Kadın devriminde öz savunma

- PAJK Koordinasyonu
265 views
Erkek karşı devriminin kurumlaşması ve kadın statüsünün oluşumu kadınlar üzerinde yürütülen bir dizi operasyonla gerçekleşmiştir. Rêber Apo esasta 4 büyük operasyondan bahseder. Bunlar: “kadını ilk ev kölesi haline getirmek, seks aracı kılmak, ücretsiz, karşılıksız emekçi haline getirilmek, en ince meta, metaların kraliçesi kılmak.”

Bu statünün inşasının yöntem ve araçları günümüze kadar da yürürlükte olan kadına yönelik şiddettir. Kadınların mücadelesi ile çeşitleri ve tanımları genişleyerek BM’nin belgelerine de giren bu şiddet biçimleri süreklileşen tarzda kadınların mevcut statüde tutulmasının garantisidir. Şiddet sadece kadınların baskı altına alınmasını, bazı işlere zorlanmaları, kısıtlanmaları anlamına gelmez. Her kadın çocukluğundan itibaren, genç kadınlık döneminde ve yaşamının bir döneminde mutlaka bu şiddet yöntemlerinden birkaçına maruz kalmaktadır. Recm, tecavüz, hunharca öldürme, dövme biçiminde somutlaşan cinayet ve fiziki şiddet esasta bir kadına ya da bir grup kadına uygulanarak tüm kadınların tehdit edilip korkutulması eylemleridir. Bu şiddet biçimlerinin bıraktığı izler bedenen, ruhen, duygusal ve düşünsel olarak sakatlanmalara, yaralanmalara yol açar. Özgürleşmeye adım attığımızda ayağımıza dolanan geri, geleneksel özelliklerimiz bir yanıyla bu şiddetin şekillendirdiği kişiliğin yaşamımıza yansıma biçimidir. 

Şiddetin görünmeyen yüzü daha yaygın

Kadına yönelik her türlü şiddet kadınların tepkilerine ve eylemlerine yol açıyor. Ancak bu gücü, örgütlenmeyi ve imkanı bulmayan milyonlarca kadın şiddete katlanmaya devam ediyor. Şiddetin görünmeyen yüzü daha yaygın ve derindir. Çoğunlukla rakamlara yansıyan polis, devlet kayıtlarına yansıyan ya da kadın hareketlerinin çabalarıyla açığa çıkan vakalardır. Dile gelmeyen, görünmeyenler ise intiharla, sessizlikle, delilikle, travmatik durumlarla ya da katlanmakla, şiddete uğramamak için kendinden tavizler vererek görünmez kılınmaktadır. Kadın kırımını protesto eylemlerinde yankılanan “bir kişi daha eksilmek istemiyoruz, ölmek istemiyoruz, katil sensin, tecavüzcü sensin” sloganları ve tecavüz suçlularını serbest bırakan mahkemeleri ateşe veren Meksikalı kadınların eyleminde olduğu gibi dünyanın her yerinde kadın kırımı karşısında mahkeme, polis, siyasetçileri sorumluluğa, suçları engellemeye, suçluları cezalandırmaya çağrılar oldu. Erkeklerden kadın ve çocuklardan ellerini çekmeleri istendi. Ancak sorun daha derin, şiddet örgütlü ve kurumsal, ordular ve silahlar büyük oranda devletlerin ve erkeklerin tekelindeyken bu eylemler ve çağrılar katilin insafa gelmesini bekleme ya da deşifre edilmesini aşan boyutlara ulaşamaz. Şiddetin kaynağı olan kurumlardan onu önlemeleri beklenemez. Bu nedenle kadın devriminin temel gündemlerinden birini öz savunma oluşturmalıdır. Öz savunmasızlık en küçük özgürlük adımlarından hukuksal alandaki haklara, devrim değerindeki başarılara kadar elde edilen her kazanımın risk altında olmasıdır. 

