Yönünü güneşe verenler

- Sitî Jiyan Mak
60 views
Herkes bir şekilde yaşar hayatı, iyi ya da kötü, yaşam herkes için bir yol çizer derler. Lakin bazıları vardır ki kendi yollarını kendileri çizerler. Yaşam verili haliyle cazip gelmez, onu farklı kılmak isterler. Kapitalist modernite zihniyetinin yarattığı tüm algıları alt-üst ederler. Sistem içi köreltilmiş kölece yaşam bir kader değildir ve onu değiştirmek mümkündür diyerek daha özgür, daha güzel yaşamak ve yaşatmak için yol alırlar. Özgür bir dünya yaratmak mümkün düsturuna kulak verirler.   

Onlardan sadece ikisidir Bişeng ve Sara. Ama sırf bu tanım yetmez onları anlatmaya. Onları bu yolda farklı kılan meziyetler de bilinmeli. Anlamak ve anlamlandırmak gerek. Kısacık yaşamlarında kocaman izler bırakan bu iki can yoldaşı bilmemek eksik kılar yaşam hakikatini. Çünkü hakikat içerisinde iyi, güzel ve doğruyu barındırır. O nedenledir ki, bu gerçek ile yaşama arzusu duyanlar iyi güzel ve doğruya Bişeng ve Sara’ya dokunmadan ulaşamazlar. Çünkü onlar bu hakikatin bir parçasıdırlar. Kelebek misali ömürlerinde o kadar çok yol arşınladılar ki, hakikat yolunda iz sürdükçe kendilerinden de izler bırakarak yol aldılar. Her türlü barbarlığa, gericiliğe karşı kadınca bir yaşamın izini sürdüler. Kadınların kötülüğün dehlizlerinden  kurtarmak için aydınlığa giden yolda birer meşale oldular.  

Dalga dalga yayıldı sesleri 

İnananların mücadelesi, inananların kavgasıydı onlarınki. Yaşamın kavga olduğunu öncü komutanları Sakine Cansız’dan öğrenmişlerdi. Yaşamın inanç ile emek ile örülmesi için verdiler kavgalarını. En ücra köylere varana dek hiç vazgeçmeden yürüdüler Kürdistan’ı boydan boya. Ruh ve vicdan yürüttü onları, Apocu felsefenin yarattığı özgür kadın ruhunu yaydılar dört bir yana. Çok açık ki bütün bunları derin bir bilinç, derin duygu, sarsılmaz bir tutku ve çelikten bir inanç ile gerçekleştirdiler. Yol alırken pek görünmediler belki, sadeydiler, sessizce yol aldılar. Zaten öyle kendilerini görünür kılmak gibi bir dertleri de yoktu. Özgür kadın ideolojisinin birer elçisi, birer havarisi gibi yürüdüler. Adım attıkları her sokakta yankılandı ve dalga dalga yayıldı sesleri. Şimdi biliyorum ki dokundukları, iz bıraktıkları her yerde o meşaleleri devralanlar var. Manevi bağların, ahlaki ve vicdani sorumluluğun gereği olarak yol aldıkları her yerde meşaleler elden ele gezmekte. Onlarca yüzlerce genç kadın ardılları olmanın sözünü vermekte…
Yaşanmışlıklarını, acılarını, anılarını, sevinçlerini, iyi, güzel ve doğruya dair yarattıklarını anlatmak zor. Kürdistan’da kadın kahramanlığının adıdır Bişeng Brûsk ve Sara Hogir. Büyük devrimci ve mücadeleci iki koca yürek demektir. Tereddütsüz ve cesurca celladın üzerine yürümek demektir. Bakûr’dan Başûr’a, Rojava’dan Rojhilat’a, dört parça Kürdistan’dan Türkiye’ye adım atmadıkları yer kalmadı neredeyse. Amansız bir mücadele, büyük bir emek ve çaba ile yürüdüler. 

