Umut Hakkı, Tecrit karşısında kolektif özgürlük

- Newroz Uysal
353 views
“Umut hakkı”, bugün tüm okuyucular için artık aşina olduğumuz bir kavram.  Ceza hukuku ve insan hakları terminolojisinde mahpusun geleceğe dair beklenti hakkı olarak tanımlansa da Kürt halk lideri Abdullah Öcalan örneğinde bu kavram, salt bireysel özgürlük talebinin ötesine geçmektedir. Çünkü Öcalan’ın şahsında umut hakkı, 27 yıllık İmralı tecrit sisteminin bir boyutuyla Kürt halkının siyasal çözüm imkanlarıyla, milyonların kolektif iradesinin tartışılmasıdır.

Devletler hukuku çerçevesinde umut hakkı, AİHM içtihadı ve Türkiye’nin yükümlülükleri

Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) ömür boyu hapse çarptırılan mahpusların “salıverilme ihtimali” olmaksızın tutulmalarını, insanlık dışı ve aşağılayıcı muamele yasağının (AİHS m. 3) ihlali saymıştır.  Vinter ve Diğerleri/Birleşik Krallık (2013) kararında, mahpusların mahkumiyetlerinin gözden geçirileceğine dair güvence olmadan ömür boyu hapsedilmelerinin, insan onuruyla bağdaşmazlığına temel bir sınır koymuştur. Bu içtihat, Türkiye için 18 Mart 2014 tarihli Öcalan (No.2) kararıyla somutlaşmıştır. Mahkeme, ağırlaştırılmış müebbet hapsin serbest kalma umudu olmadan ömür boyu sürmesini işkence yasağının ihlali görmüştür. Kararın önemli bir diğer yanı ise, yalnızca bireysel başvurucu açısından değil, ağırlaştırılmış müebbet hapis alan tüm mahpuslar bakımından bir standart koymasıdır. Yapısal sorunu, Kaytan (2015), Gurban (2015) ve Boltan (2019) kararlarında içtihat tekrarlarıyla altını çizmiştir.
Kararın gereğinin yerine getirilmesi, Avrupa Konseyi (AK) Bakanlar Komitesi’nin denetimindedir. Fakat Komite, 11 yıl boyunca, 30 Kasım – 2 Aralık 2021 tarihli ve 17-19 Eylül 2024 tarihli İnsan hakları toplantısında kararı gündemine almış, etkili bağlayıcı bir ara karar (interim resolution) üretmemiştir. Kendi mekanizmalarını işletmeyen Komite, yalnızca hukukun caydırıcılığını değil, uluslararası kurumların meşruiyetini de zedelemiştir. Üstelik, taraf devlet olarak Türkiye aleyhine verilen ilk karar Öcalan (no.2) kararı olmasına rağmen, dosya ismini “Gurban dava grubu” başlığı altında ele almayı seçmiştir. Bu tercih, yalnızca teamüllere aykırı bir uygulama değil, aynı zamanda Öcalan isminin görünmez kılınması ve 27 yıldır sürdürülen tecrit rejiminin uluslararası alana yansıyan bir biçimi olarak okunmalıdır.
Komite, 17-19 Eylül 2024 tarihli toplantısında “kararın uygulanmasını, gerekli mekanizma oluşturulmasını, istatistik paylaşımını ve 2025 Eylül toplantısında yeniden değerlendirileceğini; ilerleme görülmemesi halinde 2025 Eylül toplantısında ara karar taslağı hazırlama” uyarısında bulunmuştur.  Türkiye devleti, verilen sürenin bitimine yakın, 27 Haziran 2025 tarihinde güncel bir eylem planı sunmuştur. Sunulan eylem planı, önceki argümanların tekrarından ibaret kalmış; yapısal sorunun çözümüne dair irade, takvim veya planlama sunmamıştır.

Türkiye devleti üzerine düşeni yapmadı

Türkiye devleti, aradan geçen 11 yıla rağmen gerekli yasal düzenlemeyi yapmamış; farklı tarihler ve farklı milletvekilleri tarafından verilmiş 103 yasa teklifi TBMM’de bekletilmiş; Adalet Komisyonu’na sevk edilenler dahi sonuçsuz bırakılmıştır. Buna karşı, başta Öcalan’ın avukatları olmak üzere, İnsan Hakları Derneği (İHD), Türkiye İnsan Hakları Vakfı (TİHV) ve uluslararası örgütler tarafından sunulan Rule 9 (Bakanlar Komitesi’nin İçtüzüğünün 9’ncu maddesine dayanan mekanizmalardır) bildirimleri, Bakanlar Komitesi nezdinde takibi hatırlatmıştır. 29 Temmuz 2025 tarihinde, Türkiye İnsan Hakları Davalarına Destek Projesi (TLSP), Dünyada Demokrasi ve İnsan Hakları İçin Avrupalı Hukukçular Birliği (ELDH), Uluslararası Hukuk ve Demokrasi Derneği (MAF-DAD) ve Londra Hukuk Grubu (LLG) tarafından Bakanlar Komitesi’ne yapılan ortak bildirim, bu kararlara dair icra sürecindeki tıkanıklığı yeniden gündeme taşımıştır.
Umut hakkı her ne kadar hukuki çerçevesinin ötesine geçmişse de Türkiye’nin bu kararı uygulamaması uluslararası yükümlülükler açısından yapısal bir krizdir. Benzer karar örneklerinden bilmekteyiz ki, karara uymama halini, Sözleşme sistemi bütünlüğüne tehdit gören hızlı ve sert karar alan Komite, Öcalan (No.2) umut hakkı kararında ihlal prosedürü başlatmamıştır. Bu durum, en basit haliyle çifte standart denilse de özünde siyasal esneklikle devletlerin bekasını esas alınmasına dair soru işaretlerini arttırmıştır. Kürt sorununun yaklaşımında çözümsüzlüğü besleyen bu tutum, AİHM ve Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesi için temel değerlerinin inkârı ve meşruiyetini koruyamamak, tartışmaya açmaktır. Bu nedenle 2025 Eylül oturumları, Avrupa değerleri ve hukuk düzeni için kendisi için bir testtir.