Pontia, İştar ve Sitiya Nisra’nın mirası

Toplumsallığın kurucusu olmaları düşünüldüğünde kadınların savunma sistemlerinin bilgisinden yoksun olmaları düşünülemez. En eski tanrıça heykellerinden biri olan Çatalhöyük’ün Pontia’sının elinin altındaki iki kaplan, aynı zamanda savaş tanrıçası olarak bilinen İştar’ın aslanın sırtındaki heykelleri ve savaş baltasının sahibi olması bunun arkeolojik ve mitolojik kanıtlarıdır. Dahiyane savaş stratejisi ile düşmanlarını yenen Semiramis, Roma’ya karşı savaşında esir düşen Zennube savaşçı kraliçelerdir. Savaşçı Amazonlar en fazla bilinen örneklerdendir. Kadın tarihi araştırmalarında her geçen gün haklarında yeni bulgu ve belgelere ulaştığımız nice kadın kahraman ve örgütlü kadın savaşçıların varlığı kadınların öz savunma sistemlerinin tarihsel dayanaklarını oluşturur. Kabile ve aşiretlerin direnişlerine önderlik eden kadın komutanların izlerine başta Kürdistan ve Ortadoğu olmak üzere, Afrika’da, Latin Amerika’da ve daha birçok kültürde rastlanır. Bu tarihsel hafızayı koruyan Êzidi kadınlar kendilerini DAİŞ zulmünden kurtaran gerillaları, kendi savaş tanrıçaları Sitiya Nisra’nın ordusu ile özdeşleştirmişlerdir. 

Wen-Do, Roze Zora, Gulabiler örnekleri

Kadınların topraklarını, halklarını savunmak için ulusal kurtuluş hareketlerinde, faşizme karşı cephelerde, sömürgeciliğe karşı savaşlarda, gerilla hareketlerindeki katılımları ve gösterdikleri kahramanlıklar bu geleneğin sürdürülmesidir. Avrupa ve Kuzey Amerika’da 1970’lerde ortaya çıkan ve bir kısmı gizli örgütlenen feminist öz savunma örgütleri Wen-Do, Rote (Kızıl) Zora ile fuhuş ve porno sektörlerine yönelmiş, taciz ve tecavüzcü erkekleri cezalandırmış, kadınlara bireysel öz savunma teknikleri öğretmişlerdir. Afganistan’da RAWA Taliban’a karşı, Hindistan’da Gulabiler Çetesi şiddet uygulayan erkeklere karşı öz savunma temelinde örgütlenmişlerdir. Tarihsel deneyimler ve bu örgütlenmelerdeki rolleri ve potansiyelleri gösteriyor ki aslında kadınlar savunmasız kurbanlar olmayı kabul etmemişlerdir. Ancak öz savunma sistemleri kırılmış, bunun bilgisinden, araç ve yöntemlerinden, örgütlenmesinden yoksun bırakılmışlardır. Erkekler ve devletlerin ortaklaştığı militarizm yükseldikçe bu alandaki boşluk derinleşmiş ve kadınlar daha fazla şiddete maruz bırakılmışlardır. 

Öz savunma bir varoluş sorunudur

21. yüzyılda öz savunma başta kadınlar olmak üzere kapitalist kudurganlığın hedefindeki her kesim için hayati bir ihtiyaca dönüştü. On yıl kadar önce kadınların silahlanıp savaşmasını militarizm ile özdeşleştirip eleştirenler dahi artık bireysel ve örgütlü öz savunmanın gereğini dillendirmekteler. Bu bilincin gelişmesinde hareketimizin de çok önemli bir etkisi vardır. Öz savunma geniş manada kendini, değerlerini, onurunu, kazanımlarını savunmaya dayanır. Bu yönüyle kadın devrimi açısından varoluşsal bir konudur. Devletler ve erkekler kullandıkları fiziki, psikolojik, cinsel, ekonomik, sözlü şiddet yöntemleriyle kadınları savunmasız yakalamaya, savunmasız bırakmaya odaklanır. Kadınlara ataerkilliği, erkek egemenliğini, faşizmi kavratırken, onlara karşı kendini savunabilme stratejilerinin öğretilmesi kelimenin gerçek anlamıyla hayatidir. Bireysel savunmadan örgütlü savunmaya, legal olabileceği gibi illegal olanına, ordulaşma temelinde olabileceği gibi küçük öz savunma birimlerine kadar geniş bir yelpazede düşünmeye, örgütlenmeye ve eyleme geçmeye ihtiyaç vardır. Şiddete karşı koyacak iradenin ve örgütlenmenin geliştirilmesi kadın kimliğinin özgürlük temelindeki inşasının temellerini oluşturur. Kürdistan Kadın Özgürlük Hareketi deneyiminde özgür düşünce, eylem ve özgün örgütlenmenin ilk adımının kadın ordulaşması ile atılması bu yüzyılın öncü kadın partisi haline gelmede doğru noktadan başlangıç yapmayı sağladı. Sadece kendini savunan, saldırılara karşı koyabilen değil, komutanlaşan kadın önderler açığa çıkarabilen bir deneyim oluştu. 

