Ön seçim bir irade beyanıydı

- Nezahat DOĞAN
41 views
Uzun zamandır savaş politikaları, şiddet, irade gaspları ve kadın mücadelesine dönük saldırılar iktidarın kendini var etme stratejisi olarak kendini gösteriyor. Kadınların güçlü söz kurma ve mücadelesi de aynı zamanda iktidarın hedefinin merkezine oturuyor. Tabii Kürtler de…

İlknur Birol

İktidarın kadın mücadelesi karşıtı en radikal unsurları da bünyesine kattığı bu dönemde, şiddetlenerek artan bu baskı rejimi toplumsal dinamikleri ve halkı geriletiyor mu? Elbette hayır! Tam tersine daha güçlü bir irade ve mücadele hattının kurulmasına neden oluyor. Yerel seçimlere doğru giderken, bir yılda dört kez isim değişmek zorunda kalan DEM Parti yepyeni pratiklerle hem yerel seçimler için hem de bir bütün halkın mücadelesine önemli katkılar sunuyor. Bu çerçevede DEM Parti Kürdistan’da ön seçimle adaylarını belirledi, Batı’da kent uzlaşısıyla her alanda aktif siyasetin ve çözümün ne olacağını toplumun birçok kesimine pratikte anlatmaya çalıştı. Türk siyasi tarihinde bir ilkin adı olan bu yeni yaklaşımın ve pratiğin nasıl şekillendiğini; ön seçim süreci ve kent uzlaşısı anlayışını DEM Parti Seçim İşlerinden Sorumlu Eş Genel Başkan Yardımcısı İlknur Birol ile konuştuk. Elbette bütün bu erkek erilliğine karşı, eşit temsiliyet ve eş başkanlıkta kadınların rolünü ve mücadele hattını da…

Kamuoyuna seçime en geniş kesimleri dâhil ederek hazırlanacağınızı açıkladınız. Bu perspektifle ön seçim süreci nasıl işledi?  Bugün uygulanan demokrasi şöleninden çıkan sonuç nedir?

14 Mayıs seçimlerinden sonra geniş çapta yaptığımız halk toplantılarında ana eleştirilerden bir tanesi seçim dönemlerinde adayların belirlenme yöntemleri oldu. Eleştiriler ve talepler halkın daha içinde olduğu, doğrudan katılımın sağlandığı yöntemlerin kullanılması gerektiği yönündeydi. Merkez seçim koordinasyonu başta olmak üzere, hep birlikte “neler yapılabilir?” diye sorduk. Parti olarak bu yerel seçimlerde çoklu yöntem kullanalım; eğilim yoklaması, merkez yoklaması, bir de halkın adayını belirleyeceği formüller üzerinde çalışalım istedik.  Daha önce deneyimlenmiş olan ön seçim formülleri üzerinde çalışmayı, ama bunu da yasaların ve mevzuatın bize söylediği sınırlar içinde değil, bizzat kendi programımıza uygun içeriklendirme ile gerçekleştirmeyi amaçladık.  Bu konuda yapılan tartışmalar sonucunda da bugünkü ön seçim iskeleti ortaya çıktı.

Ön seçim için gerekli unsurlar nelerdi? Nasıl bir yapı oluşturuldu?

