Yalan, futbolu sevmediğimiz bir yalan

- KAKTÜS
38 görüntüleme
Diyorlar ki; “Kadınlar futbolu sevmez.” Neden? Kim diyor sevmez? Kadınların futbolu sevmediği doğru mu? Bilmiyorum, gelin ‘kadınlar futbolu sever mi, sevmez mi’den öte, kadın futbolunu konuşalım.

Bu ayın başında Avrupa Kadın Futbol Şampiyonası İngiltere’nin ev sahipliğinde yapıldı. Aynı dönem içerisinde Latin Amerika’da da Kadın Futbol Şampiyonası vardı. Tabi ikisini aynı an da izleyemedim. Çünkü kadın futbolu, erkek futbolu kadar ekranlara yansımadı. (!!!) Nedenlerini konuşup, çenemi yormayacağım. O sebepten geçiyorum. Kadın futbol şampiyonasının olacağını duyduğumda kendi kendime şöyle dedim, “Kesin kötüdür.” Sonra dedim, “Nereden biliyorsun? Hiç izledin mi?” Elbette izlemedim. Önyargılardan öteye bir fikrim bile yoktu. Karar verdim, iki tür önyargımla birlikte izledim.  İlki kesin erkek taklidi vardır dedim. Hani böyle kaba saba, sert. Ara ara ekranlarda yere tükürürken erkek futbolcuların yansıması işte. İkinci ise, (…) ikincisini boşverin. Hiçbir şey düşündüğüm gibi çıkmadı. Umarım maçları tek başıma izlediğimi düşünmüyorsunuzdur? Her ne kadar erkekler gibi gruplar halinde, uzun uzadıya “gooollll” diye bağrış çağrış izlemesem de, iki arkadaş kafa kafaya verip izledik. Gayette keyifliydi. Zaten siz siz olun tek başınıza bir maçı, bir müzeyi, tarihi bir mekanı, orman gezintisini yapmayın. Hiç tadı yok. Paylaşılmayan güzelliğin keyfi mi olur?

Neyse devam ediyorum… İlk Almanya-Finlandiya maçını izlediğimde bir ara, “Bacım koş, koş, ne duruyorsun orada? …”  derken buldum kendimi. Heyecana gelmişim, sanki top benim ayağımda, kaleciyle karşı karşıya gelmiş, şut çekiyorum (?!?) Yani öyle maça kaptırmış kendimi. Arkadaşımın derdi ise kaybedilen toplar ve kullanılamayan pozisyonlar. “Aaa çok top kaybı var. Bak bak, ofsayta düştü.” Hemen hemen izlediğimiz bütün maçlarda durumumuz böyle. Bizi en çok hayrete düşüren ise direkten dönen toplar. Arkadaş o nasıl bir şut olayıdır ki, top sürekli direkten dönüyor, hemde üst üste üç kez… Şaşılacak şey gerçekten. Size başka bir şey daha anlatıyım değerli okuyucu; tüm takımlarda oyuncuların saçı uzundu. Hani saç engel olur, koşamazlar diye düşünüyordum, öyle değil. Saçlar uzundu, topuzdu ya da örgülüydü. Bir ara arkadaşla top göğse çarptığında memeler acımıyor mu tartışması yaptık. Sonuçta büyük ihtimalle ona uygun korse ya da benzer bir şeyin kullanıldığı fikrinde ortaklaştık. Bir diğer tartışma konumuz tabi regl oldu. Futbol oynayan kadınlar açısından bu tür dertler ne tür zorluklar getiriyordu acaba? Gerçi sporcu kadınların bedeni daha esnek olduğu için regl ağrıları daha az olma ihtimaline sahip. Fakat sinir olayı başka. Onu gevşetecek spor pek yok gibi. O yüzden arada bir kadın futbolunda agresif durumlar çıkabilir. Ki çıkar diye düşünüyorum, bu çok normal. Doğamız gereği yaşadığımız değişim az biraz cinlendiriyor insanı. Eh tabi az biraz agresiflik de olsun yani… Tabi maçları izlerken birçok şey tartıştık. Mesela kadın futbolu profesyonelleşmeye düzeyini inceledik gerçekten çok iyiydi. Size şöyle söyleyeyim, kadın futbolu oldukça keyfi verici, coşturucu bir güzellikle seyredilmeyi hak ediyor. Gerçi bu yıl epey bir ilgi de var. Düşünün yani daha grup maçları oynanırken, final maçının biletleri tükendi, o derece yani. Maçları izlerken bir şey aklımı çok kurcaladı. Madem kadınlar futbolu bu kadar iyi oynuyordu neden şimdiye kadar geliştirilmedi? Kadın futbol tarihinin geçmişi neydi? Neden kadınlar futbolu sevmezdi? “Kadınlar ev temizlemeyi, küçük şeylerle uğraşmayı, dedikoduyu severdi de, futbolu niye sevmezdi?” Şimdi bu soruyu sorarken elbetteki herkes her şeyi sevmez zorunda değil. Bahsettiğimiz konu da bu değil. Fakat kadınlara yönelik yapılan genellemeler düşündürücü. Bir kere bazı kadınlar asla ama asla dedikoduyu sevmez. Tandır başına ya da suyun başına başkasını çekiştirmek için koşmaz. Ev işlerine kadınların merakı olduğunu söyleyenin de kadın olduğuna beni inandıramazsınız. Neyse tüm bunlardan dolayı dedim bir tarihine bakayım. İnsanı içsel bir şey kışkırtınca kışkırtıyor işte, ne yapayım!?!
Aslında kadın futbol tarihi de az değil. İlk maç 1895’te Londra yapılmış. Kaynaklar 1. Dünya Savaş’ı yıllarında fabrikalarda çalışan kadınların futbol oynadığını yazıyor. 1917’de 2 sezon futbol turnuvası düzenlenmiş. Sonra 5 Aralık 1921’de Futbol Federasyonu, AKP zihniyetine taş çıkarırcasına futbolun kadınlara göre bir spor olmadığı gerekçesiyle kendisine bağlı sahalarda kadınlar tarafından futbol oynanmasını yasaklamış. Sahalar onların olunca kadınlar kendilerine yeni sahalar bulmuş. Zaman zaman kıta maçları yapmış, zaman zaman turnuvalar düzenlemiş. Ama bir şekilde kendini var etmiş. Fakat buna rağmen de kadın futbolu değil,  futbolun kadına göre olmadığı fikri yayılmış. Sonra birileri çıkmış, “Futbol kadına göre değilse, o zaman sevmiyor demektir” demiş  olabilir (?) Kadını “elinin hamuruyla” düşünen zihniyet,  pekala “yok sana top-mop?” demiş de olabilir. Ki, söylemiştir… Algıda yaratılan “Kadınlar futbolu sevmez” sözüne de biz  hemen, “Evet, evet biz futbolu sevmiyoruz” demişizdir. “Biri bir şeyi kırk kez söyleyince olurmuş” deyimi de bize kene gibi yapışınca eril zihniyete gün doğmuştur. Lakin yalan da bir yere kadar. Kadın futbolu sevmiyor değil, kadınlara futbol oynayacak, izleyecek kadar bir zaman bırakılmıyor. Kölelik derecesinde çalışınca, insanın aklında futbol mu kalır? Neyse bu fikir hala yaygın olsa da, çatır çatır kırıldığını görmek oldukça keyif verici. Ama yine de siz siz olun ofsayta düşmeyin. Bir hatamıza bakıyorlar bacılar…