Pusudaydı yine saf kötülük

Sara ve Bişeng’in cesaret ve ses tonları, inanç ve kararlılıkları bile düşmanı ürpertmeye yetmişti. Ve cellada bürünmüş saf kötülük, analarının gözbebeklerini, halkının savaşçı nazeninlerini katletmek üzere kalleşçe bir pusudaydı yine.  Onlar ebediyen ölümsüzleşti ve halkının havsalasına nakşoldu. Peki ölüm ve saf kötülük kusan cellatları? Cellada bürülü soykırımcı ölüm makinesine ne oldu? Kürde yaşam hakkı tanımamaya yeminli, mütemadiyen gökten ölüm yağdıran ve katletmek ile böbürlenen TC tüm bunları yaparak kazandı mı? Yanıt hayır elbette. Sadece 4-5 Nisan’da Bişengler’in ardılı 35 genç kadın özgürlük saflarına katıldı. Sırf bu örnek bile siz öldürdükçe bizim çoğaldığımızın göstergesi. Yani bizi bitirmeniz, yolumuzdan alıkoymanız mümkün değil. Hakikate ermiş yürekleri kim alıkoyabilir ki yolundan. Kötülüğe başkaldıranın korkusu olmaz. O çoktan aşmıştır korku duvarlarını. Yürüyen cesarete dönüşmüştür. Ve şimdi Kürdistan’ın dört parçasında Bişeng ve Sara’nın korkusuz cesareti yürüyor. Yürüdükçe büyüyor, çalıyor ve yayılıyor.    

  

Cudî eteklerinde yeşerdi Bişeng

Bişeng, Cizîra Botan’ın kızıydı. Belki orada doğmamıştı ama dört yaşında adım attığı Cizîra Botan’a aitti. Kökleri oradaydı, Cudî’nin eteklerinde yeşerdi o. Ve kendini geliştirip yetiştirerek Cudî gibi heybete erişti. Yetiştiği kültür, konuştuğu ana dili, mütevazı duruşu ve emek ile ördüğü yaşamıyla Kurdewar’dı, Kürdistan’dı yani.  Ülke toprağı kadar sıcacık bakışları ile kucaklardı insanı. Samimi ve doğaldı. 14 yıllık yol arkadaşımdı. Bunca süre boyunca bir gün bile birilerini kırdığına, incittiğine tanık olmadım. Ne zaman ki bir yerde adı zikredilse işitenin yüzüne tebessüm konardı. İçten gelen sevgisi yaşamım boyunca ilham aldığım özellik oldu. Onu gören, onunla tanışan, adını duyan “ne güzel bir kadın” derdi. Avuçlarıma sığmayan küçücük yüreğinden taşan sevgi seli ile sarar kucaklardı herkesi. Güven duyardınız onun yanındayken.  Onda öfke sadece düşmanınaydı. Cizîr sokaklarında büyüyen her çocuk gibi o da iyi tanırdı düşmanını.Çünkü o topraklarda her yeni bir güne bir saldırı ile başlardınız. Bir sebep aramaya da gerek yoktur, Kürt olmak yeterliydi ölüm makinesinin hedefi olmak için. Yakın tarihimizde bunun sayısız örneklerine fazlasıyla tanıklık ettik. İnsan bedeniyle yakılan Cizîr bodrumları, Cemile’nin buzdolabındaki ve Taybet ananın sokak ortasında boylu boyunca uzanan bedeni hala hafızalarda capcanlı. İşte bu yakın örnekler derin izler bırakmışken başka da bir anlatıma gerek yok zaten.
Tüm bu yaşanmışlıklardan dolayı Bişeng iyi tanırdı düşmanını ve intikamı da büyük olsun isterdi. Çok okurdu, entellektüel birikimi, ideolojik yoğunlaşmaları oldukça güçlüydü. Tabii bir o kadar da mütevazıydı. Öğrendikçe öğreten, paylaşan, çoğaltan yanlar onda karakteristik özelliklere dönüşmüştü. Bişeng “coşkulu” ve “mutluluk” kelimelerinin anlamlarına karşılık gelir. Geniş vadileri sulayan önü alınmaz bir şelaleydi adeta. Okyanuslara yol alan bir nehir veyahut. Öylece akardı yatağına doğru. Genç bilge bir kadındı. Adı, tam da devrimci yaşam coşkusuna, akışkan ruhuna yakışmıştı. Devrimci kişiliğine yakışan ismi ne de güzel taşırdı. Farklı bir çekim gücü, enerjisi vardı Bişeng’in. Sevgisini kelimelere dökmezdi, siz hissederdiniz sadece. Ve karşılıksız kalmazdı bu sevgi çünkü yürekten gelen her sevgi damlası karşı bir çekim de oluşturur.

