Enternasyonalist Apocu kadın gerilla, Tijda Zagros

- Nurhak Rojevin
293 views
Çoğu zaman tercih edilenin değer ve anlamını kavrayabilmek için o tercih uğruna reddedilene de bakmak, insana daha doğru fikirler verebilmektedir. Bu temelde bazı tercihlerde bulunan insanların değerini ve yüceliğini anlamak için onların bu tercih uğruna nelerden vazgeçtikleri, neleri reddettikleri ve neleri göze aldıkları belirleyici olmaktadır.

Özgürlük hareketinin soy damarlarını ördüler

Ortadoğu ve Kürdistan gerçekliği denildiğinde ilk akla gelen durumlardan biri şudur: Bu toprağın çocuklarının bile orada yaşamak istememesi, kaçıp terk etmek için ölümü göze almaları ve çoğunlukla bu kaçışın yönünün Avrupa olduğu gerçeğidir. Ancak bazı insanlar da var ki; onlar bunun tersini yapıp Ortadoğuluların koştuğu Avrupa yaşamını elinin tersiyle itip, Ortadoğu’ya koşarak tarihin akışına ters bir doğrultu belirlemektedirler. Sadece bununla da kalmamakta Ortadoğu’nun merkezinde, savaşın en çetin yüzüyle karşı karşıya olan Kürdistan’a ve Kürdistan dağlarına koşmaktadırlar. Peki neden? Nedir onları Kürdistan dağlarına böylesine çeken gerçeklik? Ta en başından; Kemal Pir, Haki Karerlerden bu yana yüzlerce enternasyonal devrimci tarafından bu hareketin soy damarları örüldü. Bugüne dek gelmiş geçmiş hareketler arasında, kendisini en enternasyonalist olarak tanımlayanların bile böylesine enternasyonal bir birikimi, böylesine soylu damarları olmuş mudur acaba?

Sıra dışı olan, zoru seçmektir

Akıl çağında, akılcılığın merkezinden akıl dışı sayılan bir coğrafyaya yönelmek; kapitalist modernitenin akılcılığına göre son derece sıra dışı bir duruş, bir tavır, bir yürüyüştür. Peki, bu yürüyüş nasıl bir yürüyüştür? Bu insan, nasıl bir insandır? diye sormak gerekir. Her ne kadar kapitalist modernite çağı, bu sorunun yanıtını verebilmek açısından en zor çağ olsa da; biz ancak en sıra dışı olanı seçerek, sıra dışı olanı anlayabiliriz. Çünkü çoğu zaman sıra dışı olan, zoru seçmektir. Ve çünkü bu sistem, kendi sınırlarının dışında kalmayı tercih edenleri ‘sıra dışı’ olmakla, hatta ‘delilikle’ suçlayan ve yargılayan bir sistemdir. Heval Tijda da aslında tam da böyle yaptı. Kapitalizmin merkezinden kaçarak, onu terk etmekle farklı bir tercih yaptı ve bu tercihiyle sisteme en ağır darbelerden birini vurdu. Çünkü kapitalizm insanlığa şunu öğretmişti: ‘Akıllı ol; akıllı olan ancak kendi çıkarını düşünür, başkalarını değil.’ Kapitalist sistemin kendi çarklarında erimeyi akıllıca, kendini reddetmeyi ise akıl dışı olarak lanse ettiği koşullarda, Apoculuk ve Apoculardan daha ‘delisi’ olamazdı.”

Yaşamın kendisiydi

Bazı insanları anlatmak gerçekten kolay değildir; onlarla yaşamak gerekir. Çünkü bazı insanlarla yaşarken aynı zamanda o insanları yaşarsınız da. Daha doğrusu, bazı insanlar vardır ki; birtakım özellikleriyle yaşamın kendisidirler. Onlar yaşanmalıdır. Nitekim, size kendilerini bir şekilde dayatır, yaşatırlar; kendilerini sizde yaşatırlar. Onların öyle bir çekim ve etki alanı vardır ki, kimse o alanın dışına çıkamaz. İstesen de kaçsan da çıkamazsın. Anlatmak, her ne kadar bir borç ve sorumluluk olsa da, beyhudedir. Bu belki de yaşamın anlatımla, dille, sözle, en bağsız, en bağdaşmaz bir gerçeklik olması nedeniyle böyledir. Yaşamın, yaşarken anlaşılmaması da bundandır. Ona şöyle bir durup, biraz geriye çekilip, biraz dışına çıkıp, bir de öyle bakmak gerekir. İşte o zaman ayrıntılar, teferruatlar, şunlar, bunlar, gelip geçici şeyler insanın gözünden ve zihninden silinir; yalın gerçekliğin, hakikatin kendisiyle baş başa kalırız ve işte o zaman farkına varır, anlarız. İşte Heval Tijda böyle bir insandı; böyle bir yoldaş, böyle bir devrimciydi.

