SEL

- Ladin IRMAK
60 görüntüleme
Delal Amed arkadaşın grubu Dersim’den Güney’e gitmek üzere yola çıkacaktı. Ayrılmadan önce gidip onları görmemizi istemişti arkadaşlar. Rozerîn ile birlikte Merga Çaqaran yaylalarında işlerimizi tamamlamış, bir gecelik yolu gitmek üzere harekete geçmiştik.

Birimimiz iki kadın ve iki erkek olmak üzere dört arkadaştan oluşuyordu. Ama çoğunlukla Rozerîn ve ben yalnız hareket ediyorduk. Yine öyle ikimiz yalnızdık ve arkadaşların yanına gitmek üzere harekete geçmiştik. Rêzan arkadaşla patikada karşılaşınca arkadaşların bizi çağırdığını ve Kutu Dere’ye gittiğimizi  söyledik. Rêzan, o bölgeden ayrıldığımızı duyunca o gece yapması gereken bir işi biz yapalım diye çok ısrar etti. Önce kabul etmedik çünkü arkadaşlar belli bir zaman vermişti ve yolumuz zaten bir gece sürecekti. Kendisinin başka bir yere yetişmesi gerektiğini ve bu gece bu iki işin de olması gerektiğini belirtince kabul ettik. Biraz gecikecektik fakat sorun olmazdı. Rêzan ve Munzur’la vedalaştık, onlar kendi yollarına devam ettiler bizler ise Rêzan’ın çalışmasını tamamlamak ve akşam karanlığını beklemek için uygun bir yere konumlandık. Minicik bir dere yatağının içinde bir kayanın altında yerimizi yaptık. Bulunduğumuz yer zozanlık ve çıplak araziydi. Zozanlar bir başka dünyaydı, uçurumlu ve ormanlık araziler favorim olmasına rağmen zozanlar yine başka bir dünya sunuyordu insana…

Yayla cenneti Kürdistan

Kürdistan zozanları eşsiz güzelliğe sahipti, bir insan yayla cennetine gitmek istiyorsa mutlaka ama mutlaka Kürdistan yaylalarına gitmeliydi. Tertemiz havası, buz gibi suları, masmavi gölleri ve eşsiz bitkileri ile cennet diyarıydı buralar. Zozanlar güzel olmasına güzeldi ama biz gerillalar için bazı dezavantajları da olmuyor değildi. Örneğin kalacağın yeri itinayla seçmen gerekiyordu. Ben ve Rozerîncan işte böyle çok uygun olmayan bir yerde konumlandık. Sadece iki üç saat için bekleyeceğimiz için bulunduğumuz yerden uzaklara gitmedik. Oysa bu tür yerler gerillanın kalacağı konumlanacağı yerler değildi. Başka bir yere gitmeye yeltenmiştik ama Rêzan arkadaş burayı göstererek geçici kalmalar için uygun bir yer diyerek bizi buraya yönlendirmişti. Başımıza geleceklerden habersiz…

10 dakikalık yağmurun yapabilecekleri…

Kaya altına geçip raxt ve yeleklerimizi çıkardık, acıkmıştık çantalarımızdan yemeğimizi çıkarıp sohbet ederek bir şeyler yedik. Bir anda yağmur yağmaya başladı. Gökyüzü o kadar parlak ve güzeldi ki hiç yağmur emaresi yoktu. Ama bir bulut kümesi gelip bulunduğumuz dağın başına yağmaya karar vermişti. Bir anda her yeri buram buram toprak kokusu sardı. Dünya o kadar sakindi ve öylesine huzur dolu bir atmosfer vardı ki az sonra yaşayacağımız kıyametten habersiz bu huzurun tadını çıkarıyorduk. Dere yatağının tam ortasında olduğumuz için ‘Rozerîn birazdan su altında kalmaz mıyız’ diye sordum. ‘Çiseliyor sadece, sanmıyorum’ diye yanıtladı Rozerîn. Etrafımıza baktık, dere kupkuruydu ve toprak ise çok az ıslanmıştı. Yağmur sadece beş-on dakika kadar yağıp durdu. Rozerîn ve ben silahımızı baş ucumuza koyup biraz dinlenmek için yan yana uzandık. Yanımızda kış üslenmesi için kadın arkadaşların ihtiyaç malzemelerinin olduğu kocaman bir çanta vardı. Onu da kaya altında bir köşeye yerleştirmiştik. Bu özgün ihtiyaç malzemelerini çok uzun zaman önce istemiş olmamıza rağmen daha yeni elimize ulaşmıştı. Dev gibi olan bu çantayı geceden sabaha kadar sırtımızda taşıyacaktık.

Kupkuru derede nasıl sel olur?

Ben ve Rozerîn uzanmış halde sohbet ediyor anlattıklarımıza gülüyorduk, bir anda çok garip bir uğultu duydum. İlk önce helikopter sesi zannettim ama biraz odaklanınca başka bir şey olduğunu anladım. Rozerîn ile birlikte yerimizden kalktık ve kayanın dışına çıkarak bu korkunç sesin ne olduğunu anlamaya çalıştık. Ömrü hayatımda öyle bir ses duymamıştım, tüyler ürperten tarifsiz bir sesti. Bir kez daha ‘heval Rozerîn bu ses de neyin nesi?’ diye sordum. ‘Bilmiyorum’ dedikten hemen sonra ‘Ladin, sel’ dedi. ‘Heval dere kupkuru nasıl sel olur’ dediğim an bir dağ büyüklüğünde üzerimize doğru selin geldiğini gördük. Ani bir refleksle kendimizi yamacın biraz daha yukarısına attık. Tek bir su sızıntısı dahi yokken nasıl böyle bir sel gelebilirdi akıl karı değildi. Silahlarımız, çanta ve yeleklerimiz dahil her şey selin altında kaldı. Ben ve Rozerîn omuzlarımız çökmüş vaziyette sessizce sadece çamurlu sudan ibaret olan seli izliyorduk. Dünya başımıza yıkılmış gibiydi, hiçbir şey umurumuzda değildi ama bir günlük yolu silahsız ve cephanesiz nasıl giderdik. Silahımız her şeyimizdi, onsuz adım bile atamazdık. Yüreğimize oturan ağır yükle sessizlik içindeydik.

