Üveyş Ana: kadının direniş mirası

- Filiz Zeyrek
296 views
Üveyş Ana’nın hikayesi, tamamlanmış bir özgürlük anlatısı değildir. Aksine, eksikliğiyle anlam kazanan bir direniş hikayesidir. O, boyun eğmeyen ama kendi dünyasını tam kuramayan bir kadındır.

Üveyş Öcalan’ın 11 Nisan 1993’teki vefatının 33. yıl dönümü vesilesiyle onun yaşamını, mücadelesini ve kadın direnişine bıraktığı mirası anıyoruz. Onurun, direnişin ve cesaretin simgesi olan Üveyş Ana’yı saygıyla ve minnetle anıyoruz. Bu anma, yalnızca bir kaybı değil; bir kadının mücadeleyle örülmüş hayatını ve kadın direnişinin tarihsel izlerini anlamayı da gerektiriyor. “Anam tam bir isyan tufanıydı. Kimseye boyun eğmezdi.” Kürt Halk Lideri Abdullah Öcalan bu sözlerle annesi Üveyş Öcalan’ı, yani bilinen adıyla Üveyş Anayı anlatır. Bu söz, yalnızca bir anneye dair bir tanımlama değildir; bastırılmış bir kadın kimliğinin, görünmeyen emeğin ve direnişin özlü ifadesidir.
Üveyş Ana, 1918 yılında Urfa’nın Halfeti ilçesine bağlı Amara köyünde doğdu. Yoksulluk, erken yaşta evlilik ve ağır yaşam koşulları içinde geçen bir hayat sürdü. Dokuz çocuk dünyaya getirdi, büyük kayıplar yaşadı ve yaşamı boyunca kırsal toplumun sert gerçekleriyle yüzleşti. 11 Nisan 1993’te yaşamını yitirdi. Onun hikayesi, dışarıdan bakıldığında sıradan bir köy kadınının hayatı gibi görünse de, özünde direnişle yoğrulmuş bir kadın öyküsüdür. 

Sınırlar, çelişkiler ve bir kadının sıkışmışlığı

Üveyş Ana’nın yaşamı yalnızca direnişten ibaret değildir; aynı zamanda sınırlar ve çelişkilerle örülüdür.  Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan’ın ifadesiyle onun hayatı, kendi toplumsallığını kuramamış ama dayatılan kalıpların içine de tam olarak sığamamış bir kadının hikayesidir.
Bu durum bireysel bir eksiklik değil, tarihsel bir sonuçtur. Çünkü içinde yaşadığı toplumsal düzen, kadına kendi özgür alanını kurma imkanı tanımaz. Bu nedenle Üveyş Ana güçlüdür ama kurucu değildir; dirençlidir ama sistem inşa edemez. Onun kavgacılığı iki yönlüdür: Bir yanda haksızlığa karşı açık bir mücadele, diğer yanda bastırılmış bir yaşamın yarattığı derin huzursuzluk. Bu çelişki, yalnızca ona ait değil; birçok kadının ortak kaderidir. 

Susmayan ve boyun eğmeyen bir kadın

Üveyş Ana’yı farklı kılan, susmamayı seçmesidir. Zorla şekillendirilen bir yaşamı kabullenmek yerine, karşılaştığı haksızlıklara tepki verdi. Tanık olduğu bir cinayet karşısında gerçeği söylemekten çekinmedi ve adaletin sağlanmasına katkıda bulundu.
Köy yaşamında edilgen bir figür olmadı; söz söyleyen, itiraz eden ve gerektiğinde karşı çıkan bir kadın oldu. Bu yönüyle, dönemin “itaatkar kadın” kalıbını kırdı ve kendi sınırları içinde bir direniş alanı yarattı. Bu nedenle Üveyş Ana, yalnızca bir anne değil; gündelik yaşamın içinde direniş üreten bir kadın öznesidir.

Bir annenin öğrettiği mücadele

Üveyş Ana’nın en güçlü mirası, çocuklarına aktardığı mücadele anlayışıdır. Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan’ın şu sözleri bunu açıkça ortaya koyar: “Sen düşmanlarınla uğraşmazsan, ekmek yiyemez veya asla yaşayamazsın.” Bu söz, yaşamın sert gerçeğini anlatır: var olmak, mücadele etmeyi gerektirir. Üveyş Ana çocuklarını sadece korumaz; onları mücadele etmeye hazırlar. Bu yaklaşım, anneliği yeniden tanımlar. Kadın burada yalnızca bakım veren değil; aynı zamanda direnişin ilk öğretmeni olur. Kadın ve tarihsel hafıza Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan’ın annesine dair en çarpıcı değerlendirmelerinden biri şudur: “Anam, tanrıça kültürünün tükenmekte olan son simgelerinden biriydi.” Bu ifade, Üveyş Ana’yı bireysel bir figür olmanın ötesine taşır. O, kadınların tarihsel gücünün zayıflamış ama tamamen yok olmamış bir yansımasıdır. Kadınların bir dönem toplumsal yaşamda daha güçlü olduğu tarihsel süreçlerin izleri, onun karakterinde hala yaşamaktadır. Ancak bu güç parçalanmıştır; bu yüzden onun direnişi güçlü ama tamamlanmamıştır.

Çatışma, kopuş ve yeni bir yol

Anne ile kurulan bağ, yalnızca sevgiyle değil; çatışmayla da şekillenir. Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan, kendi yolunu çizerken bu kopuşu şöyle ifade eder: “Benim doğrum da arkadaşlarımla toplumsallığı ben kuracaktım.” Bu söz, geleneksel yapının sınırlarını aşma iradesini gösterir. Üveyş Ana’nın temsil ettiği dünya bir noktadan sonra yetersiz kalır ve yeni bir toplumsallık arayışı başlar. Ancak bu kopuş, bir reddediş değil; dönüşümdür. Çünkü Üveyş Ana’nın direniş ruhu, farklı bir biçimde varlığını sürdürür.

Bir annenin politik anlamı

Üveyş Ana’nın yaşamı, kadın meselesini anlamak için önemli bir örnektir. Onun hayatında baskı ve direniş iç içe geçmiştir. Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan’ın şu sözü bu durumu netleştirir: “Analık hakkı ancak yaman bir mücadeleyle ödenebilir.” Bu yaklaşım, anneliği kutsallaştırmaz; onu mücadeleyle anlamlandırır. Kadın burada pasif değil; aktif bir özne olarak ortaya çıkar.

 Eksik ama güçlü bir miras

Üveyş Ana’nın hikayesi, tamamlanmış bir özgürlük anlatısı değildir. Aksine, eksikliğiyle anlam kazanan bir direniş hikayesidir. O, boyun eğmeyen ama kendi dünyasını tam kuramayan bir kadındır. O, bastırılmış ama yok edilememiş bir gücün temsilcisidir. O, bir annenin ötesinde, bir direniş biçimidir. Ve geride şu gerçeği bırakır: Bir toplumun dönüşümü, çoğu zaman en görünmeyen yerden başlar; kadınların sessiz ama derin mücadelesinden.

Üveyş Ana’yı 33. yıl dönümünde onur ve saygıyla anıyoruz.