Özgürlük yeşermesidir: üçüncü doğuş

- Rûşen Samsat
43 views
4 Nisan Rêber Apo’nun doğum günüdür. Tam da görülmemiş  bir vahşetle  toplumsuz, kendi toplumsallığından koparılmış ve tek kişilik mutlak sessizlik ve mutlak tecrit altına alınmış ölümden beter yaşam koşullarında Rêber Apo’nun doğum günü, milyonların yeni-özgür yaşam umudunun ve iradesinin zirveye taşındığı bir gün haline geldi. Rêber Apo’nun doğumunun yeni doğuşlara dönüşümü, günümüz dünyasının en derin ve çarpıcı devrimidir.

Önderlik birinci doğuşunu; anadan komünal-köy toplumuna doğma ve giderek devletli topluma doğru bir dönüşüm olarak tanımlamakta. İkinci doğuşu ise, Kürdistan Özgürlük Hareketi’nin kuruluş sürecine denk gelen ve içerisinde yoğun toplumsal-uygarlıksal çelişki ve çatışmanın barındığı süreç olarak ortaya koymakta.

Çelişkilerin toplumsallaşması

Bu sürecin temel özelliği bir yandan devlet odaklı zihniyet, duygu ve bilinç ile henüz yitirilmemiş komünal demokratik duruş özelliklerinin yoğun çelişkilerinin yaşandığı bir süreç olmasıdır. Rêber Apo bu sürecin her anını, bütün boğuşmalarını, çelişkilerini ve sonuçlarını paylaşarak toplumsallaştırmış, özellikle kişilik çözümlemelerinde bütün militan yapısına ve Kürt toplumuna mal etmiştir.

İkinci doğuşla özgür yaşam arayışı

Önderliğimizin ikinci doğuşu Kürt yurtseverliğinin ve ulusal kurtuluş mücadelesinin yükselişe geçtiği bir dönemdir. Özgür yaşam arayışının tohumlarının atıldığı, kadın özgürlük iradesinin ve mücadelesinin hızla kendisini içerisinde bulduğu, ona sımsıkı sarıldığı ve yüceldiği bu dönem, Kürdistan gerçekliğinin ve Kürt varlığının dünya halklar sahnesinde kendisini hissettirdiği Kürt tarihinin en büyük isyan sürecidir. Buraya kadar herhangi bir devrimci-sosyalist ulusal kurtuluş hareketi ve önderliğinden ayırt edici çarpıcı farklılaşma belirgin değildir; 20. yüzyıl devrimler çağının ve geleneğinin bir devamı niteliğindedir, hatta son halkalarındandır.

Kadın ideolojisiyle devletçi paradigmadan kopuş

Giderek merkezi sınıflı uygarlık sisteminin devletçi-iktidarcı paradigmasından kopuşu mümkün kılan, daha bilinçli-ısrarlı bir şekilde ve artan düzeyde demokratik-komünal değerlerin, toplumsal-tarih bilincinin ve kadın ile özgür-eşit yaşam arayışının mücadelenin merkezine doğru kaymasıdır. Bunda Rêber Apo’nun çocukluğundan beri yaşadığı kadınla özgür yaşam arayış ve çelişkileri belirleyicidir. Bunun giderek mücadele içerisinde somutluk kazanması, Kürt Özgürlük Hareketi’nde çok köklü değişimlerin kaldıracı haline getirmiştir.  Özellikle 1986’dan itibaren Rêber Apo’nun kadın-aile çözümlemeleri, 1993’te kadın ordulaşması, 1995’te Kürdistan Özgür Kadınlar Birliği-YAJK’ın kuruluşuna ve 1998’de ‘Kadın Kurtuluş İdeolojisi’nin ilan edilmesine giden süreç, bir anlamda merkezi devletçi paradigmadan köklü kopuşun mayalandığı bir süreç olmuştur.

Devasa bir mücadele çarkı ve dinamiği

Bu sürecin kadın özgürlük cephesinde ortaya çıkardığı sonuçlar oldukça çarpıcıdır. Her şeyden önce kendisini önderlik eksenli bir ideolojik bilinç-eylem ve mücadele çizgisi olarak var eden ve her türlü erkek egemenlikli devletçi-iktidarcı çizgiye karşı konumlanan bir kadın özgürlük gerçekliğini açığa çıkardı. Zilan çizgisi, esasta bu erkek egemenlikli iktidarcı çizgiye karşı, kadının Önderlik merkezli özgür yaşam ve özgür toplum çizgisinde fedai duruşu, yaşam felsefesi ve eylemi olmaktadır. Zilan çizgisi, Kürt Özgürlük Hareketi’nde 5000 yıllık erkek egemenlikli-iktidarcı zihniyet ve ideolojiyi özgür kadın ekseninde cinsel kırılmaya uğratmıştır. Rêber Apo, merkezi uygarlığın erkek egemenlikli zihniyetine karşı mücadeleyi kadın gerçekliğinde ve kadın özgürlüğünde derinleştirerek, onun eksenine oturtarak bunun ideolojik-felsefik temellerini atmıştır. Böylesine derinlikli ve devasa bir mücadele çarkı ve dinamiği hiçbir devrimci harekette bulunmamaktadır. Zilanlar-Saralar-Semalar ve binlerce şehit şahsında bu dinamiğin açığa çıkardığı kadın öncülüğü ve mücadelesi, Rêber Apo’nun üçüncü doğuşunun bilinç odağı ve hakikat arayışının kilometre taşları olmaktadır.