Rozerîn girdaba yakalandı…

Sel kendisi ile birlikte kocaman kayaları getiriyor gümbür gümbür ses çıkarıyordu. Önümüzdeki küçük çukur girdaba dönmüştü. Bir anda o girdabın içerisinde kış üslenmesinin olduğu o dev çantanın yüzeye çıkıp döndüğünü gördüm. Benim, ‘Rozerîn çanta’ dememle onun çantaya uzanması bir anda gelişti. Çantayı tutmasıyla girdabın içine düştü. Bir anda gözden kayboldu. Girdabın hızı ve kuvveti benim Rozerîn’i tutmaya çalışmamdan çok daha güçlüydü. Rozerîn gözlerimin önünde kaybolup gitti. Sel suyu çamurlu olduğundan içi görülmüyordu. Dev gibi kayalıklar suyun içinden akıp gidiyordu. Avazım çıktığı kadar ‘Rozerîn’ diye sesleniyordum. Onun sel ile birlikte aşağılara doğru aktığını düşündüm ve önümde duran dev kayayı dönüp derenin içinde Rozerîni aramaya başladım. Ne gerilla yaşamımda ne de öncesi süreçte böylesi korku dolu çaresizliğin dibe vurmuş halini hiç yaşamamıştım. Dağları yankılayan sesimle sadece ‘Rozerîn’ diye bağırıyor, bir yerlerden görünmesi ve yaşıyor olması için doğa anaya  yalvarıyordum.

Her yeri mosmor, zangır zangır titriyordu…

Ve dilediğim şey gerçekleşmişti. Bir an Rozerîn’i suyun üstüne çıkarken gördüm. Benden elli metre kadar aşağılardaydı. Suyun ortasında duran bir taşa tutunup bekledi. Yüzü elleri sanki mora boyanmış gibi ispirto rengine dönmüştü. Bir süre o taşa tutunarak soluklandı ve bekledi. Selin şiddeti çok ani olduğu gibi çok hızlı da düştü. Rozerîn kendisini derenin diğer yüzüne çıkarmayı başardı ve karşılıklı aynı hizaya geldikten sonra yere çöktü. Her yeri mosmor olmuş zangır zangır titriyordu. Hemen şelamemi (bele bağlanan kuşak) çıkarıp ona doğru attım, üzerine sardı. İşte o an bütün korkularım ve çaresizliğim gün yüzüne çıktı ve hıçkırıklarla ağlamaya başladım. Ağlama krizine tutulmuş halde Rêzan arkadaşa sayıp veriştiriyordum. Yapması gereken işi bize devretmeseydi bunlar yaşanmayacaktı diye söyleniyordum. Rozerîn o haliyle karşı taraftan beni yatıştırmaya çalışıyordu. Rozerîn herkesin çok sevdiği ve benim de canımdan daha çok sevdiğim arkadaşımızdı, onu bu şekilde kaybetmenin o korkunç duygusu beni alt-üst etmişti. Sel durdu ve sular çok az denecek kadar akıyordu. Her yer çamur deryası olmuştu ve dere yatağının şekli değişmişti. Rozerîn benim tarafıma geçti. Vücudunu kontrol ettim her yeri morluklarla doluydu. Büyük kayalar içinde debelenip durmuş darbeler almıştı. Yürümekte zorlanıyordu  çünkü kayalar bacağını incitmişti. Yanımızda ne bir silah ne bir bomba hiçbir şey olmadan öylece kala kalmıştık. Ve Rozerîn’in durumu iyi değildi. Yaylacıların yanına gittik. Analar başımıza gelenleri öğrenince ağlamaya başladılar. Rozerîn arkadaş için kendi giysilerinden getirip verdiler. Bir süre yanlarında kaldık ve sonra oradan ayrıldık. Hem Rozerîn’in sağlık durumundan dolayı hem de silahsız olmamızdan kaynaklı o gece gidemedik. Ertesi gün Rozerîn’i bir yerde bırakıp uzun bir dere yatağı boyunca yürüyerek sel yerine gittim. Yaylacılardan bir gencimiz de bana yardım etmek istedi ve benimle gelip silahımızı arayacağını söyledi. Yol boyunca paramparça olmuş malzemelerimizi gördük. Günlüğümün sadece deri kılıfını gördüm, bir an içim acıdı. Ne çok şey yazmıştım ve Delal arkadaşların grubu ile Güney’e gönderecektim o defteri. Yol boyunca malzemelerimizin izlerini gördük ama silahlarımızı göremedim. Kaldığımız yere ulaşınca kaya altına biraz yakın bir yerde milin içerisinde bir kayış göründü, tutup çektik ve raxtımızı orada bulduk. Silahlarımız ise yerinde kalmış bir milim bile oynamamıştı. Her şey gitmişti ama silahlar yerli yerinde kalmıştı. Bu da o an için başka bir mutluluk gerekçesi olmuştu.