Zîlan’lı Berivan

- Newaya Jin
175 görüntüleme
Çocuklara ışıklı masallar anlatılmadı bizim yurdumuzda. Hiçbiri şen şarkılarla büyümedi. Ol sebepten sessizliğin içinde atılan çığlıkları duyacak, gülen bir çehreden taşan acıyı görecek kadar inceydi ruhları. Halkına zulümden ve ölümden öte bir şey vermeyen düşmanını çabuk tanıdı çocuklar. Yaşamın hep bıçak sırtında olduğunu, o derin acının binlerce kez kanatıp yaşattığı insanlara bakarak öğrendiler.

Ve büyüdüler…
Gençliğin hoyratlığını hiç yaşamadan tarihin yükünü omuzladılar. Temmuz sıcağında derelerinden kan akan bir şehrin çocuğu olan Berivan gibi. Vadilerinin, ovalarının, dallarının ve dağlarının insan çığlıklarıyla inlediği, sonra ölümün tüm seslerin üzerini örttüğü Zilan’ın kızlarından biriydi Berivan. Yarım yamalak, fısıltıyla, gözyaşlarıyla anlatılan, masal olamayacak kadar dehşet dolu öykülerden dinlemişti Zilan katliamını.

Rüzgar ölülerin çığlıklarını taşırdı

Sömürgeci Türk devletinin 13 Temmuz 1930’da yaşlı, genç, çocuk ve kadın demeden 15 binden fazla Kürdün katledildiği, 220’den fazla köyün imha edildiği Erciş’te rüzgar ölülerin iniltilerini, çığlıklarını taşırdı. Rüzgarın fısıltısına kulak verdi ve sesini huzura erdirmeyi boynunun borcu bildi Berivan Zîlan. Karnı süngüyle deşilen anaların, ölüme tutunarak yaşayan çocukların, ölü bedenlerine tecavüz edilen genç kadınların intikamı olmak istedi. Ağabeyi Ciwan’ın anlattığı hikayelerin sonunu değiştirmek ve kendi hikayesini yazmak istedi. 1991 yılı Ağustos ayında kuzenleriyle birlikte özgürlük mücadelesine katıldı. Ve Serhat’tan katılan onlarca gerilla gibi soy ismini Zilan yaptı. Her gün bir besmele gibi anılsın diye tarihten silmek istedikleri bu coğrafya, böylece Berivan Zilan oldu. 31 yıllık devrimci yaşamının her anını dolu dolu yaşadı. Soluksuz yürüyüşünde Kürdistan’ın her parçasını gezdi ve her yerde bir parçasını bıraktı.
Yüreğini Serhat’a bıraktı. Aysız gecelerde yeryüzünü incitmeyen adımlarla baştan başa dolaştıkları Serhat’ı özledi hep. Dorukları, amaçları gibi yüce Ararat’ın savaşçılarını ve yol arkadaşlarını unutmadı. Ateş başı sohbetlerini, kar altında yürüyüşlerini, ölüm ve yaşamın kıyasıya tutuştuğu varlık savaşının yaşandığı Serhat gerillacılığını hiç ama hiç unutmadı. Ve, Ararat’ın gerçek sahiplerinin sırtlanlara ölümüne direndiği 1994 yılını unutmadı.