Seçimde öncelikle adaylıkların alınması sonra da seçim yapacak olan delegasyonun belirlenmesi gerekiyor.  Peki, kim yapacak bu ön seçimi? Doğrudan partiye üyelik bağıyla bağlı olanlar mı? Yöneticiler mi? İşte bu tartışmaların sonucunda; “hem kent uzlaşısı fikrine hem de demokrasi anlayışımıza uygun olarak ön seçimlerde geniş delege ağı yaratabilir, kenti içine katabilir miyiz? Bizden ibaret olmayan, sadece partinin organik üyelerinden ibaret olmayan, daha geniş bir ölçek yaratabilir miyiz?” sorusuna cevap aradık ve bu delege sistemini ortaya koyduk. Bu delege sistemimizde; önce üyelerimiz, yöneticilerimiz, bizim öncülerimiz olan partilerde yöneticilik yapmış olan arkadaşlarımız, seçim hangi mahallede yapılıyorsa oradaki aileler, sosyal ve sınıfsal dinamikler, bunların temsilcileri, kadın ve gençlik temsilcilerinden oluşan büyük bir delege havuzu oluşturduk. Kurumlar gezildi, fikir anlatıldı, delegeler istendi. Sonuçta bizim bile şaşırdığımız yüz bin kişiye ulaşan bir liste oluştu. Bu seçimin hangi sistemle yapılması gerektiği konusunda ise yine uzun tartışmalar sonucunda genelgelerimizi oluşturduk. Belediye Eşbaşkanlık seçimlerinde aday sayıları ile delege sayısı oranlandığında birinci tur seçimin yeterli olmayabileceği, ikinci tur ihtiyacı çıkabileceği üzerine de değerlendirmeler yaptık.

Adayları artık halk seçiyor. Bu süreçte karşınıza çıkan artılar ve eksiler nelerdi? Sonuç istenildiği gibi oldu mu?

Çok büyük ve çaplı bir şey gerçekleştirdik ve sistem gerektiren bir iş yaptık. Kendimizi yüksek seçim kurulu gibi hissettiğimiz zamanlar oldu. Kimsenin hakkına halel gelmeyecek bir adalet sisteminin oluşturulması çok önemliydi. Bunun artıları ve eksileri de oldu tabii ki. Ama demokrasi böyle bir şey… Risk almazsanız işletemezsiniz. Burada da şu ana kadar bildiğimiz tüm seçim yöntemlerinde olduğu gibi, bizim kabul edemeyeceğimiz, kabul edilmemesi gereken etik dışı eğilimlerin açığa çıkma riski olabiliyor.

Nedir o etik dışı eğilimler?

Şöyle; “Benim delegelerimi az yazmışsınız, bir de şu delegeleri yazın. İşte şurada az olmuş, bir de bunları yazın” gibi, eğilimleri kendi lehine çevirme isteklerinin de ortaya çıktığı durumlar oldu. Bunların tamamı öngörülebilir durumlardı. Sistemi güçlü kurduğunuz zaman, hangi aksamalar olursa olsun o sistem eninde sonunda halkın kendi kararının ne olduğunu göreceği bir sonuç üretecektir. Bu da bir eğitimdir. Aynı zamanda, yanlış yapıyorsa bu yanlışı halkın kendisi görecektir.

Aday adaylarında kriter ve kıstaslarınız neler oldu? Kadın adaylarda oran istenildiği gibi miydi?

İlk tereddütleri aday başvurularında yaşadığımızı söyleyebilirim. Şöyle: “Partiye aday başvuruları olacak ama parti adayı kendi belirleyecek” gibi bir algı vardı. Bu bakış başvuruları biraz engelledi. Fakat partinin ön seçimi hakkıyla yapacağı anlaşıldığı andan itibaren yağmur gibi başvurular oldu. Ancak kadın başvurusunun arzu ettiğimiz düzeyde olmadığını söyleyebilirim. Bu çekince en çok kadınlardaydı. Bunun birkaç nedeni var. Birinci olarak erkek aklı baskınlığının, toplumsal ilişkilerdeki baskınlığının sonucunda bunu görüyoruz. Seçime girmek yönünde değil, aday olmak yönünde de erkekler daha hevesli, daha önde… Bu öndelik kadın adayların başvurusunda tereddüt yaratan en önemli durum olarak ortaya çıkıyor. Erkekler daha baskın ve hegemonikler.

Kadın mücadelesi toplumdaki erkek baskınlığını ve erilliği kırmaya çalışırken, hala nasıl bu baskınlık var, buradaki eksiklik nedir?

