Yoksulluk kadınlaştı

- Yurdusev ÖZSÖKMENLER
60 görüntüleme
Pandemi ile birlikte küresel boyutta yoksullaşan kadınlar, uygulanan yanlış ekonomi politikaları ve savaş nedeniyle Türkiye ve Kürdistan’da daha da yoksullaştı. Ekonomi derin bir krize girerken elektrik, su, doğal gaz, gıda maddeleri, ev kiraları gibi yaşamsal şeylere gelen zamlar yüzünden aileler artık en temel ihtiyaçlarını bile karşılayamaz hale geldi.

Resmi enflasyonun yüzde 40’lara ulaştığı ve daha da yükseleceğinin tahmin edildiği bu günlerde insanlar ‘evde tencereyi nasıl kaynatacağız, ucuz ekmeği nasıl bulunacağız, çocuğa süt nasıl alacağız, nasıl ısınacağız’ derdinde. İşgücüne katılma oranının düşük olması, kız çocuklarının evde bakım işlerine yardım etmek için okuldan alınması ve bu nedenle nitelikli işlerde çalışabilmek için eğitimlerinin yeterli olmaması, cins ayrımcılığını pekiştiren geleneksel ataerkil rollerin çalışan kadının iş yükünü artırması, çocuk/yaşlı/hasta bakımının kadının üzerine yıkılması gibi nedenlerle kadınlar yoksulluğu erkeklerden daha yoğun yaşıyor.

Artan işsizlik önce kadını vuruyor

Ekonomik krizden en çok etkilenenler de kadınlar oluyor. Artan işsizlik önce kadını vuruyor. Krizde, önce kadınlar işten çıkarılıyor ya da evden çalışmaya zorlanıyorlar. DİSK Araştırma biriminin verilerine göre her dört kadından sadece biri çalışıyor. Geniş tanımlı kadın işsizliği ise yüzde 43. Son bir yılda kadınların işgücü kaybı yüzde 8.2. Üstelik kadınlar genel olarak daha çok hizmet sektöründe düşük ücret ve statülü işlerde çalışıyor ve erkeklerden daha az ücret alıyor. İşsizliğin artması kadınları her türlü işi kabul etmek zorunda bırakıyor. Bu işler ise genel olarak kısmi zamanlı çağrıya bağlı, geçici düşük ücretli işler oluyor. Evlere günü birlik temizlik ve bakım işleri için giden kadın sayısında son yıllarda büyük bir artış olduğu gözlemleniyor. Bu durum büyük oranda kayıt dışı, güvencesiz işlerde yoğunlaşan kadın emeğinin, bu özelliğinin iyice artması sonucunu doğuruyor. Zaten en düşük ücretlerle çalışan, günlük işleri bile zor bulabilen mülteci kadınlar ise yoksulun da yoksulu durumunda. Mobbing, aşağılanma, hakaret, tacizlere son günlerde artan ırkçı saldırılar da eklenince artık mülteci kadınların yaşamlarının bile tehdit altında olduğunu söylemek yanlış olmaz.

Kadınların özgürlüklerini kısıtlamakta

İşsizlik bir yandan kadınların özgürlüklerini kısıtlarken bir yandan da aileye, eşe, babaya daha da bağımlı hale getiriyor.  Bu nedenle kadınlar şiddete uğrasalar da yaşamlarını tek başlarına sürdüremeyecekleri endişesi ile kendilerine dayak atanlarla birlikte yaşamak zorunda kalıyor. Buna bir de Erdoğan iktidarının boşanan kadınların aldığı yoksulluk nafakasını kesme girişimini eklersek kadınlar hem yoksulluk hem de şiddet sarmalı içinde yaşamaya mahkum oluyorlar. Yoksul ailelerde gelir yetersizliği ile mücadele etmek de kadınların sorumluluğunda. Kadın ne yapıp edip evde yemek pişirmek zorunda. Bu nedenle ucuz gıda bulabilmek için market ve pazarları dolaşmak, başta ekmek olmak üzere eskiden dışarıdan aldığı şeylerin birçoğunu evde üretmek, kuyruklarda beklemek hatta yardım başvurularını yapmak hep kadınların üzerine kalıyor. Bu da kadının iş yükünü artırdığı gibi bulabildiği sınırlı yiyeceği de çocuklarına verip gizli açlık içinde yaşayarak sağlıklarından oluyor. Ancak son yıllarda Erdoğan iktidarı tarafından gerçekleştirilen sağlığın piyasalaştırılması, kadınların yüksek oranda düzenli olmayan ve sosyal güvenlikten yoksun kayıt dışı işlerde çalışması, kadınların kolaylıkla ulaşabildiği mahallelerdeki sağlık dispanserleri ve kent içindeki hastaneleri kapatılması gibi nedenlerle kadınlar sağlık hizmetlerine de doğru dürüst ulaşamıyorlar. Kadınların pek çoğu üreme sağlığı sorunlarına sahip ve gebeliğe bağlı ciddi hastalıklar geçiriyor. Hamile kadınlar, acil durumlarda dahi tıbbi olanaklara ulaşamıyor.

