Non Una Di Meno: Eksilmeyeceğiz, çoğalacağız

- Aylin Acar
164 views
Arjantin’de 2015 yılında 14 yaşında hamile bir kız çocuğunun öldürülmesi ardından patlak veren toplumsal öfke, kadına yönelik şiddeti görünür kılmada bir dönüm noktası oldu. Kadın gazetecilerden oluşan bir grubun “#NiUnaMenos-Bir kişi daha eksilmeyeceğiz” çağrısıyla 3 Haziran’da ülke genelinde düzenlenen eylemlere bir milyondan kişi katıldı. Eylemler, yeni bir hareketin daha doğrusu akımın doğuşuna ebelik etti.

Bunu, 2017 yılında “Me Too” hareketi, 2019 yılında “Las Tesis” hareketi izledi. Bugün hala dünya genelinde oldukça etkili olan “Ni Una Menos” hareketi, sadece kadın katliamlarına karşı bir tepki hareketi olmakla sınırlı kalmadı. Örneğin hareket 8 Mart’ı antikapitalist, antipatriyarkal ve enternasyonalist mücadele günü ilan etti. Me Too ve Las Tesis gibi ilk başta dünya genelinde yankı uyandırmasa da aslında Ni Una Menos hareketinden sadece bir yıl sonra, 2016’da İtalya’da kadına yönelik şiddete karşı aynı adla bir hareket örgütlendi. Blog sayfalarındaki tarifle Hareket, “Non Una Di Meno, 2016 yılından bu yana içinde yaşadığımız toplumda ataerkil düzenin büründüğü tüm yüzlere, toplumsal cinsiyet temelli her türlü şiddete karşı mücadele ediyor.” İtalya’nın tüm şehirlerinde otonom, esnek bir örgütlenme esprisiyle özellikle genç kadınlarda karşılığı oldukça fazla olan Non Una Di Meno Hareketi, kendisini aynı zamanda enternasyonalist, savaş karşıtı bir hareket olarak tanımlıyor. Dolayısıyla sadece İtalya’daki erkek şiddeti değil, kadın özgürlüğü ve yeni bir yaşam arayışının da güçlü bir adresi Non Una Di Meno. Hareketin üyelerinden Elisa’nın dediği gibi, “Bir kişi daha eksilmesin” demekle birlikte birlikte çoğalmanın izini sürüyorlar. Hareketin kuruluş yıldönümü vesilesiyle Non Una Di Meno üyelerinden Elisa, Gaia ve Laura ile konuştuk.

Non Uno Di Meno’nun kuruluş amacıyla başlayalım isterseniz…

Elisa: Hareketimizin adı “Non Una di Meno”, Güney Amerika, Abya Yala’da yaygın olan Arjantinli feminist hareket “Ni Una Menos”tan geliyor. Arjantin’de yaşananlardan ve Arjantinli feminist hareketten ilham aldık. İtalya’da bu isim “Non Una di Meno” olarak tercüme edilmiştir. “Non Una Di Meno” sloganı tam da anlamını bulduğu üzere, bir kadının daha eksilmemesi, artık bir kadının daha erkek şiddetiyle hayatının son bulmaması demek. Kadınlar hala çok yaygın olarak erkekler, eşleri, babaları, aile üyeleri ya da yakınları tarafından katlediliyor. Arjantin’de, İtalya’da ya da dünyanın herhangi bir yerinde kadın katliamlarının son bulması, acı hissederek duyduğumuz isimlerin sayılmaması anlamına geliyor. İtalya’da, kadın cinayetlerini ve trans cinayetlerini izleyen, bu konuda veri toplayan ve ataerkil şiddet nedeniyle öldürülen kişilerin isimlerini kaydeden bir sistemimiz var.

Peki Arjantin’deki hareketle organik bağınız var mı?

