Sadaf Zahedi: “Dünyanın güzelliklerini gördüm”

- Meral ÇİÇEK
179 views
Ben de defalarca tökezledim, düştüm, ağladım ve acı çektim. Ama her seferinde kendime “Mücadeleye devam edeceğim” dedim. Sanırım en önemlisi irade gücü; taşlı yolların da boşuna olmadığını bilmek.

Sadaf Zahedi, öz iradeli bir yaşam için çoklu mücadelelerden geçmiş bir kadın. 1985 yılında Afganistan’ın başkenti Kabil’de, Mücahitlere mensup bir babanın kızı olarak dünyaya geldi. Sovyet işgali nedeniyle üç yaşındayken ailesiyle birlikte geldiği Almanya’da, erkek egemenliğin kafesine tutsak edildi. Ancak boyun eğmedi; cesaretle mücadele yolunu seçti. Almanya’nın Bremen kentinde iki kızıyla yaşayan Sadaf ile mücadeleyle örülen hayat hikâyesini konuştuk.

41 yıllık ömrüne büyük dönüşümler sığdırmış bir kadınsın. Yaşadığın bu dönüşümü nasıl ifade etmek istersin?Bir kız çocuğu ya da kadın açısından dönüşüm ne zaman başlar? Değerli olduğumuzu, mutlu olmayı ve kendi hayatımız hakkında söz sahibi olmayı hak ettiğimizi anladığımız anda başlar. Dünyanın bana sunduğundan fazlasını istediğimi kavradığımda 19 yaşındaydım. Zor olacağını, mücadele gerektireceğini biliyordum. Ama bu mücadeleyi vermek istediğimi de biliyordum. Ve bu yolu yürüdüğüme şükrediyorum.

O dönem mücadele iradeni güçlendiren şey neydi?

Yaşamın kendisi. Ben doğayı çok seven bir insanım. Başkalarının belki göremediği küçük şeyleri görebiliyorum. Mesela bir kelebeğin uçuşunu… Dünyanın güzelliklerini gördüm. Belki bu güzellikleri o dönem insanlarda görmedim ama etrafımda vardı. Maalesef hayatımda örnek alabileceğim insanlar yoktu; ancak sonrasında çevremde örnekler aramaya başladım. Örneğin, o dönemki patronum dişçiydi; tek başına çocuklarını yetiştiren bir anneydi ve altın gibi bir kalbe sahipti. Bütün yaşadıklarına rağmen tam bir savaşçıydı. Ben bu tür kadınlara bakıp, “Onlar başardıysa ben de yapabilirim, mücadele etmeyi öğrenebilirim” dedim. 19 yaşındayken ilham alacağım kadınlar aradım. Edebiyat ve sanata ilgim büyüktü; oradan da çok beslendim. Aslında etrafımıza baktığımızda çok güçlü kadınlar görürüz. Bana göre kadınlar tanrısal varlıklardır. Kadınlar sadece yeni bir yaşam yaratmıyor, aynı zamanda erkeklerde pek bulunmayan farklı bir güç ve yumuşaklıkla dünyaya geliyorlar.

Birçok kadın bir kafesin içinde yaşadığını hissediyor; kafesten çıkmak istiyor ama karşılaştığı engeller onda kaygılar yaratıp geri adım attırıyor. Sen de bu kaygıları yaşadın mı? Bunları nasıl tanımlarsın?

Elbette yaşadım. İçimizde her zaman birden fazla ses olur. Bir yanda “Başarabilirsin, güçlüsün” diyen bir ses vardır. Ama diğer yanda çok daha yüksek çıkan ve sürekli “Hayır, olduğun yerde kal, buna dayanabilirsin” diyen korkunun sesi vardır. Ben çok zorba bir erkekle evliydim ve yıllar sonra kendimi bu şiddet dolu ilişkiden kurtarmam gerekti. Hatırlıyorum, aklımın bir köşesinde sürekli kendime “Ama onu seviyorsun” diyordum. Birçok kadının kendine bunu tekrar edip o güvenli limanı terk etmekten korktuğunu düşünüyorum. Çünkü bu limanın ötesinde ne olduğunu bilmiyoruz. Büyük bir mucize de olabilir, korkunç bir acı da… Ve bir kadın sonunda çantasını alıp koşmaya başladıktan sonra da pek çok engelle karşılaşıyor. Ben de defalarca tökezledim, düştüm, ağladım ve acı çektim. Ama her seferinde kendime “Mücadeleye devam edeceğim” dedim. Sanırım en önemlisi irade gücü; taşlı yolların da boşuna olmadığını bilmek.

“Güvenli liman” dedin. Bu konuda aile ya da aileyi kaybetme korkusu sence nasıl bir rol oynuyor?Sanırım en büyük korku, hep ailenin kaybedilmesiyle ilgilidir. Aile, en başından itibaren zihnimize ekilen bir tohum gibidir; ondan başka bir şey tanımayız. Duygusal anlamda ilk güven kaynağıdır. Ancak her aile bize iyi gelmez. İyi aileler vardır, iyi olmayan aileler de vardır. Hayatım boyunca ailemin her şeyin üstünde olduğunu, onu korumam gerektiğini düşündüm. Özellikle de ailenin itibarı ve “namusu”nu koruma düşüncesi Müslüman toplumlarda, ama diğer inançlarda da oldukça güçlüdür. Ben artık buna inanmıyorum. Aile itibarı ya da namus denen şeyin, insanların sahte bir imajı korumak için uydurduğu bir metafor olduğunu düşünüyorum. Bu yüzden birbirimize çok yalan söylüyor ve bunun sonucunda acı çekiyoruz; çünkü sürekli başkalarını düşünüyoruz.
Ailem benim için her zaman çok önemliydi. Hep onların iyiliğini istedim. Ama bir noktadan sonra, benim de hayatta kendi alanıma sahip olabilmem için ailenin bazı sınırları aşmaması gerektiği kanısına vardım. İnsan ailesini sevdiğinde elbette ona zarar gelsin istemez; ancak kendine karşı dürüst olmayı, ters giden şeyleri fark edip değiştirmek için mücadele etmeyi de öğrenmelidir. Nihayetinde biz de aileler kuruyoruz ve sonraki kuşakları hesaba katmalıyız. Örneğin ben çocuklarıma, “Size ne kadar acı çektirsem de beni koşulsuz sevmek zorundasınız; çünkü sizi dünyaya getirdim, ben sizin annenizim” diyemem. Bence kuşaklar boyunca çocuklara çok yanlış değerler öğretiyoruz. Çocuklar, üzerlerinde iktidar kurduğumuz birer mülk değildir.

Sen aynı zamanda şairsin. Kendi belirlediğin bir yaşam uğruna mücadelende edebiyat nasıl bir rol oynadı?Sanat ve edebiyat benim dünyamda çok büyük bir yere sahip. Örneğin kızlarıma bir kitap bastırdım ve o kitabın ilk sayfasına, “Çocuklar kitaplarla temas ettiğinde uçmayı bildiklerini öğrenirler” yazdım. Çocukken evde Kur’an’dan başka bir şey okumamız yasaktı. Altı yaşındayken komşumuzun çöpe attığı üç kitabı alıp çatı katında, bir perdenin arkasında gizlice resimlerine baktığımı hatırlıyorum. Bu resimler, başka bir dünyayı hayal etmemi sağladı. Edebiyat beni her zaman çok etkiledi. On dört yaşındayken gizlice Goethe ve Schiller okumaya başladım. Sanatın ve edebiyatın insan üzerindeki etkisini çok yoğun hissettim. Edebiyat insanı sadece eğitmekle kalmaz; aynı zamanda başka dünyalara götürür, ufkumuzu genişletir ve iç dünyamızı güçlendirir.

“Kitapsız Eğitim” (Bildung ohne Bücher) adlı bir proje başlattın. Bu projeyle neyi amaçlıyorsun?Aslında yaptığım tüm projeler, kişisel deneyimlerimden besleniyor. Bir çocuğun eğitimden mahrum bırakılmasının ne anlama geldiğini biliyorum. Liseyi sonradan bitirip üniversite okudum. Aile evimin beni eğitimden, haklardan ve imkânlardan ne kadar mahrum bıraktığını o dönemde daha iyi anladım. “Bu durumu benden katbekat daha ağır yaşayan kaç çocuk var?” diye düşünmeye başladım. Değişim için eğitim şart. Dünyanın bazı bölgelerine baktığımızda, her çocuğun okula gidemediğini görüyoruz. Kimisi doğal afetler nedeniyle, kimisi savaşlar yüzünden, kimisi de altyapı eksikliğinden dolayı eğitimden uzak kalıyor.
Buna rağmen bir çocuğu eğitimle nasıl buluşturabilirim diye düşündüm. Bu konuda kızlarım bana ilham verdi. Bir çocuk, okuma yazmayı öğrenmeden önce bilişsel işitme yoluyla konuşmayı öğrenir. Bir mühendisle birlikte güneş enerjisi ve MP3 çalarlar aracılığıyla dünyanın en ücra yerlerine, kriz bölgelerine bilgi ulaştırmanın yollarını araştırmaya başladım. Bu amaçla çocuklar için bir sesli kitap yazdım ve bir ekip kurdum. Şu anda 23 kişi gönüllü olarak bu projede yer alıyor. Yazdığım hikâyede, hiçbir dinin adı doğrudan kullanılmadan dünyanın en büyük dinleri birer çocuk tarafından temsil ediliyor. Amacım öncelikle tüm “-cilik”lerin çocukların zihninden silinmesiydi. Anlatımın içinde ders üniteleri de yer alıyor. Örneğin 5-6 dakikalık bir bölümde güneş, çok sade bir dille kendi varlığını, işlevini ve insanlar için önemini anlatıyor. Tüm sesli kitap bu şekilde ilerliyor.
İçinde doğa bilimleri, biyoloji, deneyler, alfabe, hatta matematik var. İlk kitap, dünyanın en ilginç 13 mesleğiyle sona eriyor; böylece çocukların hayal gücü genişletilmeye çalışılıyor. İnsanlar genelde kısa vadeli düşünür; hızlı çözümler ve hızlı değişimler görmek ister. Benim amacım bu değil. Hayalim, 20 yıl sonra ilk değişimleri görebilmek. Eğittiğimiz çocukların, yetişkin olduklarında kendi çocuklarını daha farklı yetiştirdiğini görmek istiyorum. Değişim iki kuşak gerektirir. Bu nedenle eğitimle daha iyi bir dünya kurabileceğimize inanıyorum.

Bu proje bağlamında geçen sene ilk defa Afganistan’a döndün. Ülkeni nasıl gördün? Neler yaşadın?

İnanılmaz derecede duygusal bir yolculuktu. Afganistan’ın dağlık bölgelerine ve farklı şehirlerine gittik. Yolculuğun son gününde doğduğum eve gittim. Bir zamanlar hikâyemin başladığı o evin önünde duruyordum. Çok yoğun ve beni derinden etkileyen bir yolculuktu.

Şu anda ülkenin ve halkının geleceğine nasıl bakıyorsun?

Afganistan şu anda çok karanlık bir süreçten geçiyor. Bir ülkenin onlarca yıl boyunca savaş yaşamasının ne anlama geldiği çoğu zaman hafife alınıyor. Suriye’de on yıllık bir savaşın nelere yol açtığını görüyoruz. Afganistan ise 40 yıldır savaş yaşıyor. Ülkenin yeniden inşası çok zorlu ve uzun zaman alacak. Bunun üzerine kadınların tüm haklarını ellerinden alan, 100’den fazla kararname ve yasak çıkaran Taliban yönetimi geliyor.
5,4 milyondan fazla Afgan, İran ve Pakistan’dan böylesi bir ekonomik krizin ortasına sınır dışı edildi. Küresel güçlerin Taliban rejimiyle resmî ilişkiler kurmamasını bir yandan anlıyorum; ancak diğer yandan birçok devlet ekonomik çıkarlar uğruna diplomatik ilişkiler sürdürüyor. Büyük projeler, ticaret yolları, değerli mineraller, para ve iktidar uğruna Afganistan halkı bir kez daha unutuluyor. Benim en büyük kaygım da bu: Eğer eğitim projeleriyle bir şeyler yapmazsak, 20 yıl sonra ülkede kadın doktorlar kalmayacak.
Şu anda gebelikte ölüm oranı o kadar yüksek ki, her beş hamile kadından biri hayatını kaybediyor. Toplumun yarısı eğitimden mahrum bırakıldığında bütün sistem çöker. Ve aslında şimdiden çöküyor. Afganistan’ın yıllık bütçesi 3 milyar dolar; ancak ülkenin yeniden inşası için 25 milyar dolara ihtiyaç var. Almanya’nın hazinesinde 500 milyar euro bulunuyor. Ülkenin istikrara kavuşması için çok daha fazlasının yapılması gerekiyor.

Afganistan’dan bir grup kadın, 8 Mart öncesinde küçük bir eylemle ülkedeki cinsiyet ayrımını (gender apartheid) protesto ederek dünyadaki kız kardeşlerine dayanışma çağrısında bulundu. Dünya kadınları Afgan kadınlarına nasıl destek sunabilir?

Bunu çok küçük görsek de en önemli şeyin konuşmak ve anlatmak olduğuna inanıyorum. Hiç kimse Afgan kadınlarının yaşadıklarından bahsetmezse bunlar duyulmaz. Bence dijital medya hesaplarında sadece 100 takipçisi olan birinin bile bu konuyla ilgili bir paylaşım yapması önemlidir. Çünkü bu sayede 100 farklı insana ulaşılmış olur. Afganistan’daki kadınların cesaretini görmeli ve bu cesareti görünür kılmalıyız.