Kördüğüm çözüldü

Kadın savunma gücü kadınların bir araya gelerek askeri konularda yetkinleşmesi olarak görülemez. Bu açıdan ordu kurmak bir adımken asıl önemli olan onun savaşçısı ve komutanı olabilecek kadınların ortaya çıkmasıdır. Kadın komutan ya da savaşçının eğitimi geleneksel ve modernist binlerce düğümün çözülmesiyle gerçekleşen üst düzeyde kadın özgürleşmesini gerektirir. Önderliğin “Zilan komutan ben onun emir eriyim,” sözleriye tanımladığı Zeynep Kınacı, Fikri Baygeldi arkadaşın komutanım dediği Sema Yüce, teslimiyeti kabul etmeyerek sonuna kadar direnen Bêrîtan arkadaş, onlarca savaşta yüzlerce gerillaya başarıyla komuta eden Hanım Yaverkaya, Sozdar Xelila, Hozan Mizgîn, Suna Çiçek, Delal Amed, Çiçek Kiçî, Rojîn Gevda, Armanc Goçkar, Berçem Cîlo, Çiçek Kurtalan, Têkoşîn Batman, Gulçiya Gabar, Leyla Amed ve daha sayılabilecek nice komutan kadının özgürlük düzeyini yükseltmek kadar yaşam ve eylemleri ile egemen erkekliğin yıkımını sağladılar. Kadının öz savunma gücünü açığa çıkarmada Kürdistan kadın özgürlük hareketi olarak dayandığımız miras, edindiğimiz deneyim tüm dünya kadınları adına çok değerli bir kazanımdır. 

Kendini örgütleme en büyük savunmadır

Hiçbir kadının örgütsüz kalmaması, yaşamın her alanına kadının söz, karar ve iradesini yansıtan özgün-özerk kadın sistemimiz, kadın partisi ve öz savunma sistemini kurarak ektiğimiz tohumun fidana dönüşmesidir. Tohumdan fidana dönüşme bir aşama olsa da hala kırılgan ve tehlikelerle karşı karşıyadır. Kadınların örgütlenmesi, siyasette ve diplomaside temsiliyet kazanması, öz savunmada kurumlaşmaları, kültür-sanat örgütlenmesi, basın-yayın organlarına kavuşması, akademilerini oluşturmaları devrimsel gelişmelerdir. Ancak devrimimizin kadınların yaşamını değiştirme, kadın erkek ilişkilerini dönüştürme, aileyi demokratikleştirme, kadın özgürlüğü kaynaklı toplumsal sorunları çözmede kat etmesi gereken mesafeler vardır. Oluşturduğumuz kurumlar toplumsal alanın tümünü kapsayacak düzeye kavuşabilmiş değildir. Sürekli savaş, çatışma, tutuklamaların olduğu bir zeminde alternatif sistemi inşa etmenin zorluklarını da yaşamaktayız. Kurumlarımız kapatılmakta, çalışanları tutuklanmakta, devrimci öncülerimiz katledilmekte, savaş gerçekliğinde birçok sosyal çalışma yarıda kalabilmekte, toplumsal sorunlar daha da ağırlaşabilmektedir. Bu durum kimi zaman boşlukların oluşmasına yol açabiliyor ve boşluk oluşan her alana erkek egemenliği sızarak kazanımlarımızı ortadan kaldırabilmektedir. İster dağda ister zindanda isterse toplumsal alanda kadın örgütlülüğünün zayıfladığı her alan bir kadın kırımı alanına dönüşme potansiyelindedir. Bu da devrimin inşasını ataerkil geleneklerin, kapitalist kültürün saldırılarına karşı koyabilecek bir eksende geliştirmeyi zorunlu kılmaktadır.

• *PAJK’ın ‘Kadın Devrimi’ belgesinden derlenmiştir.