Zîlan katliamı her dem pusulası oldu

Gittiği her eylemde, Geliyê Zîlan’ın ve Serhat’taki yoldaşlarının intikamını alacağına söz verdi. Bir insan yaralanmasını bir sevincin kaynağı yapar mı? Berivan yaptı. 30 yılı aşkın gerilla yaşamının en ışıklı anılarından biriydi tedavi süreci. Onu bu kavgayla tanıştıran ağabeyi Ciwan’la (Musa Kazım Hezer) karşılaşma fırsatı buldu. Dört yıl sonra gerilla olarak görmüştü ağabeyini. 94 yılında Xakûrkê’nin Arê mıntıkasında Berivan yaralıyken bir hastanede karşılaşmıştı. Pansuman için herkesi dışarıya çıkarmaya çalışan doktor ağabeyini çıkarmayı başaramamıştı. Öylesine köşede bekliyor ve gözlerini ondan ayırmıyordu. Kimse onun neden çıkmadığını bilmiyor, merak ediyordu. Çünkü ağabeyi olduğunu bilen yoktu. Doktorların elinde yaranın acısına katlanırken, Ciwan yoldaşın duygulu bakışlarıyla acısını hafifletmeye çalışıyordu. Birbirlerini anlamaları pek güç olmamıştı. Savaşın gerçekliğine bir kez daha duygular karışmıştı. Bir kez daha yemin ettiler Serhat uğruna. Bu kez sözle değil birlikte söyledikleri ‘Rûm Ketiye Geliyê Zîlan’ klamıyla. Zîlan katliamı, devrim yürüyüşünde her dem pusulası oldu Berivan’ın. Ağabeyi Ciwan ile son karşılaşmalarında bu sorumluluğu hatırlattılar birbirlerine.
Rêber Öcalan’ın esaretinden 15 gün sonra karşılaştığı ilk yoldaşından ağabeyinin şehadet haberini almıştı.
“Şehadet haberini çok daha önceleri almış olsaydım belki de bu acıyı taşıyamayacaktım. Ama acıların en büyüğünü ve en derinini yüreğimde taşırken bu haberi almıştım. Evet yüreğim parçalandı, darmadağın oldum. Aslında hikayemiz yarım kalmıştı. Ama önderliğe ve yoldaşlarıma sımsıkı bağlarla bağlanarak güneşe uzanan yolda yürüdüm.”
“Ölüm kimliksiz bir varlıktır ama, yaşamın adı özgürlüktür” diyen Ciwan yoldaş Kasım 1998’de genç ruhunu toprağa bırakmıştı. Ağabeyi Ciwan, Zilan katliamına dair bildiği her şeyi, tanıklıkları, duyguları gerilla defterine not ederdi. İlerde bunları kitaplaştırmak istiyordu. 1993’te çıkan bir operasyonda notları düşmanın eline geçti ve yakıldı. Ciwan’ın şehadetinden sonra bu sorumluluğu yerine getirmek Berivan’a düştü.

Tarihin yapıcılarını hatırlayın

Ağabeyi şehit düştüğünde onun yarım bıraktığı işi tamamlamak için yazmaya başladı Berivan. Bir gerillanın yazarlık serüveni böylece başladı. Elde kalan değil yürekte ve zihinde saklı olanlar ona yol gösterdi. Zilan katliamından Serhat direnişine uzanan tanıklıkların özeti olan Zilanlı Ciwan kitabı böylece basıldı. Serhat’ta birlikte gerillaya katıldığı kuzenleri Rojhat’ı, Kamuran’ı anlattı kitabında. Ve Serhat gerillasını; Viyan’ı, Renas’ı, Cemşit’i, Ruken’i, Roza’yı, Sara Star’ı, Hebûn’u. Artık çocuklar dehşet ve korkudan ibaret masallar dinlemek zorunda kalmadı. Serhat ve Zagros şehitlerinin gülüşleri, özlemleri, dirençleri ve fedakarlıklarının sınırsızlığını Berivan sayesinde öğrendiler. Onların hayata kattıkları anlamları ve değerleri nasıl yücelttiğini… Ciwan’ı Berivan romanı ile, Şengal’in süvarisi Agit Ciwyan ise şiirin diliyle anlatmıştı. Tarihin yapıcılarını hatırlayın istemişlerdi. Kavgaları ve çabaları bunun içindi. Yaşamlarını hiç tereddüt etmeden feda edişleri bundandı.
Agit Civyan’ın mısraları unutmaya karşılık bir çığlıktı.