Toplumsal ve siyasal bağlamda varoluşsal umut

Ernst Bloch, “umut ilkesi geleceğe doğru varoluşsal enerjidir” der. Umut hakkı, “salıverilme” yanında gelecekle kurulan temel taleptir, geleceğe yürüyüştür. 27 yıllık tecrit rejimi bu umudu askıya almayı, dondurmayı hedeflerken Sn. Öcalan, olanca akışkanlığıyla zamanda yeni yeni başlangıçlar üretebilmiştir. Tecrit içinde diri tuttuğu umut, uluslararası hukukun da normatif bir dayanağı haline gelmiştir. Kürt halkı, dostları ve paradigmanın yol göstericiliğine inananlar için Öcalan, kolektif kimliğin, barış iradesinin ve çözüm perspektifinin temsilcisidir. Bu nedenle onun özgürlüğüne dair tartışmalar, bireysel hapishane koşullarından ziyade toplumsal geleceğe dair bir referans noktasıdır. Umut hakkının tanınmaması, Kürt toplumu nezdinde “barış ve çözüm ihtimalinin reddi” olarak okunmaktadır. Aksi ise siyasal çözüm zeminine kapı aralayabilecek bir işaret olarak görülmektedir.

Umut hakkı, kollektif özgürlüğün talebidir

Michel Foucault, ceza sistemi yalnızca bedeni değil, toplumsal iradeyi de disipline ettiğini analiz eder. Gramsci ise iktidarın zorla değil, rıza üreterek de kurulduğunu vurgular. Sn. Öcalan’ın farklı zamanlarda kullandığı “Milyonlarca halkı bir hücreye koyamazsınız” tespiti, her iki yönün birleşmesidir. Hem denetim hem de toplumsal sessizlik/kabullenme yaratma çabasıdır. Buna karşı umut hakkı, İmralı sisteminin reddi, kollektif özgürlüğün talebidir. Bu noktada, 26 yıldan sonra ilk kez görüntülü videosunda şu ifadelerle kendi yaklaşımını özetlemiştir: “Biliyorsunuz ki ben hiçbir zaman kendi özgürlüğümü bireysel bir sorun olarak görmedim. Felsefi olarak da kişi özgürlüğü toplumdan soyut olamaz. Birey özgürleştiği oranda toplum, toplum özgürleştiği oranda birey özgür olabilir.”

“Kadınlar için umut ilkesini geliştirdim”

Jineoloji Akademisi’ne hitaben yazdığı mesajdaki “Kadınlar için umut ilkesini geliştirdim” ifadesi, kadınların Mezopotamya ana tanrıça kültüründen gelen mirasının bugünün devrimci öznesiyle buluşturan bir gelecek yaratma kudretini açığa çıkarır. Biz kadınlar için umut hakkı/ilkesi, şahsi duygu ya da bekleyiş değil, toplumsal etik ve varoluşsal bir zorunluluk halidir. 25 Kasım’dan 8 Martlara genç kadınların taşıdığı “UMUD’’un kendisine umut hakkı tanımamak ne hadlerine?” pankartı bu sembolizmin ifadesidir. Buradaki umut, patriyarkal ve devletçi şiddetin sınırlarını parçalayan yeni bir toplumsal dönüşümün kurucu ilkesi haline gelmektedir. Bu nedenle umut hakkı en çok kadınların mücadelesinde ete kemiğe bürünebilirdir.

Komisyon umut hakkını gündeme almalı

Barış hukukunun en somut ifadesi umut hakkıdır. Öcalan’a yönelik umut hakkının inkârı, çözümsüzlük siyasetinin hukuksal kurumsallaşmasıdır. TBMM çatısı altında oluşturulan Milli Dayanışma, Kardeşlik ve Demokrasi Komisyonu’nda umut hakkının gündem olmaması, hatta Sn. Öcalan ziyaretinin de zamana yayılması, Kürt halkı açısından siyasal kopuşları ve toplumsal güvensizliği derinleştirmektedir.   Toplumsal barış için en temel koşullardan biri olarak hem Kürtler hem de Türkiye toplumu için “ortak gelecek” fikrini besleyebilecek bir taahhüt işlevi üstlenmektedir.

Umudu tutsak alamazsınız

Bu nedenle Öcalan’ın özgürlüğü, bir siyasal pazarlık değil; hem siyasetin hem hukukun ortaklaştığı toplumsal bir zorunluluktur. Halkların kendi tarihine de sadık kalmasıdır. Bu yüzden Öcalan’ın özgürlüğü, yalnızca bir mahpusun değil, bir halkın ve aslında tüm toplumun adaletle bugünden geleceğe açılabilme imkanıdır.  Bugün umut hakkı, meydanlara, gençlerin cesaretine, annelerin dirayetine, kadınların direniş sloganlarına, halkların demokratik yaşam arayışında barış ısrarına/kararlılığına dönüşmüştür.  Barışın, özgürlüğün ve umudun hukuku devletlerin soğuk metinlerinde bekletilmişse de, halkların özgür iradesinde yazılmıştır, taşmıştır. Öcalan bir halkın Umut aynasıdır. Ve bu nedenlerle Umudu tutsak alamazsınız.