kazanmıştır’, denilebilir. Kadınlar, kadın özgürlüğünü gerçekleştirme hedefiyle toplumu ayağa kaldırmayı başarmıştır. Başaran Rojhilatlı-İranlı kadınları selamlıyoruz. Bu, tüm kadınların devrimidir. Rojhilatê Kurdistan-İran’da yaşanan devrimsel süreçte öne çıkan temel fark, ilk kez toplumsal ayaklanma kadın özgürlük talebiyle başlamış, Jin Jiyan Azadî sloganıyla harekete geçmiştir. Tepeden tırnağa devrimin sembolleri kadınla özdeşleşmiştir. Kadın renginde, kadın dilinde, kadın ruhuyla, kadın sözüyle bezenmiştir. Kadın sembolleri kadın özgürlük lehine anlam ve değer kazanarak özgürlük sembolü oldu. Saçları, özgürlük bayrağı olarak tüm Kürdistan’da, dünyada dalgalanıyor. Başörtüsü, ateşe atılarak özgürlük ruhunu şahlandıran bir tılsım olurken eve kapatılan kadın figürü yıkılıyor. Beraberinde klasik erkeklik de yıkılıyor. Toplumda nesneye dönüştürülen, sessiz köle muamelesi gören, fuhuşa sürüklenen, siyasi kimliği nedeniyle işkence gören, zindanlarda çürütülen, Şirin Elemhuli gibi idam edilerek öldürülen kadınlar, bugün sistemden hesap soruyor. Kadınlar ve gençler değişimi devrimde görüyor. Artık İran’da demokratik değişimin ve özgürlüğün zamanıdır. Kadınlar toplumla birleşerek yeni özgür ahlakı temsil ediyor. Hiçbir demokrasi ve özgürlük çalışması, çabası kadınsız düşünülemez. Yüzyılımızda kadın özgürlük sorunu, tüm sorunların çözümünü belirleyen stratejik ve güncel aktif belirleyici devrimci rol ve misyondadır. Rojhilatê Kurdistan ve İran’da başgösteren özgürlük isyanı böyle bir mirasa ve deneyime dayanır. Jin Jiyan Azadî sloganının, Apo’cu çizgide büyüyen özgürlük mücadelesinin tarihiyle bağı vardır. Bundan kopuk, kendiliğinden bir günde gelişen sürpriz bir slogan değildir. Ellinci yılına varan ve Ortadoğululaşan, dünyaya malolan Kürdistan Kadın Özgürlük Hareketimiz, elbette Rojhilat ve İran’ı da yakından etkilemiştir. Öz savunmaya dayalı toplumsal faaliyet yürüten, siyasi kimliğini KJAR olarak örgütlemiş olan Rojhilatê Kurdistan ve İranlı kadın hareketinin hatırı sayılır bir geçmişi olduğunu unutmamamız lazım. Kadınlar bedel ödedi, can verdi, zindanlara girdi, idam edildi! Bu devrim eseri, Rojhilatê Kurdistanlı halkımızın öz evlatlarının emeğidir. Bu, mücadeleye cesaret ederek öncülük eden Şirin Elemhuli, Zilan Pepule, Zeynep Celaliyan ve daha nice Doğu Kürdistanlı kadınların eseridir.  Kadınlar, geleceğini bugünden belirliyor. Hem de öylesine sıradan faaliyetlerle değil. Kadın sorunu, projelendirilerek, sistemiçi hak talepleriyle çözülemeyecek kadar ağırdır, derindir. Kadın sorununun gerçek çözümü kadın devrimiyle mümkündür. Diktatörleri ve faşizmi yıkmak, kadın siyasal mücadelesinin önceliği haline gelmiştir. Erkek şiddetini, cinsiyetçiliği ayakta tutan diktatör, faşist rejimlerdir, devlet şiddetidir. Diktatör Erdoğan’a karşı tüm gücümüzle mücadeleyi yükseltmemiz ve Rojhilatê Kurdistan-İran devrimini beslememiz hayati önemdedir. Jin Jiyan Azadî sloganıyla özgürlük manifestosunu en özlü ifade eden Rêber Apo’nun 27 Kasım’ını kutlarım. Bir kadın partisi olan PKK’nin kuruluşu kadınlara, gençlere ve halklarımıza kutlu olsun!

—————————————–

Rüzgâra savrulan saçlarım umudun,
haykırışım ışığın olsun,
cansız bedenim anayurdun,
kızıl kanım direnişin andı olsun
Jînim, jiyanim, azadî me.
Yeniden tövbe et, af dile
tüm kutsallardan.
Hakikatın bilgeliğine var
Var ki, unutmayasın
nefesim, nefesin
bedenim, yaşamın
aklım, duygum, ellerim
adalet, güzellik, iyilik oldu
Günaha girme, yık erkek aklını
ben hakikatim,
ben kadınım, ben yaratanım
ben erdemin, onurun kendisiyim
barış ve sevgiyim
Kıyım, yıkım, imhada
Beritan’m, Viyan Soran’ım,
Şîrîn Elemholi’yim, Arîn Mirkan’ım, Cîlan Berces’im,
Afganım, Belucum, Arabım, Kürdüm,
Farsım, Süryaniyim, Ermeniyim
Kürdistanlı’yım, Ortadoğulu’yum, dünyalı’yım
her halktanım, halkım
kadınım, yaşamım, özgürlüğüm