Düşerse bir gün yolunuz

Cilo’ya Çarçella’ya

Ve dalarsanız enginliğine

Zulmün bin yıllarına

Çıplak yürekleriyle göğüs gerenleri hatırlayın

Hatırlayın ki bedenleriyle gökkuşağının renklerini barındıran

Ciwanlar’ı unutmayasınız

Yurtseverliği devrimci kadın öncülüğüyle keskinleştirdi

Berivan otuz yılı aşkın gerilla yaşamında dağlar, kimlikler, tecrübeler, anılar ve bağlılıklar biriktirdi. Kadın özgürlük mücadele tarihinin 90’lardan bu yana soluksuz, kesintisiz yapıcılarından biri oldu. Kendi yaşamı da bir tarihti. O, Zilan’ın ilk kadın gerillası ve ilk kadın çığlığıydı. Hayatındaki ilk önemli eşik Gülnaz Karataş ile aynı mevzide savaşmasıydı. 1992 yılında ihanetin ve işbirlikçiliğin kuşatmasını kırdıkları Xakurkê -Geliyê Azadiyê direnişiydi. Beritan’ın yoldaşı ve silah arkadaşı olmanın onurunu manga komutanlığından tabur komutanlığına Zagroslar’dan Serhat’a kadar her yerde ve her biçimde layıkıyla yerine getirdi. Kadın devrimine giden yolun ilk taşlarını döşeyenlerden biriydi. Kadın tarihinde derinleştikçe Kürdistan’ın yitikliğinde derinleşiyor, Kürdistan’ın mazlumluğunda derinleştikçe kadının yitik varlığını buluyor ve özgürlüğün, yurtseverliğin bütünlüğünü devrimci kadın öncülüğüyle keskinleştiriyordu. 1995’te yapılan ilk YAJK kongresinin delegesi olarak Serhat’a yol aldı. Zorlu bir yolculuk geçirdi. Çatışmalar ve kayıplarla geçen bir yolculuktan sonra Tendürek’e ulaşmayı başardı. 1996 yılına kadar Serhat’ta kalan son kadın gücünün komutanlığını yaptı. Şehit Leyla Agirî ile burada tanıştı. Bundan sonra yollar, ayrılıklar değil yürek ve Serhat sevdası bu iki devrimci kadını buluşturdu. Hiç kopmazcasına bağlandılar birbirilerine. 1997-98 yılları arasında kaldığı akademi devresi de ikinci önemli eşikti Berivan’ın yaşamında. Rebêr Apo’dan aldığı eğitim öylesine güç verdi ki Berivan’a, bu güç bundan sonraki mücadele hayatının temel harcı olacaktı. Tedavi sorunları olduğu halde bir an önce pratik mücadele sahasına dönmek istedi. Berivan’ın devrimci yaşamı sadece gerillacılıkla sınırlı değildi. Mexmûr, Başûr, Rojava’da halk faaliyetlerinde her zaman en zor koşullarda aranan ve başaran öncü oldu. Zorluk adeta kendisini başarıya koşullayan bir gerekçeye dönüşüyordu. Yurtseverliğin tarih bilinciyle güçlü bağını, kadın özgürlük inancıyla bütünleştirmiş ve kendisinde buluşturmuştu. Başûrê Kürdistan’da inşa kadrosu, Ermenistan’da eğitimci, kültür çalışmalarında çok sevdiği dengbêjlik kültürünü yaymaya ve kalıcılaştırmaya çalışan bir sanatçıydı.

Direniş mevzilerinde bir komutan oldu

Kalbimizin en ince yerinde saklı olan Efrîn başka önemli bir dönemeçti. Acılardan, ayrılıklardan, yitirmelerden sonra vardığı bu şehir yaralarını sağalttı. Devrimciliğin, yaratımların, emeğin ve tecrübenin sınırının olmadığını öğrendi. Devrimin güzelleştirdiği bu şehri savunma zamanı geldiğinde en ön cephede Berivan vardı. Önce halkı tek tek mevzilendirdi -ki Efrînliler halen onun insiyatifi eline alıp korkusuzca mevzileri gezişini anlatır-. Sonra direniş mevzilerinde bir komutan oldu. Şehirden çıkmak zorunda kaldıklarında şehit arkadaşlarına ait tüm eşyaları yanına alarak ve halkla birlikte kilometrelerce yol yürüyerek Şehba’ya ulaştı. Efrîn olmasa da halkıyla birlikte olmak ona hep iyi geldi. Ve Efrîn’den topladığı taşları bir gün geri bırakacağı umuduyla hiç yanından ayırmadı. Serhat’dan sonra en çok gönül verdiği ve kendinden bir parça bıraktığı bu topraklara geri dönmezcesine bağlandı.

Kürdistan’ı sömürgecilerden kurtarmak için

Efrîn’e olan özlemini, orada toprağa verdiği Şiyar Malatya’nın sesiyle gidermeye çalıştı. ‘Yeniden özgürleştirene kadar rahat uyku uyumayacağım’ dediği Efrîn kadar kadim ve kalbinde taşıdığı Ararat kadar derin bir acı bıraktı yüreklerde Berivan’ın şehadeti. O nasıl direndiyse düşmana, nasıl sağalttıysa acısını, nasıl gerçekleştirdiyse gidenlerin umudunu ve tarihin akışını nasıl değiştirdiyse, geride kalan bizlerin tek gayesi ondan bir parça olabilmektir, Berivan olabilmektir. Serhat’ı, Efrîn’i, ülkemiz Kürdistan’ı sömürgecilerden kurtarmak için, çocuklarımıza ışıklı masallar anlatabilecek, gençlerimizle neşeli şarkılar söyleyebilecek, analarımıza çiçeklerle bezeli bir ülke armağan edebilecek günlere kavuşmak için kavgamız sürecek.

Berivanlar kavgamızda yaşayacak…