Laura: ‘Non Una Di Meno’ hareketi ile ’Ni Una Menos’ hareketi arasında organik, örgütsel bir bağ yok. Ancak her iki hareket arasında bireysel ve kolektif ilişkiler bulunuyor. Ve Arjantin’deki kadınların yazıları ve eylemleri bizim için ilham kaynağı olmaya devam ediyor. Özellikle Buenos Aires ve diğer şehirlerdeki gösteriler bizim için yol gösterici. Bazı yoldaşlarımız uzun süre Arjantin’de bulundu, bazıları ise oradan buraya geldi. Arjantinli feministlerin analizlerini takip etmeye, tartışmalarını okumaya ve onların güçlü eylemlerinden güç almaya devam ediyoruz.

Nasıl bir yapıya sahip Non Una Di Meno hareketi?

Elisa: Hareket, İtalya’da yaklaşık on yıldır varlığını sürdürüyor ve bölgesel-yerel ağlar, inisiyatifler halinde organize oluyor. Yani, birçok şehir, kasaba ve küçük yerel deneyimler bir parçası. Bu yapı, bölgesel ve ulusal düzeyde bütünleşen bir hareket oluşturuyor. Biz tek bir dernek, ya da resmi bir örgüt değiliz. Amacımız, olabildiğince akışkan ve kapsayıcı bir hareket olmak, belirli bir yaş grubu veya bölgeyle sınırlanmamak. Çeşitlilikleri bir araya getirerek, sadece kadınlarla ilgili belli başlı meseleleri değil, tüm toplumu ilgilendiren sorunları ele alan daha kapsayıcı bir hareket oluşturmak amacımız.

  Son yıllarda başta Roma olmak üzere ses getiren eylemler ve protestolar gerçekleşti. Ancak kadın hareketlerinin -sizin de hedef olarak söylediğiniz gibi-daha geniş örgütlenmesi açısından bu yeterli mi? Değilse ne yapılmalı? 

Gaia: Evet çok sayıda eylem ve etkinlik gerçekleştirildi. Özellikle her yıl 25 Kasım’da büyük gösteriler düzenleniyor. 2024 25 Kasım’ı öncesinde genç bir kadının öldürülmesi ardından Roma’da 500 bini bulan kişi sokaklara döküldü. Ayrıca feminist grevler gibi yeni yöntemler geliştiriyoruz. 8 Mart’ta düzenlenen grevleri de klasik işçi grevi formatından çıkarıp kadını odak alan bir yaklaşımla yeniden şekillendiriyoruz. Örneğin 8 Mart’ta “şekerleme eylemi” (Şekerleme yapmak deyimine de atıfla dinlenme hakkı) yapmak gibi… Kadınlar aşırı iş yükü ve toplumun aralıksız beklentileriyle sürekli baskı altında. Dışarda çalışmak, aynı zamanda eve döndüğümüzde bizi bekleyen ayrı bir işi yükü ile karşı karşıya kadınlar. Bu görünmeyen bir iş yükü. Buradan bakıldığında sadece politik taleplerle değil politize olmamış kadınları da bir araya getirmeyi başarabildik. Ama hala aşmamız gereken sınırlar var. Ev işçileri, göçmen kadınlar ve diğer küçük topluluklarla daha güçlü bağlar kurmamız gerekiyor. Ülkemize yeni gelen göçmen kadınlar dil problemi yaşıyor ve onları dinlemek, onların sorunlarını dillendirmeye daha ağırlık vermemiz gerekiyor. 

Son noktadan hareketle dünya artık bir göç dünyası, Avrupa’da farklı coğrafyalardan gelmiş çok sayıda göçmen kadın var. Bu düşünüldüğünde kadın hareketlerinin eksik kalan yanı ne?

Laura: Feminist mücadele antikapitalist olduğu kadar ırkçılık karşıtı bir mücadele olmazsa eksik kalır. Farklılıklarımızı koruyarak ortak bir mücadele hala en temel sorunlarımızdan biri. Ne yazık ki hala büyük ölçüde beyaz ve orta sınıf bir feminist hareketin varlığından bahsetmek mümkün. Çeşitliliği artırmak ve kadınlar olarak sınırları her anlamda aşmak gerekiyor. Farklı feminist perspektiflerle bir araya gelmekten korkmamalıyız. Tartışmalar, çelişkiler, çatışmalar ve yeni fikirlerle değişime açık olmalıyız. Farklı coğrafyalardan ve kültürlerden kadınlarla bir araya gelerek hareketimizi dönüştürebiliriz.

Kürt Kadın Hareketi’nin aslında sınırları aşmak olarak da tanımlayabileceğimiz kadın konfederalizmi önermesini nasıl buluyorsunuz?

Gaia: Her iki soruya ortak bir yanıt verirsem, Avrupa’da geniş bir kadın hareketleri ağı olsa da yeni bir sistem inşa etmede zorlanıyoruz. Feminist hareketler genellikle mevcut hakları savunmak gibi bir pozisyonla sınırlı kalıyor. Ancak biz sadece haklarımızı korumak için değil, yeni bir dünya inşa etmek için de mücadele etmeliyiz. Kadınların ve tüm ezilen grupların ortak bir paydada buluşacağı, konfederal bir kadın dayanışma ağı kurmayı biz de benimsiyoruz.

Elisa: En önemli unsur bağlantı ve dayanışmadır. Sorunların sadece bireysel olmadığını, bunların sistemik olduğunu fark etmeliyiz. Geçici çözümler yerine, kapitalizmin ve patriyarkanın hepimize uyguladığı baskıyı anlamalıyız. Avrupa’daki diğer feminist hareketlerle ve dünyanın diğer bölgelerindeki kadınlarla dayanışma içinde olmalı, ortak bir gelecek kurmalıyız.

Anahtar; sorunlarımızı da çözümlerimizi de bağ içinde ele alabilmek. Siyaset ve özgürlük sanatı da böyle bir bağı kurmaktan geçiyor. Çünkü artık sorunlarım sadece benim sorunlarım değil. Güvencesiz çalışma, benim tercihlerimden kaynaklı değil. Kira maliyetinin yüksek olması da öyle. Bunlar yapısal sorunlar. O halde yapılması gereken birleşmek, kapitalizmin hepimiz üzerinde hangi baskıları uyguladığını deşifre etmek ve anahtarı bulmak. Dolayısıyla kadınların yaşam ve özgürlük mücadelesi içinde dayanışmanın, bazen anlamını yitirmiş bir kelime gibi gelse de kız kardeşliğin temel bir ilke olduğuna inanıyorum. Kendimizi tanımak, birleşmek, çok farklı gibi görünen, farklı yaşam koşullarına sahip ama aynı baskı çekirdeğine sahip kadınlara ulaşabilmek, farklı bir yaşamı inşa etmenin ilk adımları gibi geliyor. Özgürlük sadece benim için bir ayrıcalık değil, mücadelemiz sadece bireysel özgürlükler için değil, herkes için daha güzel daha adil bir yaşamı inşa etmek üzerine olmalı. “Bir kişi bile eksilmesin” dememizin sebebi de bu aslında. 

Farklılıkları bir araya getirmeyi başaran bir yolu birlikte inşa etmenin formülü ne?

Elisa: Sınırlara meydan okumak, tüm diğer deneyimlerle alışverişten başlayarak kendimizi dönüşüme uğratmak, dayanışmanın kahramanları olmamız gerektiğine inanıyoruz. Yani kendimizi başka coğrafyalardaki savaşlar ve soykırımlara uğrayan kadınlardan da sorumlu görmekten söz ediyoruz. Örneğin Rojava’daki kadın mücadelesi gibi… Deneyimlerin izini sürmek istiyoruz. Ve evet, kadın hareketlerinin sadece savunmacı pozisyondan çıkıp uluslararası düzeyde yeni bir sistem inşasına yönelecek etkinliği yakalaması gerekir. 

Şu anda Avrupa, ABD ve Güney Amerika’da, özellikle Arjantin’de, faşizmin ve baskıcı politikaların yükselişine tanık oluyoruz. Bu, insanlarda savunmacı bir refleks yaratıyor. Kazandığımız hakları korumaya çalışıyoruz ama öbür yandan daha geniş bir vizyon geliştirmekte zorlanıyoruz. Yerel ve uluslararası dayanışmayı yeniden canlandırmak, yeni bir geleceği birlikte inşa etmek için elzem. Sistemin tüm yönelimine rağmen yine de yeni bir yaşamın inşası için umut büyük.