Toplumların potansiyelini açığa çıkarabilmesi için öncü bir güce ihtiyacı vardır. Bu öncü güç, tarih boyunca eğişim dönüşümlerin, devrimlerin öncülüğünü yapan, sistemin ahlak dışı politikalarına rağmen kendi alternatifini yaratan gençliğin kendisidir.
Karakteri ve yapısı gereği sömürenler tarafından tehdit olarak görülen gençlik kimliği her alanda özel hedef haline getirilmiştir. Egemenler, topluma yönelttikleri her türlü ahlaksız, kirli savaştan sonuç almak için gençliği pasifize etmek ile işe koyulmuşlardır. Sömürünün en katı hali belki de savaşın somut halidir. Örgütlü mücadelesinden uzaklaşacak, günlük sistem kaygılarının kölesi durumuna gelecek, kendine ve topluma yabancılaşacak dejenere bir gençlik yaratılmak istenir. Bu yüzden kapitalist modernite sınırsız kirli politika ve yönteme başvurmakta, hele söz konusu Kürdistanlı gençler olunca bu yöntem ve girişimler başka bir hâl alır.
Sömürünün özel uygulanış hali
Kürtlerin özgürlükte ısrarı, baş eğmeyen duruşu bu savaşı daha ince ve sonuç alma odaklı yürütülmesine sebep olmaktadır. Kaba silahtan sonuç alamayacağını tecrübe eden faşist zihniyet ‘özel savaş politikaları’ ile gençliği çeperine almış, kuşatmıştır. Savaşın tek formu silahlı çatışma değildir. Çünkü sömürünün ulus devlet tarafından özel bir uygulanış hali mevcuttur. Özel savaşın bu noktada irdelenmesi, kime karşı kimler için mücadele edildiğinin de altını çizecektir. Türk devletinin tarihsel sürecine bakıldığında Kürdistan’daki faşist politikalarının uygulanması hep aynı oluyor. Güncelde de sanat, politika, medya, eğitim kurumları yozlaştırma fabrikalarına dönüştürülmüştür. Kürdistan’da genç kadınlar, devlet ve iktidar eliyle fuhuş, uyuşturucu, medya, eğitim(!) kurumları yoluyla sömürge anlayışının esiri yapılmaktadır. Kadını yaşamda edilgen kılmak, anlamsız kılmak, kendine bir kalıp yaratıp onunla şekillendirmek istemektedirler. Bunu yaparken de kültürel ve manevi değerlerimizi hedef alarak ilerlemektedirler. Bizi toplumsal değer yargılarımızdan koparma, kültürüne, toprağına, kimliğine yabancılaştırma arayışındalar. Kürt gençlerine reva görülen kendi dilinden, kültüründen onu var eden gelenek ve değerlerinden utanan bir profildir. Özel savaşta genç kadınlara yöneltilen bu politikaları daha farklı başlıklar altında incelemek, faşizmin bu kirli oyun ve politikalarına karşı öz gücümüzün farkına varıp bilince çıkarmak yaşamsal bir olgudur.
Bilinçli ve örgütlü pratik
Genç kadınlar sahte bir özgürlük kavramına inandırılmak istendi. ‘Çağın modası’ etiketi altında bedeni metalaştıran, cinsel obje olarak görülmesini benimseten AVM kültürünün Kürdistan’da yaygınlaşması bunun somut bir örneğidir. Günümüzde özgürlük; giyilen kıyafete, modaya, makyaja, estetiğe, gezip-tozmaya, tüketime indirgenmiştir. Bu sahte özgürlük algısı Kürdistanlı genç kadınları yönlendirmek için iyi bir silah olarak kullanılmaktadır. Özgürlük bu kadar dar ele alınabilecek, yapay sınırlarla tanımlanabilecek bir kavram değildir elbette. Bilinçli ve örgütlü pratiğin olmadığı her uğraş sisteme hizmet eder. Sistem, toplumu iyi çözümlemekte ve her kişinin zaaflarına göre ona yönelmektedir. Özel savaş denilen olgu bu tanıma karşılık gelmekte. Genç kadınlar üzerinden ince hesaplar yapılmakta. Genç kadınların yaşadıkları boşluklar bu özel savaş politikalarında birer silah olarak kullanılmakta. Özellikle duygular üzerinden bir yönelim ve düşürme politikası uygulanmakta. Süslü ve yalan cümleler ile genç kadınları kandırıp kendine bağlayan ahlaksız zihniyet sahiplerinin hiçbir kaygısı yok, çünkü cezasızlık politikası var. Duygusal etkilenme sonrası taciz ve şantajla kirli elleri bedenlere ulaşıyor. Kişi belli bir süre sonra düştüğü bu durumun farkına varıyor ve tükenmişlik bütün benliğine sirayet ediyor. Son zamanlarda artarak devam eden örnekler gözler önünde. Gülistan Doku, İpek Er, Pınar Gültekin ve daha nicesi… Devletin gücünü arkasına alan üniformalılar, cezasızlık politikalarının onları sağlama almasıyla devletin onlara biçtiği rollere devam ediyor. Gücünü ise Türk faşizminden ve onun en büyük kuklası olan erkek yargının özendirmesinden alıyor. Yanı sıra Kürdistan’ın her il ve ilçesinde eğitim merkezi adı altında asimilasyon ve yozlaştırma merkezleri kuruldu. Devlet; savaş yöntemlerini genişletmek için üniformalıları örgütleyerek demokratik yönünden bütünüyle uzaklaştırılmış üniversiteleri yaratarak denetim uygulamakta. Böylece dizginleyebileceği kadın yaratımına bir alan daha eklemiş oluyor ve çözümsüzlüğü daha da derinleştiriyor. Kürdistanlı genç kadınlar eğitim adı altında özel bir savaşla tahakküm altına alınıyor. Burada sadece dil ve tarih asimilesi değil kimlik çelişkisi ve varlık problemi de baş göstermektedir. Özellikle Türkiye metropollerinde üniversite okumaya giden genç kadınlar faşist kitlelerin hedefi haline gelmekte. Onları kıskaçlarına almak için özel bir çaba sarfedilmektedir.
Birbirimizin güvencesi olacağız
Üniversitede erkek devlet aklıyla hazırlanan köleleştirici eğitim sistemi itaat beklemektedir. Bu kurumlar ezbere dayalı, düşünmekten, sorgulamaktan alıkoyan tektipleştirme merkezleridir. Sıralanabilecek onlarca kirli asimilasyon ve özel savaş politikası mevcut. Özgürlüğe aşık celladına düşman bu öncü gücün iradesini kırması onun için mutlak zafer demektir. Kürt gençleri olarak dayatılan bu kirli oyunları bilince çıkararak hakikat yolunda ilerleyeceğiz. Düşmanımıza zafer kazandıracak pozisyonda olmayacağız. Bize kalan direniş mirasını bir saniye bile unutmadan örgütlü mücadelemizi sürdüreceğiz. Özgücümüzün farkında olup özsavunma perspektifi ile işgale karşı duruşumuz dik olacak. Sürekli savaş ve tahakküm ile susturabilecekleri bir halkın sadece bir illüzyondan ibaret olduğu onlara her daim hatırlatılacaktır. Bizler, genç kadınlar olarak birbirimizin güvencesi olacağız. Kimliğimize, doğamıza, varlığımıza yönelik her türlü erkek devlet müdahalesine karşı direneceğiz ve tahakkümün kalesini yıkacağız. Yenilecek olan onlar, hesabını soracak olanlar gençler, kadınlardır!