Mevcut toplumsal iş bölümünü ret etmek

Bunun yanında kişisel hiçbir ihtiyaçlarını karşılayamayan kadınlar sosyal hayattan da kopuyor. Giyim-kuşam, gezme, seyahat, kültürel/sosyal faaliyetler gibi ihtiyaçlarını  giderlerinin en sonuna koyuyor, hatta artan yoksulluğa bağlı olarak tamamen yok sayıyorlar. Buna karşın erkekler çoğunlukla elde ettikleri gelirin ne kadar olduğunu eşlerine söylemekten kaçındıkları gibi kendi özel harcamaları için ayırdıkları paradan geri kalanını evin temel ihtiyaçlarını karşılamak üzere kadınlara veriyorlar. Yoksul evlerde önemli bir harcama kalemi olan içki ve sigara da, çoğunlukla erkekler tarafından tüketiliyor. İşten çıkarılan, günübirlik işlerde güvencesiz çalışmak zorunda kalan, iş yükü giderek artan, yemeyip yediren, hastalansa bile doktora gidemeyen, hiçbir sosyal yaşamı kalmayan kadınların hayatı şiddete kadar varan aile içi geçimsizlikler de eklenince cehenneme dönüyor. Geleceğe ilişkin herhangi bir umudu ve hayali de kalmayan kadınların intihar haberlerini daha sık duyar olduk. Bu gidişe dur diyebilmek için kapsamlı bir politika ortaya koymak ve hayatın her alanında mücadeleyi yükseltmek gerekiyor. Kadın yoksullaşması ve yoksulluğun kadınlaşmasına karşı mücadelenin en önemli yanı mevcut ataerkiye dayanan ve kadınları eve/aileye mahkum eden toplumsal işbölümünü ret ederek kadın kurtuluş mücadelesini yükseltmektir. Mücadelenin önemli bir ayağı bilinçlenme ve güçlenme çalışmalarıdır. Bu çalışma, kadının kendi gücünün ve yapabileceklerinin farkına varmasını, hayatı üzerine düşünmesini ve talepleri için mücadele etmesini beraberinde getirecektir. Yoksulluk elbette salt bir kadın sorunu değildir ancak kadınların daha yoksul olmasının ve etkilerini daha derinden hissetmesinin nedeni hem toplumsal olarak hem de evde kadınla erkek arasındaki ataerkiye dayanan eşitsiz güç ilişkileridir. Bunu değiştirmek hayatın her alanında eşitliğin esas olduğu yeni bir hayatı adım adım inşaa etmek bugünden atılacak en önemli adımlar arasındadır. Bu kesintisiz sürdürülmesi gereken bir mücadele elbette.

Dayanışma ekonomisini geliştirmek

Ancak bugün de yapılması gerekenler var. Bütçenin savaşa, saraya ve rantiyeleri daha da zengin etmeye değil yoksulluğu özellikle de kadın yoksulluğunu giderecek şekilde hazırlanması bunların başında geliyor. Siyasi yakınlığa bağlı olarak dağıtılan sosyal yardımlar yerine her ailenin ve özellikle kadınların hayati gereksinimlerini karşılayacak temel vatandaşlık geliri talebi bugün her zaman olduğundan daha acil hale geldi. Bunun yanı sıra kadınların eğitime, ücretli ve güvenceli çalışmaya erişimi, çocuk, hasta ve yaşlı bakımı gibi işlerin kadına yüklenmesi yerine kamusal hizmet olarak yerine getirilmesi, istihdamda pozitif ayrımcılık, bütün karar mekanizmalarında kadınların eşit bir biçimde yer alması da kadın yoksulluğuna karşı mücadelede atılacak adımlar arasında. Ayrıca kooperatif, komün, vakıf gibi ortak mülkiyete, ortak üretim ve paylaşıma, yatay ilişkilere, doğrudan demokratik karar alma mekanizmalarına dayanan dayanışma ekonomilerini geliştirmek de yoksullukla mücadelede önemli bir işlev yerine getirebilir.

Kadın kooperatifleri

Dayanışmayı, karşılıklı yardımlaşmayı, iş birliğini, eşitliği, doğayla uyum içinde gerçekleştirilen üretimi, yerelliği, bilgi paylaşımını içeren bu örgütlenmeler sadece yoksullukla mücadelede önemli bir araç olmakla kalmaz, kapitalist moderniteye alternatif bir yaşamı kurmada dönüştürücü ve geliştirici bir rol de oynar. Kürdistan’da kurulan kadın kooperatifleri bu konuda atılmış önemli adımlardı. Taşıdıkları bütün eksikliklere karşın gelişme potansiyeline sahip olan bu örgütler belediyelere kayyumların atanmasından sonra bir ölçüde işlevsizleştiler. Ancak hala canlılığını koruyan ve gelişen kooperatifler de var. Kooperatifler aracılığıyla yaşam alanlarında yetişen meyveleri, sebzeleri toplayarak doğal reçel, marmelat yapan; sabun, bal, zeytinyağı üreten; tekstil kooperatifleri kurarak, kendi ürünlerini diken ve bunların satışını gerçekleştiren kadınlar dayanışmanın da en iyi örneklerini gösteriyorlar.