Bunu daha önceki Kadın Meclisi tartışmalarımızda ve kadın çalışmalarımızda tespit ettik. Toplum olarak içinde bulunduğumuz durum, kadın mücadelesini ketleyen, zayıflatmayı amaçlayan bir yapı ortaya koyuyor. Bu zeminde de erkek egemenliği, bütün gerici yanlarıyla yeniden ve dipten fışkırarak geliyor. Bütün örgütlere, kurumlara yansıyor. Kadınları yeniden daha sessiz, evinde, mücadelenin kenarında ve bir kenar malzemesi haline getirme eğilimleri baskın hale geldiğinde de daha keskin bir gericilik ortaya çıkıyor. Bu bahsettiğim gericilik erkek aklı gericiliği. Görüntüde ya da sözde “kadınlar eşittir” diyor olmasına rağmen günlük hayatta, parti içi çalışmalarında bu erkek kurnazlığı mutlaka işlemeye başlıyor. Kadınları öyle ya da böyle geride tutacak zeminler yaratılıyor. Bizim Kadın Hareketimiz, Kadın Meclisimiz bunu öngördüğü için kadınların adaylıkta teşvik edilmesi için çok özel çaba sarf ettik. Ne çizgimizden, ne de ilkelerimizden geri adım attık. Fermuar sistemin ve eşit temsil sisteminin uygulanacağı bir havuz oluşturduk. Eşit temsiliyet ve eş başkanlıkta geri adım atarsak, en büyük kayıpları orada yaşarız. Eksik gördüğümüz yeri mutlaka tamamlayacağız.

Demokrasi, barış, özgürlük ve adalet değerlerini örecek üçüncü yol temel stratejik hattımızdır’ dediniz. Bugün somut adımlar var. Batı’da çıkacak adayların nasıl sonuç alacağını düşünüyorsunuz?

Batı stratejisi de 2019 gibi değil. 2024 seçimlerine hem Kürdistan’da hem Batı’da kazanma stratejisiyle girdik. Ana çıkış bu: Bütün kamuoyunda tartışmaya açtığımız, ilgililerin de tartışmaya katıldığı Kent Uzlaşısı Yöntemi. Yerel yönetimlerin ruhuna uygun biçimde, siyasi ve sosyal dinamiklerle, kırmızı çizgilerimiz olan ırkçı, cinsiyetçi, faşizan bir yapıda olmayan yaklaşımlarla işbirliği arayışımız, uzlaşma zeminimiz, ortak aday ve ortak yönetme fikrinin açığa çıkarılması temel yöntemimiz. İşbirliğine kapalı olmamakla birlikte bağımsız bir siyasi parti olarak bütün halk kesimlerinin sorumluluğunu ve temsilini yüklenerek de adaylaşma gerçekleştirdiğimiz yerler oluyor. Bahsettiğimiz bütün illerde aday çıkaracağız. Çünkü bu iller, işbirliği arayışında olabileceğimiz unsurların dahi faşist, kafatasçı, ırkçı, rantçı bir çizgiyle belediyecilik yaptığını daha önce göstermiş ya da gösterebilir adaylarla kamuoyu önüne çıktı. Bizimle birlikte yol yürüyenlerin bu tür adaylara oy vermesini beklememek lazım. Nitekim biz halkı seçeneksiz bırakmayacak bir adaylaşmaya gittik. Adaylarımız iktidarın ve ana akım muhalefetin yerel yönetim çizgisi karşısında, halkçı, toplumcu bir bakışın bütün çizgilerini; cinsiyetçi, ırkçı olmayan, adil, ranta dayanmayan bütün halk kesimlerinin, ezilenlerin propaganda çalışmasını yürütecek ve yönetime böyle gelmeye çalışacak.

Partinize dönük yasal ya da fiili yönelimler ortada… Seçim öncesi seçim günü ya da seçim sonuçlarından sonra saldırılar, hileler, irade gaspına karşı tedbirleriniz, mücadeleniz ne olacak?