Müthiş bir yetenek ve zeka sahibiydi

Ondan bahsetmek istediğinizde, insan nereden başlayacağını bilemez. Askeri anlamda, düşünsel anlamda, yaşamsal ve kültürel her konuda elini attığı, kafasına koyduğu her şeyde müthiş yetenek ve zekasının farkına varmak hiç zor değildi.
Yeri geldiğinde, uzman bir keskin nişancı olarak arkadaşlarını eğitirdi; bütün silahlara hâkimdi. Geldiği eğitim devrelerinde, eğitim almaya mı yoksa vermeye mi geldiğini anlamak zordu.
Yeri geldiğinde dikiş yapan bir terzi olur, saatlerce hatta günlerce yoldaşlarının elbiselerini dikerdi. Gecenin bir yarısında dikişe ara verip, istikam çalışmasından yorgun dönen arkadaşlarına hiç üşenmeden yemek hazırlamak için koştururdu.
Bazen ressam olur, günlük yaşamımızı beş dakikada tahtaya resmederdi. İncelikli ve derin mizah anlayışıyla kimsenin göremediği ayrıntıları fark eder, yanına not alır; morallerimize moral, renk katardı.

Rêber Apo’yu bir düşünce olarak görür ve o düşünceye katılır

Rêber Apo’yu ve felsefesini anlamak için yoğun bir çaba gösterirdi; çünkü Heval Tijda hepimizden daha fazla olarak Rêber Apo’ya katılmıştı. Rêber Apo’yu bir düşünce olarak görürdüğünü ve o düşünceye katıldığını söylerdi.
Aynı zamanda Nietzsche hayranıydı; onunla Nietzsche üzerine saatlerce tartışabilirdiniz, bundan büyük keyif alırdı. Ve daha birçok ayrıntı…

Yaşamı bir manifestoydu

Bu dağlarda onun gibi, evrensel ve enternasyonal birçok devrimci gördük. Her biri insanlık onuru, şerefi ve namusu adına yaşamış; hayatları adeta birer manifesto olan insanlardı. Bencilliğin, bireyciliğin, mezhepçiliğin, dinciliğin ve milliyetçiliğin özgür insanlığa hizmet etmediğini; tercihleri ve yaşamlarıyla ispat eden bu insanların yaşamlarına ancak bir manifesto olarak bakılabilir. Ve ancak bu şekilde okunur, bu şekilde anlaşılabilirler. Ben ne zaman ‘Acaba neden bu dağlardayım? Başka türlüsü daha iyi olmaz mıydı?’ diye düşünecek olsam, hep onun gibi yoldaşlar gelir aklıma.
Böylesine bir insan, ta oralardan kalkıp bu dağlara, bu şikeftlere geldiyse; bu raxtı, bu silahı kuşandıysa ve bunu hepimizden daha büyük bir anlamla, daha büyük bir heyecan ve istekle yapıyorsa, biz kesinlikle yanlış yapıyor olamazdık. Kesinlikle en doğrusu buydu. İnsana en yakışan da buydu. Çünkü en gerçek, en hakiki insan böyle yapıyordu. İşte bu yüzden Heval Tijda gibi devrimciler ve sosyalistler; onların yaşamları ve tercihleri, sadece bizim için değil, insan olmak isteyen ve insan kalmakta ısrar eden herkes için, geçmişte olduğu gibi bugün ve gelecekte de gerçek bir referans olarak var olacak, yaşamaya devam edecektir.

 Heval Tijda,

Ülkemize, dağlarımıza, yaşamımıza, anılarımıza;
Anlam kattı, derinlik, zeka, yetenek kattı,
Mizah kattı, emek, iş, eylem kattı,
Evrensel ve enternasyonal ruhunu kattı,
Asalet, zarafet, güzellik kattı,
En derin felsefik, ideolojik, entelektüel sohbetler kattı,
Bizi bizden daha çok sevdi,
Bizi bizden daha çok anladı,
Bizden daha çok, yaşamını bize adadı,
Teşekkürler Heval Tijda, Tijda Zagros, Kelly Freygang,
Bu dağlar, bu hareket, bu halk seni asla unutmayacak!
BELLA CİAO…   (HOŞÇA KAL GÜZEL…)