Komplo ebelik rolü oynadı

15 Şubat uluslararası komplosu ile, her şeyden önce Rêber Apo’nun kadın özgürlük çizgisi ve özgür toplum arayışında giderek güçlenen alternatif sistem arayışlarının önü kesilmeye çalışıldı. Rêber Apo komployu esasta devletçi ve iktidarcı zihniyet kalıntılarına vurulmuş ölümcül darbe olarak değerlendirmekte; komplonun özünde devletçi-iktidarcı bütün zihniyet kalıplarını yıkarak, onları kırdığını ve üçüncü doğuşu için adeta ebelik rolünü oynadığını belirtmektedir.
Üçüncü doğuş bu bağlamda tamamen paradigmasal bir doğuştur. Rêber Apo savunmalarında bunu şu sözlerle ifade etmektedir: “Belirgin niteliği, genelde devlet odaklı, özelde kapitalist modern yaşamdan kopuşla başlamasıdır… Hastalıklı toplumdan sağlıklı topluma, sıkboğaz, obez, çevreden kopmuş, bir nevi kanserleşme olan aşırı şehirleşmiş toplumdan ekolojik topluma, tepeden tırnağa otoriter ve totaliter devletli toplumdan komünal demokratik ve özgür eşit topluma doğru bir yöneliş söz konusudur.”

Kadını bu denli merkeze alan başka bir devrim hareketi yok

Demokratik-ekolojik ve kadın özgürlükçü paradigma Rêber Apo’nun savunmalarında ortaya koyduğu zihniyet devriminin ideolojik ve felsefik ifadesidir. Genelde merkezi uygarlığın toplumsallığı öğüten ve özelde ulus-devlet şahsında her türlü milliyetçi-dinci-bilimci faşist ideolojilerle kültürel soykırıma dayanan, toplumları kimliksizleştirme, tarihsizleştirme; örgütsüz-bilinçsiz ve hafızasız yığınlar yaratmayı hedefleyen zihniyet kalıpları kapsamlı bir şekilde çözümlenmiştir. En önemlisi, merkezi devletçi-iktidarcı ve erkek egemenlikli uygarlığın kadın kırımı ile doğa ve toplum kırımı arasındaki bağları ve bunların birbirini koşullayan, birbiriyle at başı giden süreçlerin sistematiğini ortaya koymuştur. Burada bir yandan devletçi-iktidarcı sistemin sürdürülebilirliği için, diğer yandan ve ondan daha fazla özgürlükçü-toplumcu alternatif sistem çıkışları için kadının konumu başat rol oynamaktadır. Rêber Apo her türlü özgür toplum ve yaşam arayışlarının merkezine, özgür kadın kimliğini oturtmaktadır. Kadını bu kadar demokratik devrimin merkezine alan, özgürlük çizgisinin temel ölçütü haline getiren, bu temelde iradeleştiren ve öz örgütlülüğüne ulaştıran ve mücadeleyle bütünleştiren başka bir devrim hareketi yoktur. Kadının buna yönelmesinin, gönül bağından öte derin tarihsel-kültürel ve toplumsal nedenlerini görmek oldukça önemli olmaktadır.

Üçüncü doğuş kadın özgürlüğüne dayanıyor

Rêber Apo’nun üçüncü doğuşu bu anlamda kadınlar için özgür bilincin, özgür iradenin ve özgürlük duygularının yeşerdiği topraklar gibidir. Nasıl ki, merkezi devletçi uygarlık kendisini kadın köleliği üzerinde erkek egemenlikli bir ideolojik zemin üzerinde var edip yükseltmişse, Rêber Apo üçüncü doğuşuyla birlikte ekolojik-demokratik toplum sisteminin ifadesi olan demokratik ulus sistemini kadın özgürlüğüne dayandırmaktadır. Kapitalist moderniteyi en zayıf ve merkezi noktadan sarsmaktadır. Bu anlamda Rêber Apo’nun İmralı koşullarında mutlak tecrit altına alınmasının nedenlerini kavramak ve bunu kırmak başta kadınların kendini var etme ve özgürleştirme görevi olmaktadır.

Çölleşmiş zihniyet kalıpları kırıldı

Nihayetinde Rêber Apo’yu ve paradigmasını hızla evrenselleştiren ve dünyaya yayan, onun insanlık bilincinde yeni ufuklar açması, yeni şeyler söylemesi, yeni şeyleri göstermesidir. Çölleşmiş, kategorikleşmeden öteye geçmeyen dogma devrim kalıpları ile sistem içileşmiş, erkek egemenlikli zihniyet formlarından muzdarip, devrim adına iktidarcı-devletçi zihniyet ve yapılara koşan, tekrar tekrar egemenlik üreten zihniyet ve anlayışları kırmasıdır. Rêber Apo paradigmasının en çok kadınlarda karşılık bulması, paradigmanın bütün özü ile en fazla kadın mücadelesinde yansımasını bulması bu nedenledir. Nerede soykırıma uğramış halklar varsa, yok olmakla yüz yüze getirilmiş kültürel-etnik yapılardan kadınlar, bütün renkliliği ile, varlığı ile hızla bu paradigmaya sarılmakta, heyecan ve canlılık kazanmakta. Rêber Apo’nun üçüncü doğuşu bu anlamda yaşatan ve özgürleştiren bir evrensel ruhu açığa çıkarmaktadır. Yok sayılan, kimliksizleştirilen, unutturulan ve görmezden gelinen her ne varsa -ki en başta da kadınlar, doğa ve ezilen halklar- bu paradigma ile yeniden umut ve varlık kazanmaktadır. Ve en fazla ve en hızlı bir şekilde kadınlar bu ruhla bütünleşmektedir. Çünkü üçüncü doğuş en çok kadını özgür yaşam ve toplum ile buluşturmaktadır.