Cîlo dağlarının ceylanı: Sara

Ve Sara… Cîlo dağlarının ceylanıydı. Hiç ayrılmak istemediği o mekanları hep yüreğinde taşıdı. Anlatımlarında birer anı olarak döküldü dillere. Cizîra Botan’ın komutanı değildi sadece, kah Mexmûr, kah Behdinan, kah Rojhilat nerede olmak gerekiyorsa oradaydı, tereddütsüzce.
Riha’nın isyankar kadınının izlerini bulurdunuz onda. Modernitenin insan kandıran şaşalı gerçeğinden uzak, sade ve doğaldı Sara. Bu sadelik onun üslubuna ve duruşuna da sirayet etmişti. Onunla ilk sohbetinizde hemen anlardınız bunu. Sıcacık sarmalardı sizi. Yaşamının her anını örgütlü kılan, adanmışlığın sembolü Sara, okuyan Sara. En çok da gerilla anıları okurdu. Her okuduğu gerilla anısıyla adeta o anları yaşardı. Kitapları okumuyor, onlarla yaşıyor gibiydi. Aklı ve ruhu ile özgürlük öğretisiyle yaşamayı esas alan, halkın acısını her an hisseden Sara. Melek saflığı, tanrıça bilgeliği onun şahsında vücut bulmuş devrimci bir militandı. İmkanların kıt olduğu en zor koşullarda, maddi beklentilerin içine girmeden var etmeyi başaran, her anını Rêber Apo ile geçirmeyi esas alan yiğit bir Kürdistan kadınıdır Sara. 

‘Yüzünü güneşe çeviren insan gölge görmez’ 

Herkes farklı olmak ister yaşamda, farklı kılmak ister kendini. Bilgelerin, aydınların görüşlerinden feyz alır. Budistler nirvanaya ulaşmak derler, Hallac En-El Hak, nice tasavvufçular daha birçok yol ve öğreti dillendirirler. Ancak ‘yüzünü güneşe çeviren insan gölge görmez’ derler. Bişeng ve Sara büyük aşk ve sevgiyle yüzünü güneşe çevirenlerdendir. “Birini tanımadıysan kimin ve neyin peşinde olduğuna bak, anlarsın” der Mevlana. Onlar yüzünü ve yönünü Rêber Apo felsefesine ve kadın kurtuluş mücadelesine verdiler. Bişeng 2010’da Eskişehir’den Sara ise 2011’de Mersin’den yönünü özgürlük saflarına verdiler. Her ikisi de üniversite okuduğu yıllarda özgürlük hareketine katılmaya karar verdi. İkisi de ’90’lı yıllarda birer abilerini Kürdistan topraklarına verdi. Ve abilerinin peşi sıra yürüyerek kavganın acısını ve güzelliğini bilerek genç ömürlerini büyük bir aşkla adadılar. Yürekten gelen bir sevgi ile adadılar kendilerini bu kavgaya ve yürekten sevgimizle girdiler toprağa ve yine bizim yürekten sevgimizle yeşerecekler topraktan sozsuzluğa. 

Sonsuz sevgi ve minnetle öpüyorum genç yüreğinizden…

28 Temmuz 2023’te Medya Savunma Alanları’nda şehit düşen
Bişeng Brûsk (Rojda Bilen) ve Sara Hogir’in (Gülsün Silgir) anısına…