İktidar baskısının her türlüsünü gördük ve aralıksız sürüyor. Kürt sorununda çözümsüzlük ve güvenlik konsepti yaklaşımıyla, partimiz ve çeperindeki bütün kesimlere, gençlere, kadınlara, bütün demokratik kurumlara yoğun bir baskı var. İktidarın stratejisi de DEM Parti’yi kriminal bir alanda anılır şekilde propaganda etmek; bizi yalnızlaştırmak, diğer işbirliği yapılabilecek güçlerle mesafelendirmek üzerine kurulu. Bu oyuna karşı mücadeleye devam edeceğiz. Kürt sorununun kaçılacak, üzerinde konuşulmayacak, konuşulmadığında yok olacak bir sorun olmadığı yine partimiz tarafından dile gelecek. Tecrit ve cezaevleri meselesi Kürt sorununun çözümsüz kılınmasında ana halkalardan olması hasebiyle hem gündemde tutulup topluma hatırlatılacak, hem de adalet ve demokrasi talep eden herkesin bu meselelerin çözümü ile ilgilenmesi gerektiği dile getirilecek. Bu ön seçimler o yüzden önemliydi. Ön seçim bir politik eylem ve irade beyanı… Kayyım rejiminin, baskıların, tutuklamaların, operasyonların olduğu yerde halk hala birlikte yaşama, birlikte yönetme iradesini gösteren tercihlerde bulunuyor. DEM Parti bunun kanalını açan politik organizasyondur.

Kayyım gelen belediyelerin eş başkanlarının hepsi cezaevinde. İradesi ve hakları gasp edilen halk seçimlerden nasıl bir sonuç bekliyor?

Ön seçimde sandığa büyük bir umutla geldiler. Kimse kayyımı konuşmadı. Kimse tutuklanırız, operasyon olur diye konuşmadı. Halkın büyük sağduyusuna kulak kabartanların çözümün nerede olduğunu görmeleri çok kolaydır. Halk yolu gösteriyor: “Biz böyle yaparsak; birlikte yaşamak ve yönetmenin modeline toplum olarak evet dersek; hem şiddet sarmalından, hem bir birini ötekileştirme, yok sayma, ezme, sömürme sarmalından kurtulabilme imkânı vardır” diyor. Ön seçime basitçe, seçimlere aday çıkarılıyor penceresinden bakmak yanlış olur. Bu büyük bir politik eylem ve irade beyanıdır. Türkiye’nin aydınlık geleceğini isteyen herkes için ön seçimler çözümün ipuçlarını içinde barındıran işlerden bir tanesi olmuştur.

DEM Parti İstanbul için şeffaf yürütülecek ve ilkelerimiz doğrultusunda bir ittifaka açığız dedi. Süreç nereye doğru gidiyor? Neler oluyor?

Eşbaşkanlarımızın başta CHP olmak üzere yaptığı tüm görüşmelerde bütün süreçlerin kamuoyu önünde şeffaf yapılması konusundaki ilkesinden geri adım atmış değiliz. Biz bu söylem ve açıklığımıza uygun karşılık bulduğumuz her yerde işbirliğine açık zeminleri kuruyoruz, kurmaya da devam ediyoruz. Görüşmeler zaman zaman devam ediyor. Her parti kendi iç takviminde yürütüyor. Sol, Sosyalist güçlerle Kent Uzlaşısı zemininde görüşmelerimiz devam ediyor. Sadece ana muhalefet partisi değil DEVA, Saadet Partisi, Gelecek Partisi ile de halkçı bakış açısına halel getirmeyecek iş birliğine; sonuçta birlikte ortak yönetmeye itiraz etmeyecek herkesle bu perspektif içinde görüşmeye açığız.

Bu görüşmelerin geldiği nihai bir yer var mı?

Hayır! Görüşmelerimiz devam ediyor. Burada kilit tartışma İstanbul’da yürüyor. Ve bizim oy tabanımız açısından aldığımız sonuçlar geneli etkiler durumda olduğu için DEM Parti olarak yönetimlere katılımların görünür biçimde gerekli ve önemli olduğunu düşünüyoruz. Bunun sadece bir yerel yönetim açısından değil, Türkiye’nin toplumunun ve siyasetinin bu kitlenmiş, tıkanmış ve rehin alınmış halinden kurtulmasının da yollarından bir tanesi olduğunu